Arşiv

  • Temmuz 2018 (14)
  • Haziran 2018 (24)
  • Mayıs 2018 (22)
  • Nisan 2018 (22)
  • Mart 2018 (21)
  • Şubat 2018 (25)
  • Ocak 2018 (27)
  • Aralık 2017 (24)
  • Kasım 2017 (20)
  • Ekim 2017 (23)
  • Eylül 2017 (18)
  • Ağustos 2017 (19)

    Etiketler

    Sorun ‘zehirli gaz’ mı?

    Nihat Ali Özcan, Dr.13 Nisan 2018 - Okunma Sayısı: 304

    Bugünlerde yine ilginç gelişmelere tanıklık ediyoruz. ABD Başkanı Trump, bir yandan donanmasını harekete geçirirken, bir yandan da “pervasız ve alaycı” bir üslupla Putin’e mesaj vermeye devam ediyor. “Hazırlan Rusya, çünkü füzeler gelecek; iyi, yeni ve ‘akıllı’ olacak! Kendi insanlarını gazla öldüren ve bundan zevk alan bir hayvanla ortaklık kurmamalısın!” diyebiliyor. Öte yandan, İngiliz ve Fransız siyasi liderler de Trump’a desteklerini açıkladılar ve askeri güç kullanmaktan çekinmeyeceklerini ilan ettiler.

    Putin ve ekibi ise Trump’ın tersine bir tutum takındı. Davranış ve açıklamaları Batı dünyasında “kamuoyunun önemini” bildiklerini gösteriyor. Bu “stratejik cephe’de” tutunmak için gayet “sakin ve sağduyulu” açıklamaları sürdürüyor. Kampın diğer üyesi İran ise, her koşulda Suriye ve Hizbullah’ın yanın da yer alacağını ilan etti.     

    Günlük tartışmalara bakarsak, siyasi, diplomatik, askeri, psikolojik ve yakında tanıklık edeceğimiz ekonomik hareketlenmeler doğrudan Suriye ile ilgili görünüyor. Oysa bunlar sadece buz dağının görünen kısmı.

    Buz dağının görünmeyen kısmında sorunlar daha derin ve işler daha karışık. Batı ile Rusya’nın, yine Batı ile İran’ın çıkar çatışmalarını, ABD iç politikasındaki tıkanıklıkları, silah pazarlamasını bir arada düşünmek gerek.

    ABD liderliğindeki Batı, Rusya’nın Ukrayna’da yaptıklarını, Doğu Avrupa ve Baltıklar’da estirdiği korku rüzgârlarını ve “düzeni” bozmasını hazmedememiş durumda. Kırım’ın ilhakı ve Ukrayna’nın doğusunda merkezi hükümetin kaybettiği kontrol, ABD ve Avrupa için hazmedilecek gibi değil. Bu tartışmalar sürerken, Rusya’nın Suriye’ye uzanması da soruna yeni bir boyut kazandırmıştı.

    Esad rejiminin Rusya’ya tahsis ettiği liman ve hava üssü, Putin’in Karadeniz donanmasına Akdeniz’de varlık gösterme imkânı sağlıyor. Bu durum, Rusya’yı Ortadoğu’da etkin hale getirmeye yarayan, geçen yüz yıla ait hırslı bir davranış gibi görünse de Putin bunu Suriye iç savaşına ve Esad’a borçlu. Benzer yorumları İran için de yapmak mümkün. İran, Suriye iç savaşı sayesinde bölgede varlığını ve etkinliğini artırırken, İsrail’i kaygılandırmaya devam ediyor.   

    Rusya ve İran’ı geri adım atmaya zorlamak isteyen ABD ve Avrupalı güçler, Doğu Guta’da kullanıldığı ileri sürülen zehirli gazdan yola çıkarak doğrudan Esad’ı, dolaylı olarak Rusya ve İran’ı hedef tahtasına koydular. Şimdi, ABD ve müttefikleri Rusya ve İran’a karşı dolaylı stratejik bir tutum izliyorlar.

    Her ne kadar hedef tahtasında Esad olsa da Rusya harekâttan dolaylı, İran doğrudan etkilenecektir. ABD ve müttefikleri İran’ı askeri olarak hedefe koyarken Rus askeri hedefleri ile karşılaşmaktan imtina edecekler gibi gözüküyor.

    ABD ve müttefiklerinin beklentilerinin bir kısmı gerçekleşmiş durumda. Ekonomik alanda değer kaybeden paralar, göçen borsa harekâtın ilk çıktısı olarak görülebilir. Eğer Trump bu hengâmeyle ABD iç politika gündeminden düşebilirse, harekât daha başta kısa vadeli hedeflerinden birine ulaşmış demektir.

    Bu köşe yazısı 13.04.2018 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: