Arşiv

  • Eylül 2017 (12)
  • Ağustos 2017 (19)
  • Temmuz 2017 (21)
  • Haziran 2017 (23)
  • Mayıs 2017 (20)
  • Nisan 2017 (19)
  • Mart 2017 (21)
  • Şubat 2017 (16)
  • Ocak 2017 (20)
  • Aralık 2016 (19)
  • Kasım 2016 (22)
  • Ekim 2016 (18)

    Etiketler

    Üstüme vazife değil ama…
    Fatih Özatay, Dr. 26 Temmuz 2017
    Perşembe günü Merkez Bankası Para Politikası Kurulu toplantısı var. Merkez Bankası’nın ne karar alacağı konusunda pek bir tartışma yok ortada. Bunun bir nedeni “yaz rehaveti”. Ama asıl nedeni, ortada “ilginç bir olay” olmaması. “Olay yok” derken, döviz kurunun son haftalarda izlediği sakin seyri kastediyorum. Aynı “sakinlik” enflasyon açısından da geçerli olsaydı, Para Politikası Kurulu’nun toplantısı hakkında orada burada konuşulmaması çok olumlu bir gelişmeye işaret edecekti; “döviz ve enflasyon açısından her şey normal” diyecektik. [Devamı]
    Kalkınmacı merkez bankacılığı
    Fatih Özatay, Dr. 03 Mayıs 2017
    İki hafta önce bir konferansın soru-cevap kısmında cevaplamam istenen sorulardan biri “kalkınmacı merkez bankacılığı” hakkında ne düşündüğümdü. Anlamadım ilk başta; oksimoron bir tanımlama diye düşündüm ama tam da öyle değildi. Sonuçta bir merkez bankası işini doğru yaparsa ülkenin ekonomisine olumlu yönde katkı yapardı. Ekonomiye olumlu katkı yapmak elbette “kalkınma” ile eş anlamlı değildi ama uzaktan da olsa bir bağlantı kurulabilirdi. Soruyu yöneltenden sorusunu biraz daha açmasını istediğimde, “enflasyon hedeflemesi yerine nominal GSYH hedeflemesi”ni kastettiğini belirtti.Kalkınma büyümeye göre çok daha geniş bir kavram; büyümeyi de içeriyor elbette ama daha pek çok unsuru da içinde barındırıyor: Temiz bir çevre, daha az bebek ölümü, herkesin eğitime ulaşabilmesi ve eğitimin kaliteli [Devamı]
    Biz bu işi neden yaptık?
    Fatih Özatay, Dr. 22 Şubat 2017
    1 Kasım 2016 tarihinde, yani bundan üç ay yirmi iki gün önce bir dolar 3 lira 10 kuruştu. Merkez Bankası’nın (TCMB) faizi ise yüzde 7.80 düzeyindeydi. Bu tarihten itibaren döviz kurunda baş döndürücü bir artış gördük: Bir ay sonra –aralık ayının başında- dolar kuru 3.45’e çıktı; farklı bir ifadeyle kur yüzde 6 arttı. Aradan bir ay daha geçti ve yeni yılın ilk iş günü bir dolar 3.54’e yükseldi. Yirmi beş gün sonra, 27 Ocak günü döviz kuru 3.88’e sıçradı. Bu yazının kaleme alındığı pazartesi günü ise bir dolar 3 lira 62 kuruşa gerilemişti (tüm bu hareketler grafikte gösteriliyor).Soru şu: Ne oldu da üç aydan biraz kısa bir sürede 3.10’dan 3.88’e sıçrayan, yani yüzde 25.2 oranında artan döviz kuru, bir aydan kısa bir sürede 3.62’ye geriledi? Soru şüphesiz çok kolay bir soru; yanıtı yeteri kad [Devamı]
    Şimdi bu işin dibini görmüş sayılır mıyız?
    Güven Sak, Dr. 16 Şubat 2017
    Ocak ayının başlarında 1 Dolar yaklaşık 3,60 Lira ediyordu. Bugün yine benzer bir noktaya geldik ama Ocak ayı sonunda 3,90’a yaklaşan bir seviyeden. 2015 yılı Ocak ayının başında 1 Dolar 2,30 Liraydı, hatırlatayım. O günden beri Lira Dolar karşısında hızla değer kaybetti, sonra biraz toparlandı. Ocak ayı sonunda baksanız 2 yıllık değer kaybı yüzde 70’e yakın olurdu, bugün yüzde 57’de duruyor. Türk Lirasının Amerikan Doları karşısındaki serencamında artık işin dibini görmüş sayılır mıyız? Doğrusu ya,  ben bu soruyu “Hayır” diye cevaplama eğilimindeyim, “biz daha bu işin dibini görmüş filan değiliz”. Gelin kısaca bir  ne düşündüğümü anlatmaya çalışayım. [Devamı]
    “Yandım anam yetiş faizi”ni devreden çıkarma adımı
    Fatih Özatay, Dr. 25 Ocak 2017
    Son yazımın başlığı “ Allah tamamına erdirsin” şeklindeydi. Kısmen de olsa erdi. Merkez Bankası, döviz kurundaki hızlı yükseliş karşısında yaklaşık iki haftadır yaptığı işi, dünkü Para Politikası Kurulu toplantısında güçlendirerek sürdürdü. Bankalardan borç alma faizini (grafikte “alt sınır” olarak geçen -ki bizi ilgilendirmiyor şu anda) ve artık sadece adı “politika faizi” olan ve normal koşullar altında yaşayan ülkelerde bankaların merkez bankalarından aldıkları kısa vadeli borcun maliyetini ifade eden faizi (grafikte “repo faizi”) değiştirmedi. Buna karşılık, yaklaşık iki haftadır bankalara borç verdiği iki ayrı kanalın faizini yükseltti: Gecelik borç verme faizini 0.75 puan artırarak yüzde 9.25’e (grafikte “üst sınır”), saat 16’dan sonra geçerli olan “yandım anam yetiş faizi [Devamı]
    Allah tamamına erdirsin
    Fatih Özatay, Dr. 18 Ocak 2017
    Olan biteni artık biliyorsunuz. Sonuçta çok gecikerek de olsa doğru yönde bir adım attı Merkez Bankası. Evet, attığı adım alışılageldik biçimde atılmış bir adım değil, evet yaptığı eylemin adını bir türlü koymuyor ama sonuçta (devamını getirmek koşuluyla) liranın daha da değer kaybetmesini engelleyici bir iş yaptı.Merkez Bankası bankalara üç ayrı faizden borç para veriyor: Haftalık repo faizinden, gecelik borç verme faizinden ve geç likidite penceresi borç verme faizinden. Bunlardan ilki faiz koridorunun içinde belirleniyor ve şu anda yüzde 8 düzeyinde. Gecelik borç verme faizi ise koridorun üst sınırını oluşturuyor ve yüzde 8.5’e eşit. Geç likidite faizi ise cezai bir faiz ve yüzde 10 düzeyinde.Dünyada, normal koşullar altında koridor sistemini uygulayan bir merkez bankasının asıl önemli [Devamı]
    Merkez Bankası ne yapabilir?
    Fatih Özatay, Dr. 23 Kasım 2016
    Bir süredir döviz kuru neredeyse kesintisiz yükseliyor. Merkez Bankası bu gidişat karşısında ne yapabilir? Bu soru elbette çok önemli ama yanıtlayabilmek için önce “hangi Merkez Bankası” sorusuna cevap vermek gerekiyor. [Devamı]
    Merkez bankası bağımsızlığı fikrinin sonuna geldik mi?
    Güven Sak, Dr. 21 Kasım 2016
    Geçen hafta önce İngiliz Financial Times gazetesinde Wolfgang Münchau yazdı. Sonra Amerikan Merkez Bankası (Fed)  Başkanı Janet Yellen Amerikan Kongresi’nin Karma Ekonomi Komitesi’nde konuşurken mesele tekrar gündeme geldi. Ne oluyor? Artık merkez bankası bağımsızlığı fikrinin sonuna mı gelmiş bulunuyoruz? Ben öyle düşünmüyorum ama sanırım Amerika’nın yeni başkanı Donald Trump ve İngiltere başbakanı Theresa May öyle düşünüyorlar. Doğrusu ya, onların ne düşündüklerinin daha önemli olacağı bir yeni döneme giriyoruz. Peki, bu Türkiye için ne anlama gelir? Gelin hızla bir üstünden geçelim. [Devamı]
    Bir “boyum yetmi” öyküsü
    Fatih Özatay, Dr. 17 Ağustos 2016
    Bir ay öncesine kadar küçük bir bahçesi olan evde oturuyordum. Bizim bahçeye yakındaki üç-dört bahçeyle birlikte Haydar bakıyordu. Haydar her sabah, Ankara’nın bir ucundan -ta Elmadağ’daki köyünden kalkıp, diğer ucuna -Çayyolu’na gelirdi. Kasım ortası – aralık başı “hakkınızı helal edin” deyip gider, mart ortası gibi birden bahçede görünür; baharın geldiğini anlardınız. Yeni dönemin ilk ücretini, eski ücretini yaklaşık enflasyon kadar artırıp vermeye kalktığınızda genellikle “yok, bu fazla; alamam” derdi. Bin dereden su getirip “bak, enflasyon” falan diye ikna etmek gerekirdi. Gönlü tok Haydar oldukça kısa boyluydu. Bir defasında pek de uzun olmayan bir ağacı üst tarafından budamasını istediğimde; üzgün, “Hocam, boyum yetmi” demişti. Küresel krizden önceki birkaç yıllık dönemde hızlı kredi [Devamı]
    Dikkat çekici sinyaller
    Fatih Özatay, Dr. 01 Haziran 2016
    Birkaç yazı Türkiye’nin ileride başına bela olma potansiyeli taşıyan risklere değindim. Geçen haftaki yazım, İspanya’da 1995-2007 döneminde verimliliğin önemli ölçüde düşmesini, başarılı olmak için devlet desteğine ihtiyaç duyan sektörlerde yatırımların ahbap-çavuş kapitalizmi yoluyla yoğunlaşmasına bağlıyordu. Elbette ön sırada inşaat geliyordu. 11 Mayıs tarihli yazımda ise “müstakbel kamu açıkları” konusunu ele aldım. 1997’de Asya kaplanlarında çıkan krizin ana nedeni olarak özel sektörün büyük yatırımlarına verilen devlet garantileri gösteriliyor. Kriz literatüründe “müstakbel kamu açıkları” olarak ele alınıyor ve ahbap-çavuş kapitalizmi ile yakından ilgisi var. Zira devlet garantileri ahbap çavuş ilişkileri çerçevesinde verilmiş bu ülkelerde. Türkiye’nin hem İspanya’nın kötü deneyimind [Devamı]