Arşiv

  • Eylül 2018 (11)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)
  • Mayıs 2018 (22)
  • Nisan 2018 (22)
  • Mart 2018 (21)
  • Şubat 2018 (25)
  • Ocak 2018 (27)
  • Aralık 2017 (24)
  • Kasım 2017 (20)
  • Ekim 2017 (23)

    Etiketler

    ‘Üçüncü seçenek’ olarak Zarrab davası

    Nihat Ali Özcan, Dr.15 Aralık 2017 - Okunma Sayısı: 1316

    Zarrab davasıyla ortaya ilginç bilgiler, ilişkiler, kişiler ve uygulamalar çıkıyor. Hikâyede ambargonun delinmesinin siyasi, hukuki, ahlaki, teknik ve polisiye boyutlarından daha fazlası var. Örneğin, Türk vatandaşı “sanık ve tanıkların” bazılarının hâkim önüne çıkarılmalarında olduğu gibi. Rıza Zarrab’dan, Halk Bankası Müdür Yardımcısı Hakan Atilla’dan ve tanık olarak dinlenen eski Komiser Muavini Hüseyin Korkmaz’dan söz ediyoruz.

    Duruşmaların bir dizi hibrit (açık, örtülü) operasyonla mümkün olabildiğini artık öğrendik. Kitaba göre, “hibrit operasyon” şu demek: ABD çıkarlarını/yasalarını ihlal edenlerin hâkim önüne çıkarmak için gizli bir şekilde, zorla veya ikna edilerek ABD’ye götürülmesidir. Bu, işin “örtülü” kısmını oluşturur. Kişiler, kamuoyu ve hâkim önünde ifade vermeye başladığında ise artık operasyon açığa dönüşmüştür. Kural böyle bir süreçte FBI ya da diğer istihbarat örgütlerinin rollerini inkâr etmelerini, sessizliklerini muhafaza etmelerini söyler.  

    Yargılamada rol alan tanık veya sanıkların serüvenlerine, şimdilik, bize anlatıldığı kadarıyla, mülakiyiz. Tıpkı Komiser Muavini Hüseyin Kokmaz hadisesinde olduğu gibi. Korkmaz, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şube Müdür Yardımcısı olarak çalışmaktadır. Şubenin yaptığı 17/25 Aralık operasyonunda görevlidir. Sonrasında “kumpastan” tutuklanır ve meslekten ihraç edilir. 17 ay tutuklu kaldıktan sonrada tahliye edilir. Ağustos 2016’da da eşini, çocuğunu alarak “sahte pasaportlarla” ABD’ye uçarlar. Yanında hatırı sayılır belge vardır. Bu anlatım onun duruşmada verdiği ifadelere dayanıyor.

    Dahası, FBI Korkmaz’a tanık koruma faslından 50 bin dolar ödeme yapar. Yine savcılığın ev kirasını karşıladığını, tanıklık için harcadığı emeğine karşılık olarak birkaç yüz dolar ödediğini, kısa süre önce de ABD’de çalışma izni aldığını bu süreçte öğrendik.

    Bazen hayatımızda inanılması güç tesadüflere tanıklık etsek de Komiser Muavini Korkmaz’ı ABD’de tanık sandalyesine taşıyan gelişmelerin geleneksel “mucize standardının” üstünde olduğu ortada. Anlaşılan, “görünmez bir el” devreye girmiş, kapıları sonuna kadar açmış.

    Davada ABD iç istihbarat örgütlerinden Federal Soruşturma Bürosu FBI’ın adı geçiyor olsa da diğer istihbarat örgütlerinin “yasaların uygulanmasını desteklemeleri” kanuni bir zorunluluktur. Kaldı ki tanık ve sanıklar Türkiye’den ABD’ye getirilecekse, FBI’ın bunu tek başına yapması mümkün değildir. Anlaşılan, ABD istihbarat örgütleri bu iş için sıkı bir koordinasyon yapmışlar ve “iyi iş” çıkarmışlar.

    Zarrab davasının hukuki, ekonomik ve ahlaki hedeflerinin olduğu ileri sürülebilir. Bazılarını asıl heyecanlandıranın ise “politik” sonuçlar olduğu bir gerçek. “Hukuki” bir dava niyetleri kamufle etmeyi, bazılarının meşruiyetini tartışmalı hale getirmeyi hedefliyorsa, özünde “üçüncü yola” işaret eder. Kitaba göre de politik hedefi elde etmek için savaş yapılamıyor, diplomasi de işe yaramıyorsa çözüm üçüncü seçenek, “örtülü operasyondur”. Bu durumda asıl sormanız gereken “üçüncü seçeneğe” neden ve nasıl izin verdiğinizdir.


    Bu köşe yazısı 15.12.2017 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: