Arşiv

  • Ocak 2018 (15)
  • Aralık 2017 (24)
  • Kasım 2017 (20)
  • Ekim 2017 (23)
  • Eylül 2017 (18)
  • Ağustos 2017 (19)
  • Temmuz 2017 (21)
  • Haziran 2017 (23)
  • Mayıs 2017 (20)
  • Nisan 2017 (19)
  • Mart 2017 (21)
  • Şubat 2017 (16)

    Etiketler

    Bozuk gelir dağılımı
    Fatih Özatay, Dr. 10 Ocak 2018
    Refah açısından bakıldığında, bir ülkenin milli gelirinin büyüklüğü açısından dünyanın bilmem kaçıncı ülkesinin olmasının bir önemi yok. Aynı para birimi cinsinden ölçüldüğünde, A ülkesinin milli geliri 100 mangır, B ülkesinin milli geliri ise 500 mangır olsun. A ülkesinde 100, B ülkesinde ise 1000 kişi yaşasın. Bu durumda A ülkesinde kişi başına gelir 1 mangır, B ülkesinde ise 0.5 mangır olacak. Kişi başına düşen gelir açısından bakıldığında, açık ki, milli geliri çok daha düşük olan A ülkesi B ülkesinin iki katı kadar zengin.Oysa vatandaşların refahındaki değişimleri değerlendirebilmek için kişi başına gelir düzeyindeki değişimleri incelemek çok yetersiz. Öyle ya, emeklilerin oturduğu bir kahveye bir tane milyarder girse, kahvede o girmeden önceki kişi başına gelir düzeyi ile o girdikten [Devamı]
    2018
    Fatih Özatay, Dr. 03 Ocak 2018
    Üst üste iki yazı 2017’yi değerlendirdikten sonra sıra 2018’e ilişkin beklentilerimi tartışmaya geldi. Temel beklentimi şöyle özetleyebilirim. Yurtdışından kaynaklanan büyük bir şok gelmedikçe 2018 “idare ettiğimiz” bir yıl olacak; pek heyecanlanmayacağız.Temel senaryom şöyle: Yurtdışından büyük bir şok gelmiyor. ABD Merkez Bankası ve Avrupa Merkez Bankası çok önceden yaptıkları açıklamalara uygun bir para politikası uygulamaya devam ediyorlar. ABD ile oldukça bozuk olan ilişkiler bilinen çerçevede kalıyor; ekonomimizi zorlayabilecek ABD kaynaklı anlamsız yaptırımlar gündeme gelmiyor. Avrupa ile bir miktar yumuşama yaşıyoruz. Bölgemizde son zamanlarda attığımız daha dengeli dış politika adımları sürüyor. Ham petrol ve doğalgaz ithal fiyatları mevcut düzeylerinde seyrediyor. Erken seçim yap [Devamı]
    2017 değerlendirmesi (2)
    Fatih Özatay, Dr. 27 Aralık 2017
    Geçen haftaki yazımda 2017 yılında ekonomimizi değerlendirmiş ve yedi önemli soruna dikkat çekmiştim. Mümkün olduğunca gruplayarak o sorunları doğuran nedenleri tartışmak istiyorum bugün. Bazı sorunları tek gruba sokmak mümkün değil; birden fazla grupta yer alabilirler bu nedenle.İlk sorun grubu. “Yüksek enflasyon”, “döviz kurunda belirgin artış ve oynaklık” ile “lira cinsinden kredilerin lira cinsinden mevduata oranının yüksek olması”: Bu gruptaki ilk iki sorun temelde para politikası ile ilgili. Merkez Bankası’nın (MB) politika faizini (şu sıralarda geç likidite penceresi faizi) yeteri kadar yükseltmemesi, yıllardır enflasyonun hedefin oldukça üzerinde seyretmesine yol açtı. Ağırlıklı olarak dış şoklar nedeniyle ortaya çıkan ani ve uzun süreli kur artışlarının doğuracağı ek enflasyona da [Devamı]
    2017 değerlendirmesi
    Fatih Özatay, Dr. 20 Aralık 2017
    Adettendir; yıl biterken o yılı değerlendirmek, gelen hakkında da ahkâm kesmek gerekir. Adet yerini bulsun; 2017’de ekonomimizde dikkatimi çeken gelişmelere değineyim bugün. “Gelişmeler” derken çok sayıda göstergeyi art arda sıralamak değil niyetim. “Sorunlar” penceresinden bakmak istiyorum 2017’ye; zira önemli kırılganlıklar var Türkiye ekonomisinde ve bunların bazıları biraz daha dikkat çeker hale geldi 2017’de. Bu değerlendirmeyi şöyle yapacağım: Önemli sorunlara işaret eden göstergelerin küresel kriz öncesindeki değerlerini 2017 yılının ortalama değerleri ile karşılaştıracağım. Elbette 2017’nin tümüne ait veriler yok; ne varsa onunla yetineceğim.Sözünü ettiğim değişkenler ve onlara ait değerler tabloda yer alıyorlar. Makine-teçhizat yatırımlarını tabloya alamadım çünkü veri 2009’dan ba [Devamı]
    Sahi, para politikası sıkı maliye politikası gevşek mi?
    Fatih Özatay, Dr. 13 Aralık 2017
    Son dönemde bazı yorumcular Türkiye’de “sıkı para politikası – gevşek maliye politikası” şeklinde özetlenebilecek bir ekonomi politikasının uygulandığını öne sürüyorlar. Bu sav –dile getirenler alınmasın, bana biraz eğlenceli geliyor.Birinci grafikte Ocak 2010’dan bu yana tüketici enflasyonunun, çekirdek (temel) enflasyonun (C göstergesi) ve Merkez Bankası’nın enflasyon hedefinin gelişimi gösteriliyor. İkinci grafikte ise tüketici enflasyonu ile enflasyon hedefi arasındaki fark yer alıyor; sıfırın üzerindeki her değer enflasyonun hedefin üzerinde kaldığını gösteriyor. Dikkat ederseniz nerdeyse ele alınan dönemin tümünde hedeften önemli ölçüde sapma var ve bu sapma yukarıya doğru. Ama daha önemlisi şu: Özellikle son dönemde sapma yukarıya doğru keskin bir eğilim gösteriyor. Farklı bir ifade [Devamı]
    Söz konusu kur sıçramasıysa gerisi teferruattır
    Fatih Özatay, Dr. 29 Kasım 2017
    Söz konusu döviz kurundaki sıçrama olunca herkes ayağa kalkıyor; gerisi teferruat düzeyine iniyor. Bırakın bu düzeyde bir tepkiyi, bunun ben diyeyim beşte biri, siz deyin onda biri kadar tepki, ne işsizlik sıçradığında ne de enflasyon alıp başını gittiğinde veriliyor; onlar birer teferruat olarak görülüyor. Elbette bu davranış biçiminin geçmişte yaşadığımız krizlerin hala hafızamızda canlı olması ile çok yakından bir ilgisi var. Neredeyse kur sıçraması krizle eş anlamlı hale geldi ülkemizde. Doğru değil elbette; her kur artışına kriz demek mümkün değil: Kriz statüsünü “kazanabilmesi” için arkasından banka ya da şirket iflasları (ya da kapatmaları, el koymaları), işsizlikte sıçrama, ekonomide daralma gibi gelişmelerin en azından bir kısmının yaşanması gerekir.Şüphesiz kur sıçramalarına karş [Devamı]
    Komplolar ve komplo teorileri
    Fatih Özatay, Dr. 22 Kasım 2017
    2001 krizinin tüm etkilerinin yaşandığı ortamda para politikasına ilişkin bir karar alınırken yaşanan tartışmalarda kimi zaman gündeme gelen komplo teorilerine hep dudak büktüm. Zira tartışmanın iktisadi platformdan çıkıp ucu sonu belli olmayan bir düzleme sıçramasına kapı aralıyordu bu tür teoriler. Komploları bir tarafa bırakarak üzerinize düşeni yapıp gerekli kararları almayı zorlaştırıyorlardı. Komplo teoricilerine ve teorilerine o dönemde prim verilmedi ve para politikası sağlıklı bir zeminde yürütülebildi. Sonucu biliyorsunuz: Türkiye üst üste büyüme rekorları kırarken enflasyon yüze 65’lerden yüzde 6’lara düştü (enflasyon-büyüme-faiz ilişkisi üzerine medyada her gün ahkâm kesenlerin biraz o dönemde yaşananlara dönüp bakmalarında yarar var).Murat Yetkin’in Doğan Kitap’tan geçen ay gü [Devamı]
    Şapkadan tavşan yerine temel sorunlarımıza çözüm çıkarsak?
    Fatih Özatay, Dr. 15 Kasım 2017
    Merkez Bankası (MB) son zamanlarda döviz piyasasındaki hareketlere karşı bazı adımlar atıyor. Bunlardan ihracat reeskont kredilerine ilişkin olanı geçen yazıda tartışmış “ve ne gerek var” demiştim. Zira Şubat 2018’e kadar yürürlükte kalacak bu kararla süre zarfında kredisini geri ödeyecek olana MB eliyle kaynak aktarılıyor, buna karşılık bu süre başlamadan birkaç gün önce ödeyenler ya da bittikten hemen sonra ödeyecekler dezavantajlı duruma düşüyorlardı. Bu kararda en sakıncalı olan elbette işin “kaynak aktarımı” kısmı, avantaj/dezavantaj ikincil planda. Bir de döviz kurunun Şubat 2018 değeri için bir sinyal veriliyor. Bu sakıncalar nedeniyle “ne gerek var”dı.Hafta başında bir MB yetkilisi şirketlere döviz kuru riski koruması sağlayacak Türk lirası uzlaşmalı vadeli döviz işlemlerine başlam [Devamı]
    Mevzuat değiştirerek faiz oranları aşağıya çekilebilir mi?
    Fatih Özatay, Dr. 01 Kasım 2017
    Belli bir amaca ulaşmak için ekonomi politikası önerisi geliştirirken ilgili kısıtlara dikkat etmek gerekir. Mesela, son günlerde gündeme gelen “bankaların kaynak maliyetini indirerek faiz oranlarında düşüş sağlamak” önerisini ele alın. Sermayesini bir tarafa bırakırsak, bir bankanın üç ana kaynak edinme yöntemi var: Mevduat alabilir, tahvil çıkarabilir ve yurtdışından tahvil dışındaki araçlarla borçlanabilir. Bu fonların maliyeti ne kadar düşük olursa, “normal” bir kâr oranı olduğu kabulüyle, o bankanın açtığı kredinin faizi de o kadar düşük olacaktır. Dolayısıyla, banka dışı şirketler kesimine ve hanehalkına açılan kredilerin faizlerini düşürmeyi amaçlayan bir ekonomi politikasının, bankaların kaynak maliyetini düşürmeye odaklanması yerindedir. Ama bir şartla: Geliştirilen politikanın, a [Devamı]
    Kredi ve dış finansman
    Fatih Özatay, Dr. 25 Ekim 2017
    Geçtiğimiz yılın sonlarından itibaren kredi artışı çok yüksek düzeylere ulaştı. Önce kamu bankaları baş çekti. Sonra özel bankalar da kamu bankalarına ayak uydurmaya çalıştılar. Bu hızlı artış mayıs ortalarında zirveye ulaştı; o zamandan bu yana kredi artış oranı sürekli düşüyor. Kur hareketlerinden arındırılmış kredilerin on üç haftalık hareketli ortalamalarının yıllıklandırılmış yüzde artışları incelenince (finansal istikrarı bozabileceği gerekçesiyle yüksek kredi artışına karşı hassas olduğu dönemlerde Merkez Bankası öyle bakıyordu) şu rakamlar ortaya çıkıyor: Mayıs 2017 sonunda toplam kredi artışı yüzde 45.5 gibi yüksek bir değer. Kamu bankalarında zirve noktasına bir hafta sonra ulaşılıyor: Yüzde 59.2: Çok yüksek. Özel bankalarda görülen en yüksek değer ise yüzde 40.5 ve mayıs sonunda [Devamı]