Arşiv

  • Ekim 2018 (12)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)
  • Mayıs 2018 (22)
  • Nisan 2018 (22)
  • Mart 2018 (21)
  • Şubat 2018 (25)
  • Ocak 2018 (27)
  • Aralık 2017 (24)
  • Kasım 2017 (20)

    Etiketler

    İki ayaklı kırılganlığı azaltma programı

    Fatih Özatay, Dr.25 Nisan 2018 - Okunma Sayısı: 508

    Seçimden sonra yapısal sorunlara çözüm getirmek üzere ekonomiye odaklanılabilinirse, ele alınması gereken sorunların başında Türkiye’nin yurtdışından kaynak girişine (borçlanmaya) olan bağımlılığı gelmeli. Nasıl azaltılacak?

    Bu bağımlılık önemsiz düzeylere çekilmedikçe yabancı finans çevrelerinin Türkiye’ye yönelik iştahlarındaki her değişiklik Türkiye ekonomisini etkiliyor. Algılanan riskler nedeniyle risk alma iştahı önemli ölçüde azalıyorsa, önce keskin kur ve faiz artışları gözleniyor. Sonra enflasyon artıyor. Döviz cinsinden borçlu kesimlerin, özellikle de döviz borçları döviz alacaklarından oldukça fazla olan şirketlerin bilançoları bozuluyor. Daha az dış kaynak, bir süre sonra kredi arzını olumsuz etkiliyor. Aynı koşullarda kredi talebi de düşüyor. Tüm bu gelişmeler büyüme oranını düşürücü ve işsizliği artırıcı yönde çalışıyor. Öte yandan, risk alma iştahındaki keskin artışlar da sorunlar yaratıyor. Bu sefer lira belirgin biçimde değerleniyor (kur düşüyor), borçlanma iştahı çığ gibi büyüyor, kredi arzı alıp başını gidiyor, ekonomi potansiyelinin çok üzerinde büyüyor ve cari işlemler açığı yükseliyor. İlk bakışta hızlı büyüme iyi bir şey olarak algılansa da her ekonomi önünde sonunda kış koşulları ile yüzleşeceği için, artan borçlar kışa hazırlıksız yakalanılmasına neden oluyor.

    Yurtdışından borçlanmaya bağımlılığı azaltma programı iki ayak üzerine oturmalı. Birincisi, yurtdışından borçlanabilmek için bazı ölçütlerin sağlanması zorunluluğunu getirmek gerekiyor. Özünde döviz cinsinden borçlanmayı döviz cinsinden gelire ve varlıklara bağlamak düşünülmeli. Böylelikle, 2001 krizi sonrası bankacılık kesimi için yapılan çok önemli reformların başlıcalarından biri finansal olmayan şirketler için de gerçekleştirilmiş olur. Farklı bir ifadeyle, Türkiye’nin şu anda Demokles’in kılıcı gibi başının üzerinde asılı duran şirketler kesiminin döviz açık pozisyonu kırılganlığı zamanla ortadan kaldırılır.

    İkincisi, yurtdışından borçlanma ihtiyacını azaltıcı adımları atmak gerekiyor. Yurtiçi tasarruf oranını yükseltmek zorunda Türkiye. Bunu tasarlamak ve hayata geçirmek, açık ki ilk ayağı tasarlamak ve hayata geçirmekten çok daha zor. Bunun da iki ayağı var: Özel tasarruflar ve kamu tasarrufları.

    Kamu tasarruflarını artırmanın yolu vergi oranlarını yükseltmeden vergi gelirlerini artırmaktan geçiyor. Farklı bir ifadeyle, vergi tabanını genişletici adımlar atılmalı. Bu da büyük ölçüde kayıt dışı ekonominin boyutunun azaltılması ile ilgili. Yapılabilirse, hem kayıt içinde çalışan ve verimli oldukları için kayıt dışında aynı işi yapanlar ile rahatlıkla rekabet eden şirketlerin büyüyüp serpilmelerine ve dolayısıyla ekonomide verimliliğin artmasına yarayacak. Hem de vergi gelirleri yükselecek. Bir taşla iki kuş vurmak gibi. Ama siyaseten çok zor. Kayıt dışındaki firmaların kısa sürede yok olmaları demek. Orada çalışanlar için dişe dokunur alternatifler oluşturmadan, bu reformu gerçekleştirmek zor görünüyor. Peki, siyaseten göze alındı; nasıl yapılacak? Vergi uzmanı değilim. Açık ki vergi uzmanları ve doğrudan kayıt dışındaki şirketlerle konuşarak (içeriden bilgi alarak) yapılabilecek bir iş. Açığa çıkacak işgücü için ise yeni beceriler kazandıracak eğitimler, bu reformdan yararlanacak sektörlerde bir ölçüde zorunlu istihdam, süresi uzatılmış ve tutarı artırılmış işsizlik yardımlarının bir bileşimi düşünülebilir.

    Özel tasarrufları artırmak için ise kamu tasarruflarını artırmadaki gibi “sihirli” çözümler yok. Ama şurasından burasından yapılabilecekler var: Yastık altındaki altını sisteme çekebilecek adımlar. Mevduat faizini enflasyona ezdirmemek. Faizsiz finansal varlıkları çeşitlendirmek. Özel emeklilik sistemleri. Emeklilik için ek tasarrufu özendiren sistemler.

    Bu çerçevede bakıldığında son yıllarda Türkiye’de bazı olumlu adımlar atıldığını saptamak gerekiyor. Birkaç ay önce küçük şirketlerin yurtdışından borçlanmaları zorlaştırıldı. Otomatik katılımlı bireysel emeklilik sistemi getirildi. Bireysel emekliliği özendirmek için devlet katkısı yürürlüğe girdi. Bankalarda altın hesabı açılmasına ve altın cinsi tahvil ihraç edilmesine ilişkin bazı adımlar atıldı. “Yapılması gerekenler listesi” ile karşılaştırıldığında temel eksiklikler ise şu alanlarda: Büyük şirketlerin döviz cinsinden borçlanmalarının döviz cinsinden gelirlerine ve varlıklarına bağlanması. Kamu gelirlerini ve verimliliği artırmak üzere kayıtdışı ekonominin boyutunu azaltmak.

    Bu köşe yazısı 25.04.2018 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.