Rıdvan Dilmen, “Fenerbahçe, Arsenal karşısında Semih ve Guiza’yla oynarsa 5 gol yer” demişti. FB teknik direktörü (yaşlı kurt hoca!) önlem almadı. Peki ne oldu? Fenerbahçe tam da Rıdvan Dilmen’in söylediği gibi 5 gol yedi… Şu günlerde pek çok uzman Türkiye’nin küresel krizden etkilenerek bir finansal krize girebileceğini söylüyor. Diyorlar ki, önlem almazsanız sonunuz Fenerbahçe’ye benzer.

 

Bugüne kadar “bize bir şey olmaz”  havasındaydık. Neyse ki bu değişiyor. Hükümetimiz küresel krizi bayram tatili ve dünyevi olmayan güçlerin yardımı ile atlabileceğimizi düşünmekten ve bize bir şey olmaz yaklaşımından vazgeçmiş göründüğüne ve krizin Türkiye’yi de etkileyebileceğini sonunda kabul ettiğine göre, biz de krize girmeyi beklemek yerine uyarıları dikkatlice inceleyip, olası önlemler hakkında düşünmeye başlayabiliriz.

 

Önce Nouriel Roubini‘nin uyarısını okuyalım:

 

 

“Finansal bir belanın içinde olan bir düzüne gelişmekte olan piyasa var: Estonya, Latviya, Macaristan, Bulgaristan, Türkiye, Pakistan, Kore, Endonezya ve Doğu Avrupa’nın merkezindeki ve Orta Amerika’daki birkaç başka ülke daha. Şu sıralarda önemli ve yükselen bir risk var; bunlardan pek çoğu gerçek bir finansal kriz yaşayabilir. İzlanda gibi 300000 ruha sahip küçük küçücük bir ülke bile küresel piyasalar üstünde sistemsel bir etkiye sahip olabiliyor: bu ülke, bankaların ülkenin GSYİH’sının 12 katı kadar bir borç yükünün altında olduğu büyük bir yatırım fonu gibi olduğu için, bu bankaların çökmesi onların sahip olduğu varlıkların hali hazırda likiditesini kaybetmiş olan piyasalarda düzensiz (ve velveleli) bir biçimde satılmasına yol açabilir. Şimdi, Batlıklardan Türkiye’ye kadar uzanan bölgedeki yirmi kadar ülkede finansal kriz riski artıyor, çünkü bu ülkelerin büyük cari açıkları olduğu gibi başka makro ve finansal kırılganlıkları da var.” [kaynak]

 

Macaristan, Türkiye ve diğer ülkeler için, cari açık dışındaki makro ve finansal kırılganlıklar arasında özel kesimin döviz borç yükü, yerel bankaların mevduatla değil dış kaynaklarla finansman sağlıyor olması, döviz rezervlerinin ithalat miktarına kıyasla az olması, bütçe açığı, siyasi riskler ve büyümedeki yavaşlama sayılabilir. Bu kırılganlıkların pek çoğuna sahip olduğumuzu söyleyebiliriz. Bakın TEPAV | EPRİ Direktörü Fatih Özatay durumu nasıl özetlemiş:

 

“Önümüzdeki dönemde Türkiye ekonomisini zor günler bekliyor. Özellikle yurtdışı kredi kanallarının kurumaya yüz tutması şirketlerimizi etkileyecek. Bankacılık sektörümüz de eskisi kadar dış kaynak bulmakta zorluk çekecek. Bu durumda içeride küçük ve orta ölçekli şirketlerin finansa erişimleri her zamankinden daha zor olacak. Kur artma eğiliminde. Dış kredi kaynaklarının kurumasının kuru daha da artırma potansiyeli var. Bu olgu döviz cinsinden borcu döviz cinsinden alacaklarına kıyasla fazla olan şirketleri olumsuz yönde etkileyecek. Bu olumsuz tabloya bir de bankaların tüketici kredilerini de sınırlama yoluna gidebileceklerini ekleyin. Bu, şüphesiz daha az harcama yapılması anlamına gelecek. Yani, şirketler kesimi bu gelişmeden de olumsuz yönde etkilenecek. Kısacası, önümüzdeki dönemde büyüme hızı önemli ölçüde düşecek, işsizlik artacak.” [kaynak]

 

Peki ne yapmalı? Öğrenmek için Fatih hocamızın yazısını okuyun! Okumak için buraya tıklayın!

 

TEPAV Direktörü Güven Sak ise şöyle diyor: “Krizi fırsata çevirmenin yolu proaktif olmaktır.” Krizi nasıl fırsata dönüştürebileceğimizi öğrenmek için Güven hocamızın yazısını okuyun! Okumak için buraya tıklayın!

Leave a Comment




XHTML: You can use these tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>

Lütfen dikkat: Yorumlar denetlenmektedir, bu yorumunuzun yayınlanmasını geciktirebiir. Yorumunuzu tekrar gÖndermenize gerek yoktur.