Arşiv

  • Mart 2017 (17)
  • Şubat 2017 (16)
  • Ocak 2017 (20)
  • Aralık 2016 (19)
  • Kasım 2016 (22)
  • Ekim 2016 (18)
  • Eylül 2016 (17)
  • Ağustos 2016 (20)
  • Temmuz 2016 (19)
  • Haziran 2016 (20)
  • Mayıs 2016 (22)
  • Nisan 2016 (18)

    Etiketler

    İngilizce'de başlangıç seviyesini bir türlü aşamıyoruz

    Güven Sak, Dr.18 Şubat 2014 - Okunma Sayısı: 1872

    Sınıfta hayata dair hiçbir konu İngiliz dili üzerinden tartışılmaz. Deneme filan yazılmaz.

    Geçenlerde TEPAV ve British Council, Türkiye’de, ilköğretim ve ortaöğretim okullarında İngilizce eğitimi üzerine bir anket yaptı. Benim anket sonuçları arasında en sevdiğim bölüm şöyle: İlkokul öğrencilerinin yüzde 21’i İngilizce eğitiminde daha başlangıç seviyesinde olduğunu düşünüyor. Sonra bu çocuklar ortaöğretime geçiyor. İngilizce dersleri bitmiyor. Devam ediyor. Ortaöğretimde çocukların yüzde 32’si İngilizce öğrenme işinde daha hala başlangıç seviyesinde olduğunu düşünüyor. Zaman geçiyor. Aldıkları ders sayısı artıyor ama bizim çocukların artan bir bölümü hep başlangıç seviyesinde olduğunu düşünüyor. Bu oran mesleki eğitim okullarında daha da artıyor. İleri seviyede İngilizce bildiğini söyleyenler İlköğretimde yüzde 10 iken, orta öğretimde yarı yarıya azalıveriyor. Bizim sistemde ilerleme olmuyor. Gerileme oluyor. Rakamlar öyle gösteriyor. 

    Türkiye’de çocuklarımıza İngilizce öğretemiyoruz. Yaklaşık 1000 saat İngilizce dersi görüyorlar. İngilizce konuşmayı öğrenemiyorlar. Halbuki şirketler artık giderek artan bir biçimde İngilizce konuşmak zorunda kalıyorlar. Çocuklar hayata geriden başlıyorlar. Opsiyonları daralıyor. Hayatta kazanç imkanları azalıyor. Anne ve babalarından daha iyi yaşama imkanları ortadan kalkıyor. Gelin bugün size bu anketin bana düşündürdüklerini anlatayım. Bana kalırsa, Talim ve Terbiye Kurulu’nun hala faal olduğu bir ülkede değil İngilizce hiçbir şey öğrenilemez ve öğretilemez. Türkiye’nin milli eğitim sistemini toptan elden geçirmesi gerekiyor. 

    Çocuklarımız başlangıç seviyesini neden bir türlü aşamıyorlar? Gayet basit bir nedenle: Bizim sistemimiz İngilizce öğrenmeyi İngiliz dilbilgisi kurallarını, grameri öğretmek zannediyor. Devletimiz nasıl interneti gazete gibi, televizyon gibi yalnızca bir medya mecrası zannediyorsa, İngilizceyi de gramer bilmek sanıyor. Devletimiz işte böyledir. Cehaletten kaynaklanan manasız takıntıları vardır. Bir de Talim ve Terbiye Kurulu gibi merkeziyetçi aygıtlara sahiptir. Takıntılı merkeziyetçilik en kötüsüdür. Türkiye’de öğretim hayatı boyunca bir çocuk, İngilizce dersinde, yaklaşık 1000 saat hep aynı gramer eğitimini devreler halinde yaşıyor. İlköğretimde başlıyorsunuz. Orta öğretimde hoop aynı yerden bir daha başlıyorsunuz. En son lisede yine aynı yerden bir daha başlıyorsunuz. Devrevi İngilizce müfredatı, İngilizce öğrenmeyi sağlamıyor. Bu ilk nokta. Geleyim ikincisine: İngilizce dersleri Talim Terbiye Kurulu’nun belirlediği müfredata göre ve yine orada belirlenen kitapla yapılıyor. Kitabın dışına çıkılamıyor. Elinize İngilizce bir gazete alıp, film eleştirilerini okumak özendirilmiyor. Sonuçta ne oluyor? İngilizce ders oluyor. Sıkıcı yani. Sıkıcı olunca da kimse İngilizce öğrenmiyor. Ankara ve İstanbul’da faaliyet gösteren yabancı okullarda Türk çocukları İngilizce öğrenebiliyor ama devlet okullarındaki Türk çocukları İngilizce öğrenemiyor. Yani bozukluk genlerimizden gelmiyor, Talim Terbiye Kurulu’ndan kaynaklanıyor. Bu da ikinci nokta.

    “Talim ve Terbiye Kurulu”nu İngilizce’ye “Board of Education” diye çeviriyorlar. O vakit pek masummuş gibi duruyor. Yoksa o adındaki askeri disiplin içeren manayı verebilmek için “Board of Drills and Manners” filan demek gerekiyor. Şimdi böyle adı olan bir kuruldan çıkan sınıf anlayışı nasıl bir şey olur? Şöyle olur: Öğretmen sınıfa girer. Bir gramer ilkesini anlatmaya başlar. Soru sorduğu öğrenci cevap verirken, her aşamada, çocuğu susturup, yaptığı dilbilgisi kural ihlallerini düzeltir. Çocuk soruya cevap vermeye başladığına pişman olur. Derdini, söylemek istediğini ise söyleyememiş olur. Sınıfta en çok öğretmen konuşur. Çocuklar uslu uslu öğretmenlerini dinlerler. Sınavlar dilbilgisi kuralları üzerinden olur. Sınıfta hayata dair hiçbir konu İngiliz dili üzerinden tartışılmaz. Deneme filan yazılmaz. Bir askeri disiplin içinde çocuklar dilbilgisi kurallarını öğrenirler. Sonra hep merak ederiz. “Yahu, bu Türk üniversite öğrencileri neden akıllarına geleni öyle pat diye söylemezler?” diye. Böyle bir eğitimden sonra ne yapsın çocuklar. Bu da üçüncü nokta.

    Şimdi bu hikayede garip olan nedir? Garip olan, bu kadar yıldır askeri vesayetten bahsederken, Talim ve Terbiye Kurulu’nu korumaya devam etmektir. O kurulun ismini bile korumaya devam etmek kötüdür. Peki, yeni milli eğitim yasası bu konuyla ilgili bir yeni açılım filan getiriyor mu? Hayır. İtişmekten iş yapmaya vakit kalmıyor.

     

    Bu köşe yazısı 18.02.2014 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: