Arşiv

  • Ağustos 2018 (11)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)
  • Mayıs 2018 (22)
  • Nisan 2018 (22)
  • Mart 2018 (21)
  • Şubat 2018 (25)
  • Ocak 2018 (27)
  • Aralık 2017 (24)
  • Kasım 2017 (20)
  • Ekim 2017 (23)
  • Eylül 2017 (18)

    Etiketler

    İran-İsrail geriliminde yeni cephe: Su sorunu

    Nihat Ali Özcan, Dr.12 Haziran 2018 - Okunma Sayısı: 260

    İki ülke arasındaki gerilim farklı cephelerde karşılıklı hamlelerle sürüyor. İstihbarattan bilgi, propaganda savaşına, diplomasiden askeri hazırlıklara, vekâlet savaşlarından ittifaklara kadar.

    İsrail, başta Suudi Arabistan olmak üzere bazı Arap ülkeleri ile ilişkilerini geliştiriyor. Rusya’yı İran sorununda “tarafsız” kalmaya ikna etmenin yollarını arıyor. En çarpıcı başarıyı ise ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesi ve İran’a daha ağır ambargo uygulamaya başlamasıyla sağladı. Söz konusu stratejik adımların hedefi, sıradan İranlıların hayatını olumsuz etkileyerek, askeri bir hamleye gerek kalmadan rejimi değiştirecek/zayıflatacak “ayaklanmaya” dönüşmesi.  

    Ambargo uygulamasının olası sonuçlarıyla birleştiğinde, İran’ı zorlayacak en hassas konu, iklim değişikliğine bağlı su kıtlığı ve kuraklık. Bu ifade biraz abartılı gelebilir. Ancak su kıtlığının “milli güvenlik” sorunu haline geldiğini sadece yabancılar değil, İranlı yetkililer de belirtiyor. Haliyle, böylesine hassas bir konuya İsrail’in ilgisiz kalması düşünülemez.

    Dünyada, Çin ve Japonya’dan sonra en fazla baraj inşa eden ülke İran. Son otuz yılda 600’den fazla büyük baraj inşa etti. Ancak, iklim değişliği, kuraklık, kum fırtınaları ve bilinçsiz su kullanımı sonucu barajların neredeyse 500’ü atıl durumda. Çoğu ise çevre felaketine yol açmış durumda. Bugün İran halkının neredeyse %95’i kuraklıktan muzdarip. Nitekim İran Çevre Kurumu Başkanı İsa Kalantari’ye göre, “Eğer tarımda su kullanımı bu seviyede sürerse, 25 yıldan az bir sürede İran’ın doğusu ve güneyi tamamen çölleşecek ve elli milyon insan göç edecek”.  

    İklim değişikliği, kuraklık ve susuzluğun insan psikolojisi, sosyal hayat, ekonomi ve üretim üzerindeki olumsuz etkisi biliniyor. Tıpkı Dünya Bankası raporlarına da yansıyan, 2006’dan itibaren Suriye’de hüküm süren kuraklığın, iç savaş üzerine etkisi gibi.

    Dahası, İran’da çoğu baraj ve su kaynağını Devrim Muhafızları’nın şirketleri yönetiyor. Adam kayırma, yolsuzluk, fahiş fiyat, ekonomik sosyal tepkilerin karakter değiştirerek, siyasallaşmasına ve rejime fatura edilmesine neden oluyor.

    Bu gelişmeleri göz ardı etmeyen İsrail Başbakanı Netanyahu, yaz sıcaklarının başladığı bu günlerde bir televizyon kanalına çıktı. Elindeki şeffaf sürahiden cam bardağa su doldurarak içti. Ardından da İran’ın içinde bulunduğu “su kıtlığına” dikkat çekti.

    Soruna kendi “savaşı” çerçevesinde yorum getirdi. Su kıtlığının sorumlusunun rejim olduğundan bahisle, İsrail’in İran halkına su teknolojileri konusunda yardımcı olmaya hazır olduğunu açıkladı. Anlaşılan, İsrailli politikacı ve güvenlik analistleri su kıtlığının ekonomik, sosyal, psikolojik, siyasi sonuçlarının İran da “milli güvenlik” sorununa dönüşme potansiyelini gördüler. Şimdi de bu cepheyi takviye ediyorlar. Cephe sadece askerleri alanı değil, televizyon kanallarını ve su gibi stratejik kaynağı da kapsıyor. Bizim için de ilginç bir örnek olmalı.   

    Not: Değerli insan Erdoğan Demirören Bey’e Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve çalışma arkadaşlarına başsağlığı diliyorum.

    Bu köşe yazısı 12.06.2018 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: