Arşiv

  • Mayıs 2018 (16)
  • Nisan 2018 (22)
  • Mart 2018 (21)
  • Şubat 2018 (25)
  • Ocak 2018 (27)
  • Aralık 2017 (24)
  • Kasım 2017 (20)
  • Ekim 2017 (23)
  • Eylül 2017 (18)
  • Ağustos 2017 (19)
  • Temmuz 2017 (21)
  • Haziran 2017 (23)

    Etiketler

    İran, Trump ve hoş geldin bela...

    Nihat Ali Özcan, Dr.11 Mayıs 2018 - Okunma Sayısı: 237

    Kuzey Kore’ye geri adım attırmayı başaran Trump diğer konularda olduğu gibi İran konusunda da şaşırtmadı. Ülkesinin İran ile yapılan nükleer anlaşmadan çekildiğini açıkladı. Şimdi tüm Ortadoğu olabilecekler konusunda kafa yormaya, nasıl bir pozisyon alacaklarını kestirmeye çalışıyor.

    Trump’a göre, ABD, İran ile tarihinin en kötü antlaşmasını yapmıştı. Çünkü anlaşma eksik ve zayıftı. İran, uranyum zenginleştirme teknolojisini muhafaza ettiği gibi, balistik füze kapasitesini geliştirmeyi de sürdürdü. Trump’a göre, Tahran terörü ve bölgedeki vekâlet savaşlarını desteklemeye devam ediyor. Elindeki füze kapasitesiyle Yemen’de Suudi Arabistan’ı hedef aldırıp, Lübnan’da ve Suriye’de İsrail’i tehdit ediyor.

    Trump, konuşmasında, İran’ın terörizme destek verdiğini ve vekâlet savaşında önemli rol oynadığını söylerken örgüt listesini de bir hayli uzun tutmuş görünüyor. Hizbullah’tan Hamas’a, Taliban’dan El Kaide’ye kadar bir dizi farklı karakterde örgüt listede yer almış. Trump’ın iddialarını dayandırdığı gerekçenin sahibi ise, İsrail istihbaratı. Her nedense yaşananlar bize Saddam’ın başına gelenleri hatırlatıyor. Irak’ın işgaline giden yoldaki taşlar da Netanyahu tarafından döşenmişti. Benzer iddialarla bezediği ABD Kongresi’ndeki konuşmasının sonuçlarını biliyoruz.  

    Trump’ın politik amacının tam olarak tanımlanması bize işin ciddiyetini ve olabilecekleri söylerken, açıklamadaki “resmi sorun listesi” de olası gelişmelere dair bir fikir veriyor. Rejim değişikliğini hedefleyen politik amaç, İsrail ve Suudi Arabistan tarafından paylaşılıyor.

    Anlaşılan, ABD ekonomik yaptırımlarla İran’a “cüzamlı” muamelesi yaparak, onu tecrit etmeyi hedefleyecek. İran’la ekonomik ilişki kuran/devam ettiren ülkelere de yaptırım uygulanacağı ilan edildi. Ticari faaliyetlerin ABD bankacılık sistemi dışında kalarak yapılması mümkün görünmüyor. Bu hamlelerle, son iki yıldır iyileşme emareleri gösteren, İran ekonomisinin çökmesi, sosyal ve siyasal kaosun artması umuluyor.

    Gidişatı zora sokacak ve hızlandıracak bir diğer hamlenin de İsrail’den gelmesi sürpriz değil. Hizbullah’ın Lübnan seçiminden başarıyla çıkması, gücünü konsolide etmesi ve İran’ın artan etkisi son zamanlarda İsrail’i askeri ve diplomatik olarak harekete geçirmiş görünüyor. Bu aşamada İsrail, ABD-İran krizinin gölgesinde, kendi planını uygulamaya koymakla meşgul.  

    Gelişmelere bakacak olursak İsrail, Suriye’de ve muhtemelen Lübnan’da İran’ın sinir uçlarına vurarak onu tepki vermeye zorlayacak gibi görünüyor. Bu çerçevede Netanyahu’nun Moskova ziyareti manidar. Ziyaret, Rusya’yı tarafsız kalmaya ya da olacaklar konusunda bilgilendirmeye yönelik olmalı. Suudilere gelince, bu iş bölümünde onlara düşen olası savaşın giderlerini karşılamak.  

    İçinde terör, füze, vekâleten savaş, rejim değişikliği ve yaptırımların yer aldığı bir sorunda hızlı ve kesin sonuç almak mümkün değil. Haliyle Ortadoğu’da kaos, İran gibi önemli bir faktörün devreye girmesiyle, uzun soluklu ve daha karmaşık bir şekil alıyor demektir.

    Bu köşe yazısı 11.05.2018 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: