Arşiv

  • Haziran 2018 (16)
  • Mayıs 2018 (22)
  • Nisan 2018 (22)
  • Mart 2018 (21)
  • Şubat 2018 (25)
  • Ocak 2018 (27)
  • Aralık 2017 (24)
  • Kasım 2017 (20)
  • Ekim 2017 (23)
  • Eylül 2017 (18)
  • Ağustos 2017 (19)
  • Temmuz 2017 (21)

    Etiketler

    2018

    Fatih Özatay, Dr.03 Ocak 2018 - Okunma Sayısı: 537

    Üst üste iki yazı 2017’yi değerlendirdikten sonra sıra 2018’e ilişkin beklentilerimi tartışmaya geldi. Temel beklentimi şöyle özetleyebilirim. Yurtdışından kaynaklanan büyük bir şok gelmedikçe 2018 “idare ettiğimiz” bir yıl olacak; pek heyecanlanmayacağız.

    Temel senaryom şöyle: Yurtdışından büyük bir şok gelmiyor. ABD Merkez Bankası ve Avrupa Merkez Bankası çok önceden yaptıkları açıklamalara uygun bir para politikası uygulamaya devam ediyorlar. ABD ile oldukça bozuk olan ilişkiler bilinen çerçevede kalıyor; ekonomimizi zorlayabilecek ABD kaynaklı anlamsız yaptırımlar gündeme gelmiyor. Avrupa ile bir miktar yumuşama yaşıyoruz. Bölgemizde son zamanlarda attığımız daha dengeli dış politika adımları sürüyor. Ham petrol ve doğalgaz ithal fiyatları mevcut düzeylerinde seyrediyor. Erken seçim yapılmıyor.

    Yurt içinde “mahalleler arasındaki” mevcut durum aynı sevimsizlikte devam ediyor. Bir süre daha OHAL ile yaşıyoruz. Yeni bir demokratik açılım yok. Eğitim gibi derin konularda dişe dokunur bir yapısal reform yapılmıyor. Erken seçim olmadığı için iç talebi körükleyici bir maliye politikası uygulanmıyor.

    Merkez Bankası bildiğiniz politikasını sürdürüyor: Yani, hedefin çok üzerinde bir enflasyonu –eskiden yüzde 8 gibiydi şimdilerde yüzde 10 olabilir- sineye çekiyor; faiz yükseltmiyor. Buna karşılık, döviz kuru aniden sıçrarsa ve bu sıçrayış belli bir süre kalıcı olacağına dair emare gösterirse tepki veriyor ve faizi yükseltiyor.

    Bu senaryo altında yurtiçinde mevduat ve kredi faizlerinin şu anda ulaştığı düzeylerin altına inmesi zor görünüyor. Zira, birincisi, yüksek kredi-mevduat oranı, yeni kredi açabilmeyi zorlaştırıyor ve bankaları mevduat yarışına itiyor. İkincisi, enflasyon mevduat faizinin düşebileceği bir alt sınır oluşturuyor. Merkez Bankası’nın mevduat açığını azaltmak üzere devreye girip bankaları daha fazla fonlaması ise aynı nedenle kolay görünmüyor. Bu koşullar altında daha fazla kredi açabilmek ancak bankaların yurtdışından daha fazla borçlanmaları ile mümkün olabilecek. Bunun için ise temel senaryoda sözünü ettiğim ortam umut vaat etmiyor.

    Sözünü ettiğim kısıtlar 2018’de büyüme oranımızı aşağıya çekecek kısıtlar. Bunun iç talebi artıracak bir maliye politikası ile telafi edilmesi akla gelebilir. Ancak temel senaryoda 2018’de erken seçim olmayacağı varsayımı var. Başkanlık seçimi normal zamanında olacaksa maliye politikasının şimdiden gevşetilmesinin anlamı yok. Zira uzun sürecek bir mali gevşeme, Nisan 2017 öncesindeki uygulamalar nedeniyle bir miktar bozulan dengeleri bayağı bozuk hale getirebilir ve seçim öncesinde bu siyasi bir risk oluşturur. Büyümede düşüşün bir başka telafi yolu daha fazla ihracat ile olabilir. Avrupa ekonomisi belirgin biçimde toparlanıyor; bir ihracatımız açısından iyi haber.

    Tüm bunları alt alta toplarsanız 2018’in neden “heyecan verici” olmayacağını en azından büyüme oranımız açısından görmek mümkün. TÜİK’nin yeni mili gelir hesaplama yönteminden sonra büyüme üzerine tahmin yapmak çok güçleşti; denemeyeceğim. Sadece, “heyecan verici olmayan” derken 2018’in belirgin biçimde altında ve tarihsel ortalama büyüme oranımız (TÜİK’in yeni yönteminden sonra ne ise o rakam) civarında bir büyüme gerçekleşebileceğini belirteyim. İşsizlik oranı da (özellikle genç işsizlik) bu heyecansızlığa kendince katkıda bulunacak; 2017’nin son aylarında başlayan düşüş eğilimi sürmeyecek, yüksek ve inatçı bir işsizlik oranı bizi bekliyor. Makine ve teçhizat yatırımlarında da heyecan verici bir gelişme beklemiyorum; ana nedeni temel senaryoda özellikle yurtiçine ilişkin belirttiğim ortam.

    2018 enflasyon açısından sevimli bir yıl olmayacak. Uzun bir süredir yüzde 8’lik bir ortalama etrafında salınan enflasyon artık bir basamak daha yüksek bir ortalamaya atlayacak. Temel senaryo altında (özellikle büyük bir dış şok ve ona bağlı kur sıçraması olmadığı için) bir üst basamak yüzde 10 ya da biraz üzeri olabilir. Yaklaşık iki puan daha yüksek bir üst basamağa atlamak da heyecansızlığa çare olmayacak zira zaten son aylarda daha yüksek enflasyon oranlarını gördük.

    Cari işlemler hesabımız açısından bakınca da bizleri heyecanlandıracak bir gelişme yaşanması temel senaryo altında mümkün görünmüyor. Zira enerji fiyatlarında değişiklik yok temel senaryoda. Ayrıca bu senaryonun bir sonucu olarak büyüme oranımızda düşüş beklentisi vardı. Bu durumda ithalatın normal seyrinde gitmesi beklenir. İhracattan az önce söz ettim. Turizm gelirlerinde toparlanma yaşanıyor. Bu koşullar altında mevcut cari açık-milli gelir oranı etrafında küçük dalgalanmalar görebiliriz.

    Temel senaryodan elbette sapma yaşanması ihtimali az değil 2018’de. Gönül, temel senaryoda çizilen ortamın olumlu yönde değişmesini ister. Ama olumsuz yönde değişim ihtimali olumlu yönde değişim ihtimaline kıyasla biraz daha ağır basıyor bugünden bakınca. Özellikle döviz kurunu sıçratacak ve azımsanmayacak bir süre sıçradığı düzeyde kalmasına yol açacak şoklar gelebilir Türkiye’ye. O zaman az önce sıraladığım öngörüleri değiştirmek gerekir.

    Bu köşe yazısı 03.01.2018 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.