Arşiv

  • Kasım 2018 (7)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)
  • Mayıs 2018 (22)
  • Nisan 2018 (22)
  • Mart 2018 (21)
  • Şubat 2018 (25)
  • Ocak 2018 (27)
  • Aralık 2017 (24)

    Etiketler

    2017 daha iyi olur mu?

    Güven Sak, Dr.10 Ekim 2016 - Okunma Sayısı: 2783

    Geçen hafta, Kalkınma Bakanlığı Orta Vadeli Programı (OVP) açıkladı. IMF de Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nun Ekim ayı versiyonunu yayımladı. Hem OVP’de hem de IMF tahminlerinde Türkiye’nin büyüme oranı aşağıya doğru revize edildi. Bir farkla. OVP’ye göre, 2017 yılı 2016’dan daha iyi olacaktı. IMF tahminine göre ise 2017, 2016’dan daha iyi olmayacaktı. Bugünün konusu bu olsun, müsaadenizle. Türkiye’nin büyüme performansı 2017 yılında 2016 yılından daha iyi olur mu? 2016’nın iyi olmayacağı artık ortada. 2017 nasıl olur diye gelin birlikte bir bakalım.

    Önce büyüme açısından bakıldığında vaziyeti bir anlatayım. Aslında IMF yalnızca Türkiye’nin 2016 ve 2017 yılı büyüme beklentilerini aşağıya doğru revize etmedi. Rapor, Küresel Ekonomik Görünüm raporu olduğu için, küresel ekonomi ile ilgili tahminlerini bir nevi yeniledi. Ne yaptı? IMF küresel büyüme tahminlerini aşağıya doğru revize etti. Bu arada, “Türkiye’de, son terör saldırıları ve başarısız darbe girişimi ile kesifleşen belirsizlik ortamı, 2016 ve 2017 yıllarında büyümeyi yavaşlatırken makro genişletici politikalar iktisadi aktiviteyi destekleyebilecektir” dedi.  OVP’de ise en son Ocak 2016 revizyonu sırasında yüzde 4 olarak bırakılan 2016 yılı büyüme beklentisi, yüzde 3,2’ye indirildi. 2017 tahmini ise yüzde 4 olarak yine aşağıya doğru revize edildi. IMF ise yüzde 3,8 olan 2016 yılı tahminini yüzde 3,3’e, 2017 tahminini ise yüzde 3’e indirdi. Böyle bakıldığında hem OVP’de hem de IMF raporunda 2016 ve 2017 için benzer bir adım atılıyor, revizyon aşağıya doğru yapılıyor. Fark nerede? OVP’ye göre 2017, 2016’dan daha iyi bir yıl olacak. IMF’ye göre ise büyümedeki yavaşlama süreci 2017’de de hızlanarak devam edecek.

    Yalnızca 2016 ve 2017 yılı için hem IMF’nin hem de OVP’nin tahminlerini ele aldığımızda ne görüyorum oradan başlayayım. Türkiye’nin 2002-2007 büyüme ortalaması yüzde 7’ye yakın. 1990-2007 döneminde ise yüzde 5,5’e yakın. Şimdi Türkiye ekonomisi 2011 yılından beri büyüyor ama tam 5 yıldır üst üste uzun dönem ortalamasının altında bir hızla büyüyor. 2017 sonuna geldiğimizde tam 7 yıldır uzun dönem ortalamasının altında bir hızla büyümüş olacağız. Bu ilk nokta.

    Aslında dünya ekonomisi de aynı durumda. 1990-2007 dönemi, kriz öncesi uzun dönem ortalaması olarak alınırsa dünya ekonomisi de son 6 yıldır üst üste uzun dönem ortalamasının altında bir hızla büyüyor. 2016 ve 2017’de de öyle olursa 8 yıl üst üste uzun dönem ortalamasının altında kalmış olacak küresel büyüme oranı. İyi mi? Kötü elbette. Baştaki soruya dönersem OVP’de ortaya konulan varsayımlar bu çerçevede önem taşıyor. OVP metni 45 numaralı paragrafta şöyle diyor:

    “Programın makroekonomik çerçevesi oluşturulurken dönem içerisinde; küresel belirsizliğin azalacağı, küresel büyümenin tedricen artacağı, ticaret ortaklarımızın ılımlı büyüyeceği, finansal piyasalardaki dalgalanmaların ve jeopolitik risklerin azalacağı, Fed’in faiz artırımlarının sınırlı olacağı, büyümenin finansmanına yurt içi tasarruflarla birlikte yabancı sermaye girişinin katkı sağlayacağı, enerji ve altın hariç dış ticaret hadlerinde göreli bir iyileşme olacağı varsayılmıştır.”

    Şimdi bu paragrafta tam 10 adet varsayım var. Doğrusu ya, 10’u da son derece kahramanca varsayımlar bunların. Bu varsayımların sekiz tanesi bizim dışımızda. Biz ne yaparsak yapalım etkilenmeyecekleri de ortada. Bunlardan yalnızca iki tanesinin Türkiye’nin atacağı adımlarla ilgili olması da ayrıca varsayım-dilek ekseninde hadiseyi dilek tarafına doğru yaklaştırıyor doğrusu. Hakikaten bunların hepsi olsa Türkiye için 2017 yılı 2016 yılından daha iyi geçebilir doğrusu. Şimdi bir bakalım.

    Küresel belirsizlikler azalsa, mesela Brexit üzerine, Kasım’daki İtalyan anayasa referandumu olmasa, sonra bir dizi Avrupa ülkesinde seçim olmasa, mesela arkadan Alman seçimleri gelmese, Almanya’da Merkel güç kaybetmese, buralardan hiçbir küresel belirsizlik kaynağı çıkmasa, Amerikan seçimlerinden ek bir belirsizlik gelmese, Trump sandıkta kalsa… Elbette iyi olur. Ama o kadar çok olası negatif gelişme var ki.

    İkincisi, küresel büyüme tedricen artsa Rusya ve Brezilya’da IMF bundan böyle işlerin büyüme açısından daha kötü olmayacağını söylüyor. Ama Avrupa hala belirsizlik kaynağı. Çin yüzde 6,5’lara oturuyor. Ama Türkiye için soru işareti var. Brezilya ve Rusya’nın bize göre iyileşmesi, bizim için ayrıca kötü tabii bir de. Ne için? Cari işlemler açığının finansmanı için elbette.

    Sonra “ticaret ortaklarımız ılımlı büyüyeceği” varsayımı. Bir nevi bizim ihracatımız artsa tabii ki iyi olur. Ama küresel büyüme rayına oturmadan, para politikaları normale geçmeden, doğal kaynak fiyatları bir yere oturup ticaret ortaklarımız ılımlı büyür mü? Büyümez. Bu arada, Arap Baharı kaynaklı bölgesel destabilzasyonun en az bir 10 yıl sürecek etkilerine hiç girmeyeyim.

    Türkiye’de büyüme için iki şart var. İlki, yurt içi tasarrufların artarak büyümeyi finanse etmesi, özel yatırımları desteklemesi bir nevi. Ama önce bir karar vermemiz lazım. Hem harcamaları hem de tasarrufları artıramayız. Maliye politikasında genişlemeden bahsedip mali disiplinden taviz vermeyeceğimizi söyleyemeyiz. Metinde bunlardan çok var. İkinci şart ise doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının büyümeyi finanse etmesi. Yapılabilir mi? Yapılabilir. Geçenlerde doğrudan yabancı yatırım için “iyi kolesterol gibidir” demiştim Ricardo Hausmann’dan mülhem bir biçimde. Ama Türkiye’nin önce ev ödevini yapması lazım. O ev ödevinin ne olduğu da aslında OVP’de yazıyor. Girişte, üçüncü paragrafta, dönüşüm programlarına bile atıf var. Yargı reformu da var. Kolay mı? Zor. Ama yapılabilir. Bu da olsun ikinci tespitim.

    Bir de üçüncü husus var benim gördüğüm. Metnin bir kaç yerinde büyümenin, toplam faktör verimliliğindeki artıştan geleceğinden bahsediliyor. Nedir?  Türkiye elindeki kaynakları daha verimli bir biçimde kullanacaktır. Ne bekleyeceğiz? Bütün sektörlerde, aynı anda, verimlilik artışları göreceğiz. Nasıl olacak? Bunun nasıl olacağını TEPAV direktörlerinden Selin Arslanhan’ın “İleri Teknolojili İhracat için Nasıl Bir Yol Haritası Gerekir?” başlıklı çalışması güçlü bir çerçeve ile gösterdi. Türkiye’nin sektör değil, teknoloji seçmeye odaklanması gerekiyor. Seçeceği teknoloji platformları ile birden fazla sektörde aynı anda verimlilik artışlarını hedeflemesi gerekiyor. Ama ben metinde sektör değil, teknoloji seçme konusunda bir yaklaşım görmedim. Onu göremeyince de verimlilik artışlarının nasıl olacağını anlamadım doğrusu.

    Bütününe bakınca ben doğrusu ya, ortada çok kahramanca varsayımlar dizisi olduğuna karar verdim. Tutarsa iyi tabii. Ama tutmazsa ne olur? 2017, IMF’nin dediği gibi 2016’dan kötü olur. OHAL ile sistemimize eklenen belirsizlik parametresi olduğu yerde kalmaya, yargıya güven yerlerde sürünmeye, güvenlik açığı her gün kendini yeniden göstermeye, Twitter’dan sonra Dropbox’a da erişmek için VPN kullanma zorunluluğumuz devam ettiği müddetçe yatırım ortamı ile ilgili endişelerin izale edilemeyeceğini düşünüyorum. Bu şartlar altında, 2017’nin daha iyi olmama ihtimalini, daha iyi olma ihtimalinden yüksek görüyorum. Burada bir farka dikkatinizi çekeyim: OVP’de yazan varsayımlardan farklı olarak ben, Türkiye’nin, kendi iradesi ile içinde bulunduğu şartları değiştirebileceği kanaatindeyim. 2017’yi, 2016’dan daha iyi yapmak bize bağlıdır. İstersek yapabiliriz. Hemen işe koyulmak şartıyla tabii. Önce sakinleşeceğiz. Sonra herkes işine bakacak.

    Yine söyledim ve ahiretimi kurtardım.

    Bu köşe yazısı 10.10.2016 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.