Arşiv

  • Kasım 2018 (9)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)
  • Mayıs 2018 (22)
  • Nisan 2018 (22)
  • Mart 2018 (21)
  • Şubat 2018 (25)
  • Ocak 2018 (27)
  • Aralık 2017 (24)

    Etiketler

    Finansal İstikrar Raporu'nda ilginç noktalar

    Fatih Özatay, Dr.27 Haziran 2018 - Okunma Sayısı: 525

    Hafta başında haziran ayına ait imalat sanayi kapasite kullanım oranı ve reel sektör güven endeksi verileri açıklandı. Bir yıl öncesinin aynı ayları ile karşılaştırıldığında durum şu: Hem kapasite kullanım oranı hem de güven endeksinin ‘genel gidişat’a ilişkin güven göstergesi son üç aydır azalıyor. Reel kesim endeksinin kendisi ise haziran ayında yüzde 6.9 oranında düştü.

    Beklenmedik bir durum değil; çoğu gözlemcinin yaptığı gibi bu köşede de yapılan uyarılar paralelinde bir gelişme. Sonuçta bir süre potansiyelinizin üzerinde büyüyebilirsiniz ama o büyüme kalıcı olmaz; potansiyeliniz izin vermez çünkü. Bir de çevre koşulları aleyhinize dönerse (mesela yurtdışında faizler yükselirse) potansiyelin üzerinde kaldığınız süre kısalır. Ama potansiyelin üzerinde kalmakta ısrar ettikçe, başka sorunlar oluşur ve giderek ağırlaşır: Mesela Türkiye’de son yıllarda olduğu gibi şirketlerin dış borcu enfl asyon yükselir, faizlere yukarıya doğru baskı oluşur.

    Merkez Bankası, seçim hayhuyu arasında gürültüye giden Finansal İstikrar Raporu’nu mayıs ