Arşiv

  • Ekim 2017 (14)
  • Eylül 2017 (18)
  • Ağustos 2017 (19)
  • Temmuz 2017 (21)
  • Haziran 2017 (23)
  • Mayıs 2017 (20)
  • Nisan 2017 (19)
  • Mart 2017 (21)
  • Şubat 2017 (16)
  • Ocak 2017 (20)
  • Aralık 2016 (19)
  • Kasım 2016 (22)

    Etiketler

    İklim Değişiyor. O halde Gıda ve Tarım da Değişmeli

    Halil Agah21 Ekim 2016 - Okunma Sayısı: 956

    Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), 1979 yılında almış olduğu bir kararla, 16 Ekim tarihini “Dünya Gıda Günü” olarak ilan etmiştir, sonraki yıllarda değişik temalarla kutlanmaya devam edilmiştir. Yapılan etkinliklerde, açlığın önüne geçilmesi, yeterli ve güvenilir gıdaya erişimin herkes için sağlanması konularına dikkat çekilmesi amaçlanmaktadır.

    FAO, 2016 yılında Dünya Gıda Günü temasını "İklim değişiyor. O halde gıda ve tarım da değişmeli" olarak belirlemiştir. Bu tema çerçevesinde içinde bulunduğumuz hafta içerisinde tüm dünyada ve Türkiye’de düzenlenen etkinlikler ile iklim değişikliğinin tarımsal üretime etkisi ile yaşanan ve önümüzdeki yıllarda ortaya çıkacağı öngörülen gıda yetersizliğine dikkat çekilmesi gündeme getirilmiştir.

    Halen, açlığı, açlıkla mücadeleyi, yetersiz beslenmeyi, kaynakların adaletsiz paylaşımını ve muhtemel çözüm yollarının tartışılacağı ve buna yönelik gündemlerin ön plana çıkacağı bir süreç yaşanmaktadır. Özellikle, dünyanın geri bırakılmış bölgelerinde açlık yapısal bir sorun olmakta,  açlıktan insanlar ölmeye devam etmekte ve bu durum da dünyamızın ve bütün insanlığın en önemli sorunu olarak karşımızda durmaktadır.

    Dünyamızın nüfusu halen 8 milyara yaklaşmakta ve bunun 2050 yılında 10 milyar olacağı öngörülmektedir. Yaşanan orman tahribatının mevcut küresel sera gazı emisyonlarının %10-11’ine neden olmakta, tarım arazilerinin %33`ü orta ve üst düzeyde toprak bozulumuna uğramış ya da erozyon riskiyle karşı karşıya bulunmakta, beklenmeyen hava olaylarının neden olduğu kuraklık dünyayı olumsuz etkilemekte, yağışların azalması, yağış rejimini bozulması ve su kaynaklarının yanlış yönetimi nedeniyle temiz/kullanılabilir su sıkıntısı baş göstermektedir. Tüm bu ve buna benzer olayların sonuçları olarak küresel düzeyde sağlık sorunları ve göç giderek artmaktadır. İklim değişikliği ve küresel düzeyde yaşanan krizlerin önümüzdeki dönemde kırsal kesimi daha da yoksullaştırmasından tüm kesimler kaygı duymaktadır.

    Tüm dünyada kabul edildiği üzere, gıda insan hayatı için vazgeçilmez bir ihtiyaç, gıdaya ulaşım ise bir insanlık hakkıdır.  Öte yandan, iklim değişikliği ve yaşanan afetler (kuraklık, sel, taşkın, heyelan, vb.) sonucunda kırsal kesimde yaşayan ve tarımla uğraşan insanlar; yoksulluk ve açlık riski altındadır. Tüm bu tehditlerin yanı sıra da mevcut kaynaklara da sınırlı bir erişim fırsatları vardır. Bunların sonucu olarak, kırsalda yaşayan insanların şehirlere hızlı ve kontrolsüz göçü, çarpık kentleşme, kent kültüründe bozulmalara ve kentlerde de aşırı yoksullaşmalara artışına neden olmaktadır. Ülkemizde üretimdeki artış hızı, nüfus artış hızını emecek düzeyde gerçekleşmemiştir. Öte yandan, son 20 yılda hayvan varlığının azaldığını dolayısıyla kişi başına et üretiminin düştüğünü de göz önüne alırsak, yetersiz beslenme ve ithalata bağımlılığı bizim ülkemizin de en büyük sorunları arasında sayabiliriz.

    Tüketicinin sağlıklı gıdaya olan erişimi giderek zorlaşırken, tarım ve gıda sektörlerindeki özelleştirme girişimleri, gıda güvenilirliğini tehdit eden uygulamaların yanı sıra ilgili meslek örgütleri, kurum ve kuruluşların yeterince görüşü alınmadan yapılan hukuki düzenlemeler, yaşanan sıkıntıları daha da artırmaktadır.

    Dünyada yaşanan açlık ve yetersiz beslenmenin nedeni sadece tek başına üretimdeki yetersizlikler değil, üretim ve tüketimin adaletli bir şekilde dengelenmemesidir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde de belirtildiği gibi, insanların temel gereksinimi olan gıdanın eşit ve adil dağıtılmadığı bir dünya güvenli olmayacaktır.

    Bu nedenle her bir toplum için gıda güvenliği, ülkelerin tarım, hayvancılık, depolama, işleme gibi gıda kaynaklarını belirleme ve yönetme hakkı olduğundan yola çıkarak;

    • kalıcı çözümün yardımlarla ya da hibelerle sağlanamayacağını,
    • kırsal kesimde teşvik ve sosyal korumaya yönelik politikaların en üst seviyelere çıkarılması gerektiğini,
    • tarım politikalarının temel hedefinin; ülke nüfusunu nitelik ve nicelik olarak besleyecek bir tarımsal üretim düzeyinin sağlanması gerektiğini,
    • doğru ve yeterli beslenmede gıda çeşitliliğinin önemli olduğunu ve bunu ancak yerli tarım, yerli üretimle sağlayabileceğimizi, tüm yaşayanların herkes gibi sağlıklı, kültürel açıdan uygun ve sürdürülebilir gıdaya ulaşma hakkı söz konusudur.

    Tarım ve hayvancılık faaliyetleri toplumun gıda güvencesidir. Sağlıklı ve dinç gelecek nesillere sahip olabilmek için kendi kendimizi yönetebilme konusunda gerekli stratejik planlarımızın ve bunları uygulayabilecek altyapı ve siyasi desteğimizin de olması gereklidir.  Tüm yapılacak planlar da tüm dünyayı tehdit eden iklim değişikliği ve olası etkileri dikkate alınmalı ve göz ardı edilmemelidir.

    FAO tarafından 2016 yılı Dünya Gıda Günü’nde slogan haline getirilen ve tarıma bakış açısının mutlaka yeniden değerlendirilmesini içeren bu mesaj, Türkiye için de oldukça önemli bir sürecin başlangıcı olmalıdır.