Arşiv

  • Mayıs 2018 (16)
  • Nisan 2018 (22)
  • Mart 2018 (21)
  • Şubat 2018 (25)
  • Ocak 2018 (27)
  • Aralık 2017 (24)
  • Kasım 2017 (20)
  • Ekim 2017 (23)
  • Eylül 2017 (18)
  • Ağustos 2017 (19)
  • Temmuz 2017 (21)
  • Haziran 2017 (23)

    Etiketler

    İran Genelkurmay Başkanı’nın ziyareti

    Nihat Ali Özcan, Dr.18 Ağustos 2017 - Okunma Sayısı: 930

    Türkiye-İran ilişkilerinde 1979 İslam devriminden sonra iniş çıkışlar yaşandı. Yine de siyasi, diplomatik ve ekonomik konularda süreklilik hâkimdi. En zayıf halkayı ise iki ülke askerlerinin düşük düzeyli ilişkileri oluşturdu. Askeri ilişkilerin zayıflığı iki ülke güvenlik mimarisinin, önceliklerinin ve ideolojik tercihlerinin farklılığından kaynaklandı.

    Türkiye’nin bir NATO üyesi olarak Batı savunma sistemi içinde yer alması, TSK’nın İran rejimine kuşku ile bakması, ABD-İran ilişkilerinin yarattığı olumsuz havanın yanı sıra İran-PKK ilişkileri iki ülke askeri ilişkilerinin sınırlı kalmasına neden oldu. Yalnızlık içinde olan ve meşruiyet arayışındaki İran, bu süreçte bile iki ülke arasında askeri ilişkileri genişletme ve derinleştirme çabalarını sürdürdü. Zaman zaman askeri teçhizat talep ettiği gibi, askerler arası üst düzey ziyaret ve ilişki kurmanın yollarını aradı. Her ne kadar sınır güvenliği görüşmelerine iki ülke askerleri sık sık bir araya gelse de bu güne kadar ilişkiler sembolik olmakta, alt düzeyde personel değişiminden öteye geçemedi.

    Bu tabloda değişime yol açan hadise İran Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Hüseyin Bagheri’nin beraberindeki bir heyetle Türkiye’yi ziyareti oldu. Her ne kadar Hüseyin Bagheri’nin işgal ettiği Genelkurmay Başkanlığı makamının rolü ve gücü sembolik olsa da bazı çevrelere göre bu ziyareti iki ülke askeri işbirliğine yeni bir boyut kazandırabilir. Nitekim ziyaret, sadece iki ülke genelkurmay başkanlarının görüşmesiyle sınırlı kalmadı. Kabul listesine bakınca, Türk tarafının misafir generale en üst düzeyde ilgi gösterdiğini görüyoruz. Ziyareti daha anlamlı hale getiren ise bölgesel gelişmelerin güvenlik ve askeri konulara damgasını vurduğu, İran ordusunun aktif olduğu bir döneme denk gelmesiydi.

    Bölgede devam eden iç savaşlar, zayıflayan, çöken devletler, gücü, görünürlüğü artan devlet dışı aktörler, terörizm, göç, suç şebekeleri, sınır güvenliği yeni dönemin güvenlik sorunlarının başat karakterini oluşturuyor. Özellikle DAEŞ, PKK faaliyetlerinin artması ABD, Batı ve Rusya’nın yoğunlaşan askeri ve istihbarat faaliyetleri iki ülke için ortak parantez oluşturuyor. Söz konusu karmaşık ortamın geleneksel müttefiklik ilişkilerini, normları, müdahale araçlarını kökten değiştirdiği de bir gerçek.

    Bu ortamda İran ordusu ve istihbaratı, Basra Körfezi’nden Afganistan’a, Irak’tan Suriye’ye, Yemen’den, Lübnan’a kadar geniş bir bölgede örtülü, açık faaliyet yürütüyor. Trump’ın iktidara gelmesinin ardından ABD ile başlayan gerginlik ise İsrail’in yangını körüklemesiyle yeni bir aşamaya gelmiş bulunuyor.

    Tüm bu gelişmeler iki ülke siyasi karar alıcılarında bölgede ciddi bir değişimin yaşandığı düşüncesi oluşturmuş görünüyor. Buna uygun cevabın ise ancak farklı karakterde işbirliği ve araçlarla verilebileceği açık. Nitekim elimizde iki ülkeyi yakından ilgilendiren, Suriye’den Irak’a, Kuzey Irak Kürt bölgesi referandumundan PKK sorununa, DAEŞ ile mücadeleden Katar krizine kadar uzunca bir liste var. Üstelik ziyaret sonrası “bazı mahfillerde” bu listeye yeni ilaveler de yapılacaktır. Türkiye’nin ABD, NATO, İsrail ve Suudi Arabistan ile ilişkileri gibi.

    Bu köşe yazısı 18.08.2017 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.