Arşiv

  • Aralık 2017 (6)
  • Kasım 2017 (20)
  • Ekim 2017 (23)
  • Eylül 2017 (18)
  • Ağustos 2017 (19)
  • Temmuz 2017 (21)
  • Haziran 2017 (23)
  • Mayıs 2017 (20)
  • Nisan 2017 (19)
  • Mart 2017 (21)
  • Şubat 2017 (16)
  • Ocak 2017 (20)

    Etiketler

    150 yıl sonra Piketty'den bir yeni Das Kapital

    Güven Sak, Dr.29 Nisan 2014 - Okunma Sayısı: 2185

    Piketty'nin gündeme getirdiği tartışmada üç hususun altını çizmek istiyorum bugün.

    En azından havası öyle. İlk Kapital basıldığında sene 1867’ydi. Yenisi daha bu yıl Mart ayında kitapçılarda göründü. İlk Kapital’i bir Alman, Karl Marx, yazmıştı. İkincisini, bir Fransız, Thomas Piketty, yazdı. Bu ara herkes onu tartışıyor. Kitap, amacına ulaşmış, gelir eşitsizliğini gündeme yerleştirmiş bulunuyor. Bir nevi 1980’lerden beri unuttuklarımızı bize hatırlatıyor. 1980’den beri ortalığı saran, “bölüşmek için önce üretmek gerekir” paradigmasının yerine “iyi üretimin ön koşulu iyi bölüşümdür” yaklaşımını yerleştiriyor. Hatta “iyi bölüşüm olmadan bundan böyle iyi üretim olmaz” da diyor. İkinci kitabın ismi de ilkine gönderme yapıyor: 21. Yüzyıl’da Kapital. Açtığı tartışma ve gündeme getirdiği tespitlerle ben kitabın önemli bir yaraya parmak bastığı kanaatindeyim. Gelin birkaç ilk tespitimi sizinle paylaşayım. Piketty’nin gündeme getirdiği tartışmada üç hususun altını çizmek istiyorum bugün. Birincisi, ilk kitap yazıldığında, dünya, daha Kraliçe Viktorya zamanındaydı, ilk küreselleşme atağının ortasındaydık. Marx’ın kitabını yazdığı dönemi en iyi Dickens romanlarının anlattığını düşünüyorum. Servet dağılımındaki eşitsizlik ve gelir eşitsizliği o vakitler temel problemlerimizdi. Kapitalizmin olduğu haliyle devam edemeyeceğini Das Kapital anlattı. Anlattığı, bir yok olma süreciydi. Sonra ne oldu? O fikir, aksiyondan ayrılamayacak bir fikirdi. Soldan gelen güçlü eleştiri kapitalizmi değiştirdi. Böyle bakıldığında, soldan gelen eleştiri de bir nevi sistemin ayrılmaz bir parçası oldu. Bugün Viktoryen dönemde yaşamış bir İngiliz muhafazakârını yeniden hayata döndürmek mümkün olsa, bugünkü muhafazakârlara olsa olsa “komünist” derdi. Piketty şimdi o ilk geleneğin takipçisi. Ama Marx kadar kötümser değil. Kapitalizmin yıkıma doğru gittiğini söylemiyor. Geçmişte ne olduğunu da bilerek, böyle giderse kötü olacağını söylüyor. Bir açıdan Keynes’e de benziyor. Soldan eleştiriyor ama hangi şartlarda sistemin işleyebileceğine ilişkin bir politika demeti de sunuyor. Piketty en son Segolene Royal’in kampanyasında çalışmıştı. Onu da not edeyim.

    İkincisi, ne diyor kitap? Mealen şunu: 1910’da nüfusun yüzde 1’i İngiltere’de servetin yüzde 70’ini kontrol ediyordu ve bunların yüzde 90’ı servetleri miras yoluyla edinmişlerdi. Austen-Dickens-Balzac romanları ve Marx o döneme aitti. Sonra 1945 sonrasında servet dağılımı demokratikleşti. Yüzde 1’in kontrol ettiği oran yüzde 50’nin altına indi. Şimdi 2010 dünyasında servet yine belli ellerde toplanmaya başladı. Dün ile bugün arasındaki temel fark ise bu kez şirket yöneten profesyonellerin elinde servetin birikmeye başlaması. Piketty dikkatleri, gelir vergisine ek olarak servet vergisine de çekmek istiyor. Dedim ya, Das Kapital’den daha umutlu bu yeni Kapital. Das Kapital’in neden olduğu değişimi biliyor. 

    Üçüncüsü, peki, eşitsizlik büyümeyi olumsuz etkiler mi? Örneği garip bir yerden vereyim: IMF’nin Şubat 2014 tarihli bir iç raporu tam da bu konuyu ele alıyor ve sanki aynı Piketty gibi düşünüyor. Buna göre gelirin “aşırıya kaçmadan” yeniden dağıtılması büyümeyi olumlu etkiliyor. Neden? Gelir ne kadar eşit dağılırsa, bireylerin eğitime, sağlığa erişimi kolaylaşıyor ve politikaya katılım artıyor. 

    Demokrasinin olduğu yerde açlık bu nedenle olmuyor mesela. Buna nasıl bakmalı? Nobel ödüllü Hintli iktisatçı Amartya Sen bize Hindistan’da açlık olmasının nedeninin ülkede yeterli gıda maddesi olmaması değil, insanların o gıda maddelerini alacak imkanlarının olmaması olduğunu öğretmişti. İşiniz yoksa, geliriniz olmaz. Geliriniz olmazsa, aç kalırsınız. Bundan böyle ortalama beceri sahibi olan insanların ortalamanın üzerinde bir hayat sürebilmesi mümkün olmayacak. Becerisi olmayan garibanlara hiç merhamet olmayacak. O vakit, tek çıkış, garibanların eğitime erişimini sağlayacak şekilde gelirin yeniden dağıtılmasıdır. Benzer bir tartışma çerçevesini Kemal İnan’ın İletişim Yayınları’ndan çıkan “Teknolojik İş(lev)sizlik” kitabında da görmüştüm doğrusu. Bakmanızı öneririm.Dünya bir garip. Bir yanda açlıkla mücadele programları var, öte yanda ise obezite ile mücadele programları. Thomas Piketty’nin 21. Yüzyıl’da Kapital isimli kitabı, unuttuğumuz kadim kavramları kullanarak gelişmelere yeni bir gözle bakmamızı sağlıyor. Ben faydalı buldum. Umarım etkisi Das Kapital gibi olur.

     

    Bu köşe yazısı 29.04.2014 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: