Arşiv

  • Ocak 2018 (15)
  • Aralık 2017 (24)
  • Kasım 2017 (20)
  • Ekim 2017 (23)
  • Eylül 2017 (18)
  • Ağustos 2017 (19)
  • Temmuz 2017 (21)
  • Haziran 2017 (23)
  • Mayıs 2017 (20)
  • Nisan 2017 (19)
  • Mart 2017 (21)
  • Şubat 2017 (16)

    Etiketler

    Yeni aşkımız yapay zeka

    Selin Arslanhan Memiş12 Ocak 2018 - Okunma Sayısı: 1498

    Bu ara nereye baksak bir yapay zeka (AI) gelecek senaryosu görmek mümkün. Yapay zeka teknolojisinin farklı alanlardaki etkilerine ilişkin neredeyse her hafta yeni bir çalışma yayımlanıyor. Fraunhofer ve Pwc hesaplarına göre, 2030’da yapay zekanın verimlilik artışları nedeniyle küresel ekonomiye etkisi, 16 trilyon dolar olacak. Bu AI kaynaklı ekonomik kazancın da en büyüğü Çin’de gerçekleşecek. Gartner’a göre ise, 2020’nin sonuna kadar gelişmiş ülkelerdeki nüfusun yüzde 20’si günlük işlerinde AI kullanır hale gelecek.

    Diğer yandan Andrew Ng, yapay zekayı bu çağın elektriği olarak tanımlıyor. Elektrik yaygınlaştıkça nasıl her şeyi dönüştürdüyse, yapay zekanın da bu çağda benzer şekilde hayatımızın her alanını derinden etkilediğini ve etkilemeye devam edeceğini belirtiyor. Aslında yeni teknolojilerin eskilere göre en önemli farklarından biri yayılma hızları. Genel amaçlı teknolojiler ya da yatay teknoloji platformları olarak da adlandırılan ve farklı sektörleri aynı anda dönüştürebilen yeni teknolojiler, eskilere göre daha hızlı yaygınlaşıyor. 18.yüzyılda elektriğin, keşif sonrası yayılma süresi 60 yıl iken, çağımızın yeni teknolojilerinde bu süre 10 yıla kadar düşüyor (Comin, 2008). Yapay zekaya ilişkin gelecek senaryoları tartışılırken de, sıklıkla dile getirilen noktalardan birisi, işte bu yayılma hızı meselesi. Yapay zekanın adı ilk kez 1956’da anıldığı halde neden bu kadar yavaş geliştiğine ilişkin söylemler aynı zamanda, yakın gelecek senaryolarının anlamlı olmadığından ve öngörülerin abartıldığından bahsediyor.

    Oysa, Stanford Üniversitesi öncülüğünde oluşturulan ve içinde farklı üniversitelerden akademisyenleri, kamu ve endüstriden mühendisleri, hukukçuları, iktisatçıları ve siyaset bilimcileri içeren yapay zeka çalışma grubu, AI’nın aslında genel amaçlı teknolojilerin özelliklerini tam olarak taşımadığını söylüyor. Farklı alanları etkilediği ortada ama birebir aynı teknolojinin aynı zamanda farklı alanlarda kullanımının mümkün olmadığı, her bir alandaki kullanımı için ayrı bir çaba, özelleşmiş bir çalışma seti gerektiği belirtiliyor. Bu, yayılma hızını etkileyen faktörlerden biri. Diğeri ise, yapay zekanın yaygınlaşmasına doğrudan etki eden veri, altyapı, donanım teknolojileri gibi birçok bağlı unsurun olması. Bunların her birinin gelişme hızlarına ve ihtiyaca cevap verebilmede ortaklaşmalarına bağlı olarak, yapay zekanın yayılma hızı da etkileniyor. 1956’dan beri gelen sürece bu iki faktörün etki ettiğini göz önünde bulunduranlar, bunlardaki son yıllarda yaşanan hızlı gelişmeleri dikkate aldığımızda yakın gelecek senaryolarının mümkün olduğunu belirtiyor. Hatta yayılma hızının beklediğimizin ötesinde artacağını düşünüyor.

    Bu yakın gelecek senaryolarına biraz daha yakından bakarsak, tam da bugünlerde Türkiye’nin 11. Kalkınma Planı’nı yapıyoruz. Peki nasıl bir dünya için bugün plan yazıyoruz? 11. Plan’ı yaparken, 10-15 yıllık bir vizyon ve 5 yıllık hedefl er ile eylemler koymayı amaçlıyoruz. Peki 2023 ve 2035’te dünya nasıl olacak? Yapay zeka söz konusu olduğunda bu senaryolarda bir iyimser olanlar var, bir de kötümser. İyimser olanlara göre 2020’lerin başlarında 10 milyonun üzerinde sürücüsüz araç olacak, hatta 2030’da otomatik sistemler ve sürücüsüz araçlar, arabalar ve kamyonlarla da sınırlı olmayacak. Uçan araçları da sıklıkla görüyor olacağız. Sensör teknolojisinin arabalar için yeni olmadığını ve park, hız, kilit gibi şeyleri otomatikleştirmeye yönelik sensörlerin 2000 sonrası hızla geliştiğini ve yaygınlaştığını düşünürsek, otomatikleşmenin daha hızlı devam edeceği düşünülüyor. Kötümser senaryolara göre ise, 2030’da sürücüsüz araçlar için alanlar ayrılacak ve şehirlerde sadece sürücüsüz araçların girebileceği kısımlar olacak. Sıklıkla konuşulan bir diğer konu ise robotlar. Ev robotlarına ilişkin senaryolara bakarsak, iyimser olan da kötümser olan da Jetgillerin Rosie’sinin yakında evlerimizde olabileceğine işaret ediyor. 2025 itibariyle hızla yaygınlaşması beklenen ev robotlarının, 2035’de artık herkesin ulaşabileceği fiyattan satılacağı belirtiliyor. Bu senaryo kırınımlarının sayısını tarımdan sağlığa kadar farklı birçok sektörde artırabilmek mümkün. Yapay zekanın en fazla etki edeceği ve hızlı yaygınlaşacağı sektörlerin otomotiv, telekomünikasyon, sağlık ve finansal hizmetler olması bekleniyor.

    Yukarıda bahsettiğim Stanford yapay zeka grubu, iyimser tarafta. Fakat farklı disiplinlerden önde gelen kişilerin yer aldığı bu grup, politika yapıcılar ve kamu kurumlarındaki teknik kapasite ihtiyacına ve yeni yasal düzenlemelere özellikle dikkat çekiyor. Yapay zeka senaryoları gerçekleşmeye bu kadar yakınken, yeni politikaların tasarımında ve yasal düzenlemelerin hazırlanmasında her seviyede teknik kapasitenin oluşturulması gerekiyor. Herkes bu konuda adım atmaya çalışırken, Çin 2017’de yapay zeka için kalkınma planı hazırladı ve Temmuz’da açıkladı. 2030’da yapay zekada dünya lideri olmayı hedefl iyor ve bunu nasıl yapacağına ilişkin son derece odaklı bir eylem planı var elinde. Goldman Sachs’ın geçtiğimiz günlerde Çin için hazırladığı yapay zeka yatırım raporunda, 2030 hedefinin rahatlıkla gerçekleşebileceği görünüyor. Yeni dünyaya hazırlık yapmak, gelecek için plan yapmak böyle bir şey.

    Çin’de son dönemde çok hızlı artan yatırımlar, patenler gibi göstergeler de hedefin gerçekçi olduğuna işaret ediyor. Çin, 2000-2005 yıllarında dünyadaki yapay zeka patentlerinden yüzde 1,7 pay alırken, 2010-2015 döneminde bu pay yüzde 10,4’e çıkıyor (OECD). Yapay zeka patentlerini en hızlı artıran ülke Çin oluyor. Bu arada ABD’nin ve Japonya’nın aldığı pay ise düşüyor. Türkiye nerede mi? Türkiye’nin dünyadaki yapay zeka patentlerinden aldığı pay binde 1’in altında.

    Dünyada şirketler dahil herkes yakın geleceğe hazırlık yapıyor. 2011’de yapay zeka startupları ile büyük şirketlerin yaptığı anlaşma sayısı 6 iken, bu sayı, 2017’de Ocak-Ekim ayları arasında 98’i buldu. 5 yıl önce yapay zeka startupları ile daha çok Google, Apple gibi şirketler ilgilenirken, bugün onlara geleneksel şirketler de katıldı. Goldman Sachs’ı geçen hafta yazmıştım. Şirketler, yapay zeka startuplarına erken erişen olmak için birbirleriyle yarışıyorlar. Türkiye’nin bugünlerde 5 yıllık hedef-eylem düşünürken ve 10-15 yıllık vizyon koyarken yeni dünyayı hesaba katması gerekiyor. Türkiye’de yapay zekada neler oluyor, hangi aktörler neler yapıyorlar merak ederseniz, 14 Şubat’ta Yapay Zeka Zirvesi’nde hepsini öğrenebilirsiniz (https://www.turkiye.ai/zirve/). Biz bu yıl 14 Şubat’ta ‘yeni aşkımız yapay zeka’ diyerek oradayız, sizi de bekleriz.

    Bu köşe yazısı 12.01.2018 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.