Arşiv

  • Mayıs 2018 (14)
  • Nisan 2018 (22)
  • Mart 2018 (21)
  • Şubat 2018 (25)
  • Ocak 2018 (27)
  • Aralık 2017 (24)
  • Kasım 2017 (20)
  • Ekim 2017 (23)
  • Eylül 2017 (18)
  • Ağustos 2017 (19)
  • Temmuz 2017 (21)
  • Haziran 2017 (23)

    Etiketler

    Tarihten bir yaprak daha
    Fatih Özatay, Dr. 16 Mayıs 2018
    Son yazımda 2001 krizine giden süreçte kamu bankalarının bilançolarındaki tahribatın oynadığı role değinmiştim.1990’ların başlarında topladıkları fonların maliyetinin çok altında faizler ile kredi açma görevi verilmişti bu bankalara. Normal koşullarda devlet bütçesinden sağlanması gereken bu destekler, kamu bankaları yoluyla bütçe dışına çıkarılmış oluyor, kamu bankalarında oluşan zararlar nedeniyle bu bankalara karşı doğan Hazine borcu ise zamanında ödenmiyordu. Kamu bankaları, bilançolarının varlık tarafında “görev zararları karşılığı kamudan alacak” gösteriyorlardı. Bu uygulama 1990’ların ilk yıllarında başlamış, 1999 yılının sonuna gelindiğinde ise doruğa ulaşarak bu tür alacakların birikimli değeri milli gelirin yüzde 13’ünü aşmıştı. Sonuçta kamu bankalarının bilançoları çarpıcı biçim [Devamı]
    Tarihten bir yaprak
    Fatih Özatay, Dr. 09 Mayıs 2018
    Bugün geçmişe, 2001 krizi öncesine dönmek istiyorum. Krize giden süreçte bankacılık sektöründeki bozukluklar giderek artmış ve sonuçta krizin önemli nedenlerinden biri hem özel bankalardaki hem de kamu bankalarındaki önemli sorunlar olmuştu. Ancak, bankacılık sektörüne bir bütün olarak bakmak, o dönemdeki sorunların olanca çıplaklığıyla ortaya çıkmasını engeller. Zira kamu bankaları ile özel bankalar arasında önemli bir ayrışma gerçekleşmişti.Özel bankaların ilk temel ayırt edici özelliği repo cinsinden çok kısa vadeli borçlarının bilançodaki ağırlığıydı. Bu bankaların ikinci ayırt edici özellikleri ise döviz cinsinden mevduatlarının lira cinsinden mevduatlara kıyasla yüksek düzeyiydi. Açık ki özel bankalarda önemli bir bilanço bozukluğu vardı: Kur ve faiz yükselişlerine çok daha fazla duy [Devamı]
    Yüksek faizi sevmiyorum
    Fatih Özatay, Dr. 02 Mayıs 2018
    Son beş senede ortaya çıkan resmi sevmiyorum. Sevmiyorum çünkü o resim faizlerin belirgin biçimde yükseldiğini gösteriyor. İki grafik veriyorum. İlkinde Merkez Bankası’nın (TCMB) bankalara borç verdiği paranın ortalama faizinin Mayıs 2013’ten bu yana hareketi gösteriliyor.İkincisinde ise lira cinsinden tüketici kredisi faizinin aynı dönemdeki seyri yer alıyor (her iki faiz de aylık ortalama olarak ölçülüyor.) Son beş yılda TCMB faizi yüzde 4.5’ten yüzde 13.5’e yükselmiş durumda. Arada bazı düşüşler var. Ama o düşüşler kalıcı olamamış ve son beş yılda TCMB faizi tam dokuz puan sıçramış. Üstelik 2016 sonbaharından itibaren kesintisiz olarak yukarıya tırmanıyor. Benzer sevimsiz bir eğilim tüketici kredisi faizinde de gözleniyor. Dönem başında yüzde 10 olan tüketici kredisi faizi, dönem sonund [Devamı]
    İki ayaklı kırılganlığı azaltma programı
    Fatih Özatay, Dr. 25 Nisan 2018
    Seçimden sonra yapısal sorunlara çözüm getirmek üzere ekonomiye odaklanılabilinirse, ele alınması gereken sorunların başında Türkiye’nin yurtdışından kaynak girişine (borçlanmaya) olan bağımlılığı gelmeli. Nasıl azaltılacak?Bu bağımlılık önemsiz düzeylere çekilmedikçe yabancı finans çevrelerinin Türkiye’ye yönelik iştahlarındaki her değişiklik Türkiye ekonomisini etkiliyor. Algılanan riskler nedeniyle risk alma iştahı önemli ölçüde azalıyorsa, önce keskin kur ve faiz artışları gözleniyor. Sonra enflasyon artıyor. Döviz cinsinden borçlu kesimlerin, özellikle de döviz borçları döviz alacaklarından oldukça fazla olan şirketlerin bilançoları bozuluyor. Daha az dış kaynak, bir süre sonra kredi arzını olumsuz etkiliyor. Aynı koşullarda kredi talebi de düşüyor. Tüm bu gelişmeler büyüme oranını dü [Devamı]
    Maratona koşarak devam edebilecek miyiz?
    Fatih Özatay, Dr. 18 Nisan 2018
    Önce yüzeysel kalayım: Önemli makroekonomik göstergelere bakıyorum. Sadece yüzeysel olmakla yetinmiyorum, seçici de oluyorum. Tüm önemli göstergelere değil de bir kısmına odaklanıyorum. Durum şöyle: [Devamı]
    Riskleri artırmaya gerek yok ki
    Fatih Özatay, Dr. 11 Nisan 2018
    Son günlerde uygulamaya konulan ya da uygulanmak üzere kısa bir süre sonra açıklanacağı söylenen ekonomi politikası kararlarını anlamıyorum. “Başka bir dünyanın” kararları gibi duruyorlar.Kararların ortak bir paydası var: Ekonomiyi canlandırmak üzere sağa sola verilecek teşviklere (para dağıtımına) dayanıyorlar. Türkiye’yi hiç bilmeyen bir ekonomiste bu kararları anlatıp Türkiye’nin mevcut durumu hakkındaki tahmini sorsanız, işin ehli bir uzmansa söyleyeceği büyük ihtimalle şudur: “Anladığım kadarıyla ekonominiz ya potansiyelinin oldukça altında büyüyor ya da küçülüyor. Bu durumun nedeni ise ülkenize ilişkin risk algılamasındaki artış değil. ‘Kaynak bulmak –borçlanabilmek-‘ derdiniz yok. Çok muhtemelen şu sıralar paranız yabancı para birimleri karşısında değer kaybetmiyor ve piyasa faizler [Devamı]
    Paket enflasyonunun bir maliyeti: Tüketici enflasyonu
    Fatih Özatay, Dr. 04 Nisan 2018
    Dün mart ayı enflasyonu açıklandı. Beklenmedik bir gelişme yok. Düşük çift haneli rakamlara iyice yerleşti enflasyon: Yüzde 10.2. Enflasyonun dinamiğini daha iyi yansıtan temel (çekirdek) enflasyon ise daha yüksek. B ve C endeksleri mart ayını yüzde 12 ve 11.4 ile kapadılar. “Düşük çift haneli” tanımlamasına “şimdilik” kaydını düşmek gerekiyor. Nedeni açık: Döviz kurunda yaşadıklarımız, önümüzdeki dönemde liranın daha da değer kaybetme olasılığı ile peşi sıra açıklanan ve iç talebi artırması beklenen teşvikler.Enflasyondan neden hoşlanmıyoruz? Aslında soru yanlış oldu. Sanki herkes enflasyondan hoşlanmıyormuş gibi bir izlenim yaratıyor. Şöyle düzelteyim: Neden enflasyondan hoşlanmamalıyız?Enflasyon, birincisi, gelir ve servet dağılımını değiştiriyor. Gelirlerinin hiç olmazsa fiyatlar genel [Devamı]
