Arşiv

  • Temmuz 2018 (14)
  • Haziran 2018 (24)
  • Mayıs 2018 (22)
  • Nisan 2018 (22)
  • Mart 2018 (21)
  • Şubat 2018 (25)
  • Ocak 2018 (27)
  • Aralık 2017 (24)
  • Kasım 2017 (20)
  • Ekim 2017 (23)
  • Eylül 2017 (18)
  • Ağustos 2017 (19)

    Etiketler

    Sadece ABD’nin sorunu olsa neyse...

    Fatih Özatay, Dr.02 Ağustos 2017 - Okunma Sayısı: 749

    Başkan Trump’ın seçim kampanyasında söz verdiği, bağımsız kuruluşlarca milyonlarca Amerikalıyı sağlık sigortasız bırakacağı hesaplanan yasa tasarısı Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Senato’dan üçüncü kez geçmedi. Dışarıdan bakılınca bir dolu büyük gariplik var bu işte. Birincisi, milyonlarca düşük gelirli Amerikalıyı sigortasız bırakacak böyle bir seçim vaadinde bulunan kişinin seçimi kazanması. İkincisi, bu kadar olumsuz etkisi olan bir yasa tasarısına, üçü dışında tüm Cumhuriyetçi senatörlerin "evet" demesi. Üçüncüsü, "evet" oyu veren Cumhuriyetçi senatörlerden bazıların yasa tasarısı için "yıkıcı, berbat" falan gibi ifadeler kullanmaları. Daha derinde de şu: Bu kadar yıkıcı etkisi olabilecek bir seçim vaadinin "yıkıcı etkilerinin" seçmenlerin azımsanmayacak bir kısmının gözünden kaçırılması.

    Bu günlerde Trump’ın para politikasına ilişkin radikal bir yasa çıkarmaya çalışabileceği ihtimali üzerinde konuşuluyor ABD’de. Çıkan haberlere göre, para politikası kararlarının kendisine daha yakın kişilerce alınabilmesi için, ilgili kurulların üyeliklerinin bir kısmının boşalmasını beklemek yerine, ABD Kongresi’nden faiz kararlarının "bir kural" çerçevesinde alınmasını zorunlu kılan bir yasa çıkartması ihtimali var. Trump’ın, ABD Merkez Bankası’nın faiz kararını alan en yetkili kuruluna aday olarak gösterdiği ilk kişi, zaten "kurallı para politikası" uygulamasını savunan bir kişi.

    ABD sağının bitmek bilmez saplantılarının başında devletin ekonominin işleyiş biçimine karışmaması gerektiği saplantısı geliyor. Bu saplantı durup dururken ortaya çıkmıyor elbette. "Entelektüel" bir alt yapısı da var. Bu görüşü uç notaya götüren akademisyenlere göre, mesela, küresel kriz sırasında ekonomiler hızla küçülürken maliye ve para politikası tepkisi verilmemesi gerekiyordu. Özellikle para otoriteleri bu tip görüşlere pabuç bırakmayıp direksiyonun başına geçtiler ve talebi artırıp ekonomik küçülmeye set çekmek üzere faiz hadlerini sıfır düzeyine kadar düşürdüler. Yetmeyince de daha önce hiç denenmemiş politikalara başvurdular. Çoğu iktisatçı, ABD sağının saplantılarına karşın, bu süreçte maliye politikasının yeteri kadar gevşetilmediğinden şikâyetçi oldu.

    "Kurala göre para politikası" en yaygın bilinen şekliyle şöyle: Politika faizi "otomatiğe" bağlanıyor. "Makul" bir reel faizin üzerine enflasyon hedefi kadar bir faizi ekliyorsunuz. Ulaştığınız rakamda iki düzeltme daha yapıyorsunuz. Birincisi, ileriye yönelik enflasyon tahmininiz enflasyon hedefinizden yüksekse, aradaki farkı belli bir oranda faize ekliyorsunuz. İkincisi, üretim düzeyi (gayri safi yurt içi hasıla) potansiyel düzeyinin üzerinde ise yine aradaki farkı belli bir oranda faize ekliyorsunuz. Son iki fark "eksi" ise, ekleme yerine çıkarma işlemi yapıyorsunuz. ABD Merkez Bankası’nın "normal" zamanlarda zaten faiz kararını yaklaşık bu şekilde aldığını gösteren çalışmalar mevcut. Ama "normal" zamanlarda.

    Oysa "normal" olmayan dönemler de var. Kurallı politikaların en büyük açmazı burada ortaya çıkıyor. Ekonomilerde önceden tahmin edemeyeceğimiz bir sürü olay gerçekleşiyor. Sözgelimi 2007’de ilk emareleri ortaya çıkan, 2008 sonbaharında ise tam anlamıyla patlayan küresel krizi kaç kişi öngörebildi? 1997’de Asya krizi patlak vermeden önce kriz çıkan bazı ülkelerin ne kadar da başarılı oldukları anlatılmıyor muydu? Öngöremeyeceğimiz ve ekonomilerimizi derinden etkileyen bunca gelişmenin gerçekleşmesi olasılığı varken, nasıl olup da tüm bu gelişmeleri de dikkate alacak şekilde bir kural tasarlayabiliriz? İnsan aklı bu kadar gelişmiş mi?

    Kurallı uygulamaya karşı ikinci önemli nokta da şu: Para politikası çok çabuk kullanılabilecek bir ekonomi politikası. Bu açıdan maliye politikasından ayrışıyor. Vergi oranlarında bir değişiklik yapmak ya da ekonomik daralmaya karşı kamu harcamalarını bütçede öngörülenin üzerinde artırmak için parlamentoya başvurmak gerekiyor. Komisyonlarda görüşülecek, tasarıda değişiklikler yapılacak, sonra tasarı genel kurula gelecek. Uzun bir süreç. Oysa para politikası öyle değil. Bugün karar alıp bugün uygulayabilirsiniz. Para politikasını kurallara bağladığınızda çok esnek bir aracı kullanmaktan vazgeçiyorsunuz.

    "Neyse, ABD’nin işi, bize ne!" diye geçiştirilecek bir durum da değil. Sonuçta ABD Merkez Bankası’nın faiz politikası hepimizi etkiliyor.

    Bu köşe yazısı 02.08.2017 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.