Arşiv

  • Kasım 2017 (14)
  • Ekim 2017 (23)
  • Eylül 2017 (18)
  • Ağustos 2017 (19)
  • Temmuz 2017 (21)
  • Haziran 2017 (23)
  • Mayıs 2017 (20)
  • Nisan 2017 (19)
  • Mart 2017 (21)
  • Şubat 2017 (16)
  • Ocak 2017 (20)
  • Aralık 2016 (19)

    Etiketler

    Peki, şimdi ne yapmak lazım?
    Güven Sak, Dr. 20 Kasım 2017
    Sanki ben bu havayı daha önce teneffüs etmiştim. Bir tarafta bir tedirginlik var. Tedirginlik, ekonominin gidişatı konusunda. İşin böyle gitmeyeceğini, düşündüğünüzden daha çok kişi görüyor. Öteki tarafta ise uzun bir iktisadi tedbirler çarşaf listesi var. Bakıyorsunuz, hepsi de  son 15 yılda Türkiye’de ihmal edilmiş deve dişi gibi işler. Bugünden yarına herhangi birinin hemen halledilip, sonuç alınamayacağı gün gibi ortada. Uzun iktisadi tedbirler manzumesi, ortadaki tedirginliği yalnızca artırıyor, çaresizliği besliyor. Neden? 2019 yılı aynı anda hem çok yakın, hem çok uzak olduğu için. Dolayısıyla soru hep ortada kalıyor: “Peki, şimdi ne yapmak lazım?” Gelin bugün bir bakalım ortadaki telaşeye. [Devamı]
    Kredi Garanti Fonu ve eğitim reformu
    Fatih Özatay, Dr. 19 Temmuz 2017
    Yılın ilk yarısındaki çok hızlı kredi genişlemesine yol açan ekonomik kararlar alınmadan iki noktaya odaklanmak yararlı olurdu: Birincisi riskti: Böyle bir karar, bankaları mevduat toplama ve bulabilirlerse daha fazla dış borç alma yarışına sokabilirdi. Oysa, hızlı kredi artışına yol açan ekonomi politikası (Kredi Garanti Fonu’na referandum öncesinde Hazine’nin yüklü bir kaynak koyması) uygulanmadan önce zaten kredi-mevduat oranı çok yüksekti. Farklı bir ifadeyle, mevcut kredi arzını idame ettirecek kaynaklara ulaşmak açısından sorunlar vardı. İkinci odaklanılacak nokta bu politikanın ne kadar işe yarayacağı konusuydu: Türkiye’de özellikle makine ve teçhizat yatırımlarının neden düşük düzeylerde seyrettiğini dikkatle incelemek gerekiyordu. Böyle bir inceleme, yetersiz yatırım d [Devamı]
    Yatırımcının risk iştahı nasıl kabartılır?
    Güven Sak, Dr. 05 Haziran 2017
    Türkiye, özellikle 2007’den beri, siyasetin gereklerinin ekonominin gereklerini perdelediği bir geçiş sürecinin içinden geçiyor. Hala da bitmedi bu süreç. Ancak 2017’de siyasetin gerekleri ile ekonominin gereklerini uyuşturan bir imkân ortaya çıktı. Nisan 2017 referandumunun iktidar partisi açısından tartışmasız bir zaferle sonuçlanmaması, bana kalırsa, hem yerel hem genel hem de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin önceden planlandığı gibi 2019’da yapılması ihtimalini güçlendirdi. Ya da şöyle diyeyim: Seçimlerin, zamanında yapılma ihtimali, erken seçim yapılması ihtimalinden daha yüksek oldu. Ben bunun bir imkân olduğunu düşünüyorum. Peki, Türkiye’nin bu imkânı kullanmaya hali var mı? Daha somut bir biçimde sorarsam, Türkiye özelinde, yatırımcının risk alma iştahı kısa vadede nasıl kabartılır? G [Devamı]
    Otomatik katılım neden patinaj yapıyor?
    Fatih Özatay, Dr. 22 Mart 2017
    “Normal” ekonomilerde yurtiçi tasarrufu artırmak için yapılabilecek “en iyi, en doğru yapısal reformlar listesi”nin ilk sıralarında gelen “sisteme herkesin otomatik katıldığı ama her katılana sistemden çıkma (cayma) tercihinin verildiği bireysel emeklilik sistemi” reformu Türkiye’de neden patinaj yapıyor?Haber şöyle: “1 Ocak’ta bin ve daha fazla çalışanı olan işletmelerden başlayan ve 45 yaş altındaki tüm çalışanların otomatik olarak katıldığı bireysel emeklilik sisteminden cayma tercihini seçerek çıkanların oranı 1 Mart itibariyle yüzde 54’e ulaştı”.Psikoloji ve davranışsal iktisat alanındaki çalışmalar bize kişilerin kendi çıkarlarına uygun davranmayabileceklerini gösteriyor. Bu nedenle özellikle sağlık, eğitim ve emeklilik gibi alanlarda onların çıkarlarına olacak uygulamalarda “yol gös [Devamı]
    Yılbaşı terörü aklımızı başımıza getirmelidir
    Güven Sak, Dr. 02 Ocak 2017
    Bu hafta sonu, bir takvim yılından ötekine geçtik. 2016 bitti, 2017 başladı. Aslında dünyada değişen bir şey olmadı. Ağaçlar, denizler, kuşlar, böcekler öyle bir takvim yılından ötekine geçmedi. Biz insanlar bir takvim yılından ötekine geçtik. Takvim yılı dediğiniz insan türünün yaşam kolaylaşsın diye uydurduklarından biri yalnızca. Bakın mesela biz şimdi 2017 yılına geçtik ama Suudi Arabistan hala 1438 yılında bulunuyor. Yakında onlar da, Türkiye’nin 1926’da Atatürk reformları ile yaptığını yapıp, idari bir kararla, 2017 yılına geçecekler. Ne olacak? Takvim sistemlerini değiştirecekler. Paralel bir evrenden dünyanın kalanına uymak üzere bizim tarafa gelecekler. İsrail parlamentosu, Knesset’e göre ise halen 5776 yılında bulunuyoruz. Kul yapısı kurgu dediğim işte bu. [Devamı]
    Üç haber ve bir soru: Bu ülkede yapısal reform yapılabilir mi?
    Fatih Özatay, Dr. 19 Ekim 2016
    İlk haberimiz "proje okullar"a ilişkin. Özü: Başarılı okullarda belli bir sürenin üzerinde görev yapmış öğretmenlerin başka okullara tayin edilmesi öğrencilerin ve velilerin tepkisini çekiyor. Ben, Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB) "proje okullar" listesindeki bir okuldan -güncel adıyla Meram Anadolu Lisesi'nden, ilk ve benim zamanındaki adıyla da Konya Maarif Koleji'nden- mezunum. 1955'te Türkiye'de beş tane açıldı bu liselerden: Bornova, Eskişehir, Kadıköy, Konya ve Samsun Maarif Kolejleri. MEB internet sitesinden 2016 listesini aradım; bulamadım ama Eylül 2015'teki listeye göre bunların tümü "proje okullar" arasında. Kurulduklarında, ilk yılı İngilizce hazırlık olmak üzere yedi yıl yüksek kalitede eğitim veriyorlardı. Yetenek sınavıyla öğrenci alınıyordu. Mesela ben Ağrı'dan gelip sınava [Devamı]
    Bireysel emekliliğe otomatik katılım
    Fatih Özatay, Dr. 22 Haziran 2016
    Reform yapmak zor iş. Alın mesela sosyal güvenlik reformunu. Reform yapılmadan neler yazıldı çizildi. “Mezarda emeklilik” kavramı o reforma direncin ne denli şiddetli olduğunu gösteriyordu. Oysa Türkiye’de bir dönem çalışanlar 40 yaş civarında emekli olabiliyorlardı. Emeklilik sistemi ise çalışanlardan kesilen paranın mevcut emeklilere paylaştırılmasına dayanıyordu. Yani, bir musluktan havuza su doluyor, başka bir musluktan ise havuzdaki su azaltılıyordu. Emekli yaşı çok düşük olunca, havuza akıtılan su azalırken, havuzdan çekilen su artıyordu. Sonuçta şöyle bir noktaya geldi sistem: Havuzdan çekilmesi gereken su, havuzdakinden kat ve kat fazla olunca; birincisi devlet bütçesinden havuza su akıtıldı (bütçe açıkları), ikincisi her emekliye havuzdan daha az su verildi (emekli maaşları düşük [Devamı]
    Bir seçeneğin sizin adınıza seçilmesi neden kritik?
    Fatih Özatay, Dr. 20 Nisan 2016
    Son zamanlarda “yapısal reform” adına okuduğum en önemli haber mealen şöyle: “Hükümet haziran ayı sonuna kadar yapılacak düzenlemeyle, tüm çalışanlara otomatik bireysel emekli hesabı açmaya hazırlanıyor. Düzenlemenin amacı, tasarruf oranlarını artırmak olarak belirlendi.”   Hemen belirteyim; bu haberi önemli bulmamın nedeni yeni bireysel emeklilik hesaplarının çok düşük olan tasarruf oranlarımızı artıracak olması değil. Muhtemelen artıracaktır. Dolayısıyla önemli bir yapısal reform hamlesi olabilir bu adım; ama o ayrı bir tartışma konusu. Haberin önemli olmasının bir başka nedeni (daha) var.Psikologlar ile iktisatçıların ortak çalışmalarını yansıtan davranışsal iktisat alanındaki önemli bulgulardan biri şöyle: İnsanların bir konuda karar vereceklerini düşünün. Önlerine sunulan birkaç tane [Devamı]
    Türkiye’de reform yapmak neden bu kadar zor?
    Güven Sak, Dr. 22 Şubat 2016
    1980’de Türkiye’de kişi başına gelir 1500 dolar civarındaydı. 2010’da 10 bin dolara ulaştık. Hala aynı yerdeyiz. Neden? 1500 dolardan 10 bin dolara her ne yaparak geldiysek, buradan 25 bin dolara aynı işleri, aynı biçimde yaparak çıkamayız. Nitekim çıkamıyoruz da. Bu ne demek? 10 bin dolardan 25 bin dolara çıkabilmek için Türkiye’nin reform yapması lazım. İş yapma biçimimizi radikal bir biçimde elden geçirmemiz lazım. Her sektörde aynı anda verimlilik artışlarına yol açacak bir teknolojik yenilenmenin kapısını aralamamız lazım. Eğitim sistemimizi, vergi sistemimizi ve de adalet sistemimizi gözden geçirmemiz lazım. Dün 1500 dolardan 10 bin dolara işgücünü ucuzlatarak geldik. Şimdi adaleti ucuzlatmamız, eğitimi ucuzlatmamız, yolsuzluk yapmayı pahalılaştırmamız lazım. Bütün bunları biliyoruz. [Devamı]
    Türkiye’de değişim yapmak neden bu kadar zor?
    Güven Sak, Dr. 11 Şubat 2016
    Bu aralar Ömer Dinçer’in kitabını okuyorum. Size de tavsiye ederim. Daha geçenlerde, “Nedir bu Türkiye’nin kamudan çektiği?” diye sormuştum. Türkiye’nin büyük hayalleri var ama bu hayalleri gerçekleştirebilecek kapasitesi yok demiştim. Bilmem hatırladınız mı? Ben, Türkiye’nin temel probleminin devletin hantallığı olduğunu düşünüyorum. Hantallığı burada beceriksizlik manasında kullanıyorum. Bu, bir nevi kapasite problemi aslında. Burada öyle kutsal, büyük harfle yazılan bir devlet fikrinden filan bahsetmiyorum. Devletten, millete hizmet götürmesi gereken bir aygıt olarak bahsediyorum. Türkiye, bana sorarsanız, ne çekiyorsa kamu idaresi reformunu 2000’lerin başında becerememiş olmasından çekiyor. Avrupa Birliği adaylık sürecini bir kamu idaresi reformu sürecine çevirememesinden çekiyor. İşte [Devamı]