Arşiv

  • Ekim 2018 (12)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)
  • Mayıs 2018 (22)
  • Nisan 2018 (22)
  • Mart 2018 (21)
  • Şubat 2018 (25)
  • Ocak 2018 (27)
  • Aralık 2017 (24)
  • Kasım 2017 (20)

    Etiketler

    Kredi/mevduat oranı yüzde 125’e vurmuşsa ben azami dikkat derim

    Güven Sak, Dr.13 Haziran 2016 - Okunma Sayısı: 6871

    Banka mevduat toplar, kredi dağıtır. Mevduat bir banka için en istikrarlı finansman yoludur. Mudi, acil dönüşler yapmaz. Bankasını kolay kolay yalnız bırakmaz. Nedir? Mevduat, kredi portföyünü en istikrarlı biçimde finanse etmeye imkân verir. Peki, bankanın dağıttığı kredi, topladığı mevduatı aşıyorsa ne olur? Banka, o vakit, mevduat haricinde, başka bir finansal kontrat vasıtasıyla topladığı fonları da kredi olarak dağıtmaya başlar. Ani dönüş ihtimali olan alana daha fazla girer, istikrarı meşkuk olur. Türkiye bankacılık sisteminde 2016 yılı itibariyle kredi/mevduat oranı yüzde 125’e dayanmıştır. Ben, bankacılık sisteminde kredi/mevduat oranı yüzde 125’e dayanmışsa ekonomi yönetimine azami dikkat tavsiye ederim. İşte bu, o “aman dikkat” yazısıdır. Gelin bakın neden?

    2004 yılında Türkiye bankacılık sisteminde kredi/mevduat oranı yüzde 51 civarındaydı. Nedir? Bankalar topladıkları mevduatın ancak yarısını kredi olarak dağıtıyorlardı. Bankaların menkul kıymet portföylerinin mevduata oranı ise yüzde 65 civarındaydı. O vakit, Hazine’nin borçlanma ihtiyacı daha fazlaydı. Bankaların kredi portföyü henüz menkul kıymetler portföyünden daha küçüktü. Türkiye’de şirketler menkul kıymet ihraç etmediklerine göre, bankalar şirketlere değil, hala devlete para aktarıyorlardı.

    2016 yılı Mayıs ayı itibariyle bakarsanız bankalarımızın kredi/mevduat oranı yüzde 113 oldu. 2004 yılından 2016 yılına geldiğimizde bankalar topladıkları mevduattan daha fazla kredi açmaya başladılar. Kredi/mevduat oranı 2 katından daha fazla arttı. Aynı dönemde, bankaların menkul kıymetler portföyünün mevduata oranı da üçte bire düştü. Ne oldu? Hazine’nin borçlanma ihtiyacı azalınca bankalar şirketler kesimini finanse etmeye başladı. Ama 2004’ten 2016’ya hızlarını alamayan bankalarımız, topladıkları mevduattan çok daha fazla kredi vermeye başladılar. Ya da şöyle diyelim: Bankalar, kredileri o kadar hızlı dağıtmaya başladılar ki, mevduatın artış hızı kredi genişlemesine yetişemedi. Kredi ve menkul kıymetler portföyleri toplamının mevduata oranı yüzde 136 oldu.

    Peki, 2016 yılında kredi/mevduat oranı yüzde 113 ise ben neden yüzde 125 diyorum? Önce onu bir tespit edelim.

    Mevduat, bir banka için en istikrarlı, en kalımlı finansman yöntemi. Neden? Çünkü ortada çok sayıda mudi var. Bu mudilerin hepsinin bankanın kaynaklarını ne kadar etkin kullandığını izleyebilmesi, tespit edebilmesi mümkün değil. Bu nedenle banka mevduatı devlet güvencesi altında. Yarın bir banka yönetimi, yanlış plasman kararları ile bankasını batırsa mudinin parası ne olacak? Devlet o parayı sahibine iade edecek. Devlet güvencesi işte. Mevduatın başka kaynaklara göre daha istikrarlı bir fonlama biçimi olmasının temel nedeni de bu devlet güvencesi aslında. Mudi, kendinden emin bir biçimde ani hareketlerden kaçınarak davrandığı için mevduat, banka için istikrar demek. Bu devlet güvencesi karşılığında, devlet bankanın topladığı mevduatın bir bölümünü daha güvenli bir biçimde kullanmasını, Merkez Bankası’na yatırmasını ister. Mevduat munzam karşılığı 2010 yılına kadar yüzde 5’lerdeydi. 2010’dan sonra ise ortalama yüzde 10’a doğru yükseldi. Bu durumda, 2004 yılında kredi/mevduat oranına yüzde 56, 2016 yılında ise yüzde 123 olarak bakmak gerekiyor. Benim kredi/mevduat oranı yüzde 125 oldu dediğim işte bu. Diğer ülkelerde bu oran yüzde 100’ün altında duruyor bu arada.

    Bankalar bir finansal kontrat vasıtasıyla topladıkları fonları bir başka finansal kontrat vasıtasıyla dağıtırlar. Kredi olarak dağıtılan tutar, mevduattan daha fazla artmışsa bu ne demektir? Türkiye’de, bankalarımızın başka ülkelerin bankalarından aldıkları yabancı para cinsinden krediler artıyor. Bankalarımızın sermayeleri kredi artışı kadar artmadığına göre, kredi genişlemesine neden olan temel kalem, yabancı para cinsinden borçlanmadaki hızlı artıştır. Benim azami dikkat dememin nedeni de budur. 2016 yılında kredi portföyü, menkul kıymetler portföyü ve munzam karşılıkların mevduata oranı yüzde 150’ye vurmuştur.

    Neden azami dikkat? Eğer makro yönetim temkinle değil, kelle koltukta giderse bankaların kredi portföyleri hızla küçülür. Her işin bir usulü, her çiçeğin bir mevsimi vardır. Hızla küçülen banka kredi portföyü demek, Hazine’nin borçlanma ihtiyacının kısa sürede süratle artması demektir. Kredi/mevduat oranının yüzde 125’lerde olması demek, ekonomi yönetiminde hata marjı artık son derece dar demektir. Türkiye gibi bir ülkede daralan hata yapma marjı iyi değildir. Hata yapma alanını bol bırakmak hep daha iyi olmuştur. Türkiye’yi uygarlığımızın ayrılmaz bir parçası yapan temel kanal, cari işlemler açığı ve onun finansman biçimidir. Allah’ım, bu ne güçlü bir bağdır. Öyle olmasın diyenlerin hemen kemer sıkmaktan başka çareleri yoktur. Demiş olayım ve ahiretimi kurtarayım.

    Neden Türkiye’de bankaların borsa değeri 2012’den bugüne yarı yarıya azalmıştır? 2012’de kredi/mevduat oranı henüz yüzde 100’ün altındaydı. Sonra patladı. Bir ara anlatırım.

    Bu köşe yazısı 13.06.2016 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.