    Yüksek büyümenin düşündürdükleri
    Fatih Özatay, Dr. 28 Mart 2018
    Yarın 2017’de ekonomimizin ne kadar büyüdüğünü öğreneceğiz. Büyümenin oldukça yüksek olacağına dair hiç kimsenin şüphesi yok. Herhangi bir yılın ya da birkaç yılın büyüme oranını bazı politikalarla yükseltmek mümkün. Önemli olan şu: Büyüme oranını yükseltmek için uygulanacak politikaların olumsuz yan etkilere (yüksek dış borç ihtiyacı, yüksek enflasyon, artan riskler ve kaynak bulma yarışı sonucu yükselen faizler gibi) yol açmaması ve dolayısıyla sürdürülemez olmaması.Bu çerçevede, iki farklı büyüme oranı kavramı olduğuna dikkat etmek gerekiyor. İlki, herhangi bir yıldaki büyüme oranı. İkincisi, sürdürülebilir büyüme oranı. Sürdürülebilir büyüme oranına iktisatçılar ‘potansiyel büyüme’ oranı diyorlar. Açık ki önemli olan potansiyel büyüme oranı ve o potansiyelin yüksek olması. Şöyle düşünü [Devamı]
    Dış şoklara karşı artan duyarlılık
    Fatih Özatay, Dr. 21 Mart 2018
    Çoğu ekonomik gösterge aynı olgulara işaret ediyor: Birincisi, 2002-2007 dönemindeki olumlu ekonomik gelişme 2011 sonrasında gözlenmiyor. İkincisi, 2002-2007 dönemindeki olumlu gidişata karşın Türkiye ekonomisi 2008-2009 küresel krizinden önemli ölçüde etkilendi. İşsizlik beş puan sıçradı ve ekonomi önceki yıllarda yaşadığımız krizlerdeki gibi keskin biçimde daraldı.İlk olguya ilişkin çeşitli kanıtlar ortaya konulabilir: O dönemde işsizlik daha düşüktü, büyüme daha yüksekti, enflasyon sürekli azalma eğilimindeydi ve 2006 sonundaki değeri bugünkünden düşüktü. ABD Merkez Bankası’nın ardı sıra faiz artırdığı zaman aralığında bizim Merkez Bankası sürekli faiz düşürmüştü. Bankacılık sektöründeki kredi artışı zorlama yollarla değil, sağlıklı yollarla gerçekleşiyordu. Mesela kredi-mevduat oranı ş [Devamı]
    Nereye gitti bunca borç?
    Fatih Özatay, Dr. 14 Mart 2018
    Türkiye’nin en önemli ekonomik sorunlarından biri -diğer tüm ekonomik sorunlarının şu ya da bu biçimde etkisi olduğu için belki de en önemli ekonomik sorunu- yüksek işsizlik oranına sahip olması. Kasım döneminde gerçekleşen işsizlik oranı yüzde 10.1 oldu. 2017 ortalaması ise daha yüksek: Yüzde 11. Tarımdaki istihdam yanıltıcı olabiliyor. Bu nedenle işgücü piyasası uzmanları, tarım dışı işsizlik oranına bakmayı daha doğru buluyorlar. O daha da yüksek: Yüzde 13.1.Elbette dünyada bizden daha yüksek işsizlik oranına sahip ülkeler de var. Ama neden kötü örneklere “özenelim”; hedef almamız gerekenlere bakalım: Kasım 2017 verilerine göre işsizlik oranı Japonya’da 2.7, Almanya’da 3.6, ABD’de 4.1 ve İngiltere’de 4.3. Bizim de yer aldığımız G20 grubundaki büyük gelişmekte olan ülkelerden de böyle dü [Devamı]