Arşiv

  • Aralık 2018 (5)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)
  • Mayıs 2018 (22)
  • Nisan 2018 (22)
  • Mart 2018 (21)
  • Şubat 2018 (25)
  • Ocak 2018 (27)

    Etiketler

    Kredi Garanti Fonu ve eğitim reformu

    Fatih Özatay, Dr.19 Temmuz 2017 - Okunma Sayısı: 1030

    Yılın ilk yarısındaki çok hızlı kredi genişlemesine yol açan ekonomik kararlar alınmadan iki noktaya odaklanmak yararlı olurdu: Birincisi riskti: Böyle bir karar, bankaları mevduat toplama ve bulabilirlerse daha fazla dış borç alma yarışına sokabilirdi. Oysa, hızlı kredi artışına yol açan ekonomi politikası (Kredi Garanti Fonu’na referandum öncesinde Hazine’nin yüklü bir kaynak koyması) uygulanmadan önce zaten kredi-mevduat oranı çok yüksekti. Farklı bir ifadeyle, mevcut kredi arzını idame ettirecek kaynaklara ulaşmak açısından sorunlar vardı. İkinci odaklanılacak nokta bu politikanın ne kadar işe yarayacağı konusuydu: Türkiye’de özellikle makine ve teçhizat yatırımlarının neden düşük düzeylerde seyrettiğini dikkatle incelemek gerekiyordu. Böyle bir inceleme, yetersiz yatırım düzeyinin arkasındaki temel olgunun kredi arzının yetersizliği olmadığını gösterirdi.

    Bu iki ana saptamadan yola çıkarak çok sayıda yazı daha söz konusu politika uygulamaya sokulmadan yer aldı bu köşede. Bu yazılarda; birincisi, hızlı kredi artışının doğuracağı mevduat yarışı riskine, ikincisi, kredi arzını hızla artırmayı amaçlayan bir ekonomi politikasının (bu nedenleri yok etmeden) kalıcı bir yatırım artışı sağlayamayacağına dikkat çekmeye çalıştım. Mesela 2016’da 28 Eylül, 26 Ekim, 30 Kasım ve 7 Aralık tarihli yazılar. Geldiğimiz noktada hızla artan mevduat faizleri, mevduat yarışı riskine çok önceden vurgu yapmanın ve uyarmanın ne denli haklı olduğunu gösterdi. Yatırım artışı (makine ve teçhizat yatırımlarından söz ediyorum) henüz gerçekleşmedi. Yılın ikinci ve üçüncü çeyreğinde gerçekleşir mi belli değil. Henüz gerçekleşmediği için, kalıcılığı hakkında yorum yapmanın açık ki bir anlamı yok.

    Kredi Garanti Fonu çok önemli bir işlev yerine getiren kâr amacı gütmeyen bir kurum. Krediye erişemeyen ama erişebilse ekonomimize katkıda bulunacak küçük şirketlerin krediye erişmelerini kolaylaştırıyor. Bankalara; “bu şirketlere verdiğiniz kredinin önemli bir kısmına ben kefil oluyorum” diyor. Bunu, sermayesinin izin verdiği ölçüde yapabiliyor. Hazine’nin bu kurumun sermayesine katkıda bulunması Kredi Garanti Fonu’nun bu işlevini yerine getirme potansiyelini artırıyor. Elbette “potansiyel” ayrı, bu “potansiyelin ne kadar kullanılabildiği” ayrı. Bu ayrım, yukarıdaki paragraflarda yer alan eleştirilerimden sanıyorum yeteri kadar açık.

    Öte yandan, Kredi Garanti Fonu’nun hiç akla gelmeyen bir alanda; eğitim reformunun bir parçası olarak kullanılması mümkün. Eğitim alanındaki sorunlarımızdan ikisini ele alın: Birincisi, çok kötü doktora programları var; bu programlardan mezun olanlar ileride doçent-profesör olup çocuklarımızı “yetiştiriyorlar”. İkincisi, uluslararası karşılaştırmalarda ön sıralarda yer alan üniversitelerimizin bazıları vakıf üniversiteleri. Bu üniversitelerin “burssuz programlarına” kaydolmak aileler açısından oldukça maliyetli. Bu nedenle, vakıf üniversitelerinin sıralamalarda ön sıralarda yer alanlarının bursuz programlarına rahatlıkla kaydolabilecekken, sıralamalarda yer almayan üniversitelerin programlarına kaydolmak zorunda kalıyor çoğu öğrenci. Uluslararası sıralamalarda yer alma kriterlerinin önemli bir kısmı ise öğretim üyesi kalitesi ile ilgili. Dolayısıyla sonuçta, “iyi öğrenci-iyi öğretim üyesi” eşleştirmesi istenilen ölçüde sağlanamıyor.

    Bu iki sorunu hafifletmenin temel yolu şu: Yurt dışındaki iyi doktora programlarına çok sayıda öğrencinin yollanmasını (elbette bu programlara “kabul edilecek” kalitede öğrenci bulmak gerekiyor; o ayrı bir sorun) ve vakıf üniversitelerinden kaliteli olanlara yüksek puanlı öğrencilerin kaydolmasını kolaylaştıracak bir kredi sistemi tasarlamak (Şüphesiz “tek yol” kredi sistemi değil. Mesela doktora programları için “devlet katkısı” ağırlıklı olarak kullanılabilir). Bunu yapan ülkeler var. Türkiye’nin dünyadaki bu uygulamalara getireceği yenilik ise Kredi Garanti Fonu’nu bu kredi sisteminin işlerliğini kolaylaştırıcı biçimde devreye sokmak olacak.

    Elbette az önce belirttiklerim sadece işin ana fikri. Üzerinde ayrıntılı biçimde çalışmak gerekiyor. Ama zaten “yapısal reform” dediğiniz böyle bir şey. Sorunların saptanması, sorunları hafifletecek düzenlemelere ilişkin ana fikirler ve sonra bu ana fikirler etrafında yapılacak ayrıntılı çalışmalar. Bu çalışmalar, ana fikirlerin ne ölçüde hayata geçirilebileceklerini (ne ölçüde yapılabilir olduklarını) ne ölçüde de çöpe gideceklerini gösterirler.

    Bu köşe yazısı 19.07.2017 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.