Arşiv

  • Ekim 2018 (12)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)
  • Mayıs 2018 (22)
  • Nisan 2018 (22)
  • Mart 2018 (21)
  • Şubat 2018 (25)
  • Ocak 2018 (27)
  • Aralık 2017 (24)
  • Kasım 2017 (20)

    Etiketler

    Kore yarımadasında işler yolunda gitmiyor

    Güven Sak, Dr.23 Mart 2017 - Okunma Sayısı: 1313

    Kore yarımadasında iş bu defa ciddi duruyor doğrusu. Kuzey Kore önce nükleer bomba yapımı konusunda mesafe almış olduğunu herkese göstermişti. Şimdi ise kıtalar arası balistik füze denemeleri yapmaya başladı. Aslında Kuzey Kore’nin bugünlerde yaptıkları öyle atla deve değil doğrusu. Nükleer bombalar ve kıtalar arası balistik füzelerle ilgili teknoloji 1940ların sonundan, 1950lerden kalma. Ortada öyle “milli bomba” yaptık diye sevinecek bir şey yok. Ama seviniyorlar işte. Ne yapsınlar? Sevinecek pek bir şeyleri yok garibanların. Teknoloji eski meski ama sonuç itibariyle baktığınızda hala yeterince öldürücü ve etkili. Ortadaki korkuların kaynağı da bu. Kuzey Kore rejimine öyle silah filan emanet etmek mümkün değil sonuçta. Ben, Kore yarımadasında işlerin bu kez hakikaten yolunda gidip gitmediğini anlamak için hemen öncelikle Kaesong Sanayi Bölgesi (KSB)’ne baktım. Kötü haber: KSB yaklaşık 1 yıldır kapalı. Artık hiç işlemiyor hem de.

    Nedir bu KSB? Oradan başlayayım. KSB, Kuzey ve Güney Kore arasındaki sınırın, Kuzey Kore bölümünde yer alan 65 kilometrekarelik bir sanayi bölgesi. Kuzey Kore’nin başkenti Pyongyang’dan güneye doğru arabayla yola çıkarsanız, iki ülke arasındaki, askerden arındırılmış bölgeye varmadan hemen önce, KSB’ye yaklaşık 2 saatte ulaşabiliyorsunuz. Aynı biçimde Güney Kore’nin başkenti Seul’dan kuzeye doğru karayoluyla ilerlemeye başlarsanız, yaklaşık 1 saat sonra, iki ülke arasındaki askerden arındırılmış bölgeyi geçiverince, KSB’ye varıyorsunuz. Kolay yani.

    Birbirleri ile konuşmayan bu iki ülke arasındaki yumuşamanın son derece somut bir göstergesiydi bu ortak sanayi bölgesi. KSB arazisi içinde Samsung’tan Hyundai’ye 124 Kore şirketinin üretim tesisi vardı eskiden. Hala da var ama artık çalışmıyorlar. KSB, Kuzey Kore için nakit yabancı para girişi, Güney Kore için ise ucuz işgücü demekti. İşbirliği işin cabası gibiydi.

    Bölgenin faaliyetine Kim Jong il zamanında izin verilmişti. Sene  2005 idi. Sınırda ortak bir sanayi bölgesi kurarak, iki ülke arasında ekonomik işbirliği sürecini başlatma konusunun geçmişi ise 2002 yılına kadar gidiyordu. KSB’de en son 53,000 civarında Kuzey Koreli ile 800 civarında Güney Koreli çalışıyordu. Şimdi çalışmıyorlar. Kuzey Korelilerin çalışması karşılığında yılda yaklaşık 100 milyon Amerikan doları çalışanlara değil, Kuzey Kore hükümetine ödeniyordu. Buradaki fabrikalar sayesinde Kuzey Kore 2 Milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşıyordu. En son Ocak 2016’da Kuzey Kore bir hidrojen bombası denemesi yapıp, uzaya da bir uydu yerleştirince Güney Kore hükümeti KSB’deki aktiviteyi durdurmuştu. Bunun üzerine 11 Şubat 2016’da Kuzey Kore hükümeti KSB’yi tamamen kapattığını açıkladı. KSB hala kapalı. Halbuki 2010 ve 2013de benzer itişmelerden sonra işler süratle rayına oturmuştu. Bu kez öyle olmadı. Halbuki 2013 yılında uzaydan bakıldığında Kore yarım adası işte yandaki resimdeki gibi görünüyor. Bir taraf ışıl ışıl öteki taraf ise kapkaranlık. 2014 yılı itibariyle Kuzey Kore’nin kişi başına geliri Güney Kore’nin kişi başına gelirinin yüzde 1,6’sı kadar. Ne  ediyor? 450 dolar filan.

    6 Şubat 2017 tarihinde Güney Kore Birleşme (Unification) Bakanlığı’nın web sitesindeki habere bakarsanız. Çin’de Keasong’daki bir üretim tesisinden alınan 6000 pirinç pişirme aleti satışa sunulmuş yakınlarda. Haberi yazan, boş üretim tesisinde kalan malların nasıl yağmalandığına örnek olarak anlatıyordu bunu. Aslında bu tür aletler Çin’de de üretiliyormuş ama Kaesong mamulü olanlar daha bir makbulmüş. Öyle diyorlar.

    Neden işler bu kadar kontrolden çıktı? Ben hem Güney Kore’nin hem de Amerika’nın siyasi bir geçiş süreci içinde olmasının dikkate alınması gereken iki önemli faktör olduğunu düşünüyorum doğrusu. Güney Kore devlet başkanı Park Geun-hye hiç de babasının kızı olmadığını kanıtladı ve yönetemediği bir siyasi kriz nedeniyle Anayasa Mahkemesi tarafından görevden alındı. Halbuki Koreliler Park 2013 yılında ilk göreve geldiğinde inovasyondan ve yaratıcılıktan bahseden yeni Cumhurbaşkanlarından pek memnundular. Eğitim reformunun öneminden bahsediyorlardı. Hatta tek bir dönemle sınırlanmış olan Cumhurbaşkanlığı süresinin iki döneme uzatılmasının iktisadi reformlar için öneminden bile bahsediyorlardı. Ama ne oldu? OECD PISA testinde Koreli öğrencilerin test skorları 2012 yılından 2015e belirgin bir biçimde düştü. Hem bilimde, hem okumada, hem matematikte Kore alan kaybetti. Biz Türkiye’nin skorlarındaki gerileme ile ilgilendiğimiz için fark edemedik. Ben boşuna bu ülke içine kapalı demiyorum hep size. Bakın bunu bile atladık. Sonra Cumhurbaşkanı yolsuzluk soruşturması ile görevden alındı. Kore’de ortaya çıkan iç siyasi tartışma derin bir boşluk yarattı bana sorarsanız. Kore yarımadası bir nevi sahipsiz kaldı. Bu ilk nokta.

    İkinci geçiş dönemi ise bugünlerde Vaşington’da yaşanıyor doğrusu. Trump yönetimi iktidarda ikinci ayını doldurdu ama halen Senato tarafından onaylanması gereken 553 atamanın 498’i için aday bile belirlenemedi. Adayı olmayanın programı da olamaz bana sorarsanız. Ben dün baktığımda onaylanan atama sayısı hala 20’ydi. 20! Yok artık. Koca Amerika’da ancak 20 atama. Amerikan Dışişleri Bakanlığı bomboş kalınca, dış politikada Amerikalı  generallerin karar alma sürecinde ağırlığı arttı. Bizim bugün Suriye’deki açmazımızda da bunun etkisi var. Ve bana sorarsanız, Suriye’den sonra, Başkan Trump’ın bu Kuzey Kore krizine de bugünlerde yakalanması hiç iyi olmadı.

    “Peki,” diyeceksiniz, “hırsızın hiç mi suçu yoktur?” Doğru gibi geliyor kulağa. Ama güvenlik ve savunma ile ilgili işlerde hırsızın hiç kabahati olmaz. Neden? Güvenliğimizin garantisi, bir Miki Maus devletinde, hasbelkader iktidara çöreklenmiş bir kliğin aklı selim yolunu kendiliğinden bulması olamaz herhalde. Ondan.

     

    Bu köşe yazısı 23.03.2017 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.