Arşiv

  • Mart 2017 (17)
  • Şubat 2017 (16)
  • Ocak 2017 (20)
  • Aralık 2016 (19)
  • Kasım 2016 (22)
  • Ekim 2016 (18)
  • Eylül 2016 (17)
  • Ağustos 2016 (20)
  • Temmuz 2016 (19)
  • Haziran 2016 (20)
  • Mayıs 2016 (22)
  • Nisan 2016 (18)

    Etiketler

    Kapitalizmin geleceği

    N. Emrah Aydınonat, Dr.12 Şubat 2013 - Okunma Sayısı: 4900

    Kapitalizmin sonu mu geldi? Bu soruya herkes kendi meşrebince cevap veriyor. “Oh sonu geldi!” diyen de var, “Kapitalizmden iyisi yok” diyen de. Ana-akım iktisatçıların çoğu küresel kapitalizmin sorunları olduğunu kabul ediyor, ama kapitalizmin yerine başka bir şey geleceğine de inanmıyor. Kapitalizmin yerine başka türde bir kapitalizm geleceğini düşünüyorlar (örneğin, bak. Rogoff 2011, Roubini 2011). Özetle, kapitalizmin bazı sıkıntıları olduğu neredeyse genel kabul görse de kapitalizmin alternatifinin “daha iyi bir kapitalizm” olduğu düşünülüyor. Sorun şu ki, bu daha iyi kapitalizmin nasıl bir şey olduğu konusunda bir fikir birliği yok.

    Peki, kapitalizmin sıkıntısı nedir? İktisatçılar sorunları şöyle listeliyor: eşitsizlik, yoksulluk, işsizlik, umutsuzluk, kamu mallarının sağlanamaması, doğmamış nesillerin refahının göz ardı edilmesi ve tabii ki finansal krizler (Rogoff 2011, Roubini 2011). Finansal krizler kısmını hepimiz biliyoruz. Kamu mallarının sağlanması, mesela sağlık hizmetleriyle ilgili problemleri de biliyoruz. İşsizlik de tamam. Peki ya eşitsizlik? Kapitalizmin alâmet-i fârikası fırsat eşitliği değil miydi? Kapitalizm ve demokrasinin ülkeler arası gelir farklılıklarının azalmasında çok önemli rol oynadığı sürekli tefrika edilmiyor muydu? İktisatçılar bu ikinci konuda geri adım atmış değil. En azından kalkınma göstergeleri açısından ülkelerarası farkların azaldığını söylemek mümkün. Öte taraftan, bir ülkede yaşayan bireylerin gelirlerine baktığımızda, zenginle yoksul arasındaki farkların çoğu zaman modellerinde gelir dağılımını göz aradı eden iktisatçıların bile dikkatini çekecek boyutlarda olduğunu görüyoruz. Hatta vurguyu arttırmak için şöyle ifade edeyim, The Economist bile artan eşitsizliğin zamanımızın en büyük iktisadi ve siyasi zorluklarından biri olduğunu söylüyor (Economist, 2012a,d). OECD ve Avrupa Komisyonu da benzer tespitler yapıyor: Dünyanın 30 gelişmiş ülkesinde 1980’lerden beri gelir eşitsizliğindeki artış devam ediyor (OECD 2008a, 2011; Avrupa Komisyonu 2010). Aslında bu yeni bir hikâye de değil. Kapitalizmin tarihi bir bakıma eşitsizliğin ve eşitsizlikle mücadelenin tarihi olarak düşünülebilir. Bugün bu tarihin yeni bir aşamasındayız.

    Peki, iktisatçıların önerisi nedir? Yeni bir şey söylüyorlar mı? Hayır. Tartışmanın merkezinde yine devlet müdahalelerinin piyasa ekonomisindeki yeri var. Politika önerileri arasında ise şunlar var: kayırmacılığın azaltılması, büyük şirketlerin korumasını kaldırarak rekabetin arttırılması (mesela, büyük bankaların ve oligopollerin parçalanması), eğitimde eşitliğin sağlanması, sosyal harcamalarla eşitsizlikle mücadele edilmesi, vergide adaletin sağlanması (mesela, artan oranlı vergilendirme), hane halklarının üstündeki borç yükünün azaltılması, finansal sistemin daha sıkı bir şekilde denetlenmesi ve düzenlenmesi (Economist 2012c, Roubini 2011). Özetle, kapitalizmin sorunlarının piyasa odaklı politikalarla devlet müdahalesinin uygun bir karışımı ile çözülebileceği söyleniyor (Rogoff 2011). Her ne kadar bu karışımın nasıl olacağı konusunda bir fikir birliği olmasa da öneriler gelişmiş ekonomilerin bırakınız-yapsınlar kapitalizmine artık çok sıcak bakmadığını gösteriyor.

    Sesleri çok güçlü çıkmasa da tam güçleriyle ideal kapitalizmi savunanlar da var tabii. Örneğin, Ackermann (2010), devlete bu kadar güç verilmesinin çok riskli olduğunu söylüyor. Ammous ve Phelps (2012) ise suçlunun kapitalizm değil, korporatizm olduğunu söylüyor. Kapitalizmi eleştirenler, kamunun büyük şirketleri kollamasını kapitalizmin özelliklerinden biri olarak sayarken, Ammous ve Phelps, ideal kapitalizmde böyle bir şey olamayacağını söylüyor. Daha eleştirel iktisatçılar ise bu kapitalizm neferlerinin eşitsizliğin boyutunu ve önemini yeterince anlamadığını düşünüyor; ideal kapitalizmin daha zengin, daha eşit ve daha adaletli bir sistem olduğuna dair iddiaların temelsiz olduğunu söylüyor; ve son krizden alınması gereken derslerin hala alınmamış olmasına şaşırıyor (DeLong 2012, Skidelsky 2012, Stiglitz 2011).

    Son tartışmalara baktığımızda, kapitalizmin sıkıntılı bir dönem yaşadığına dair bir fikir birliği olduğunu ancak devletin kapitalizmin geleceğinde oynayacağı rol konusunda bir anlaşmaya varılamadığını görüyoruz. Tabii tartışmanın bir de uluslararası politika yönü var. Küresel kapitalizmin sorunları küresel politikalar da gerektiriyor. Küresel politikalar, ulusal politikalar ve demokrasi arasında ise yakın ve çetrefilli bir ilişki var (Rodrik 2011). Dani Rodrik, Akıllı Küreselleşme adlı kitabında küreselleşmenin tarihini anlatırken, bu çetrefilli ilişkiyi bir üçlem olarak kurguluyor. Üçlemin ayakları, hiper-küreselleşme, ulusal egemenlik ve demokratik siyaset. Rodrik, bu üç öğenin hepsine birden sahip olmanın mümkün olmadığını söylüyor ve önümüzdeki seçenekleri şöyle sıralıyor:

    “Ulusal demokrasiyle küresel piyasalar arasındaki gerilimi nasıl idare edeceğiz? Üç seçeneğimiz var. Küresel ekonominin sıklıkla yarattığı sosyal ve ekonomik darbeleri göz önünde bulundurmayarak, uluslararası işlem maliyetlerini en aza indirgemek adına demokrasiyi kısıtlayabiliriz. Yurtiçinde demokratik meşruluk yaratmak umuduyla küreselleşmeyi kısıtlayabiliriz. Ya da ulusal egemenlik pahasına demokrasiyi küreselleştirebiliriz. Dünya ekonomisini yeniden yapılandırma seçeneklerimiz bunlardır.” (Rodrik 2011, sf. 175)

    Sizin anlayacağınız, “Ne olacak bu kapitalizmin geleceği?” sorusu o kadar da kolay bir soru değil. Küresel kapitalizmin geleceği, ulusal ve uluslararası iktisadi politikalar ve demokrasi alanlarında yapılacak tercihlerle şekillenecek. Bu tercihlere yön vermesi muhtemel tartışmalar ilginizi çekiyorsa aşağıdaki okuma listesine bir göz atabilirsiniz.

    Okuma listesi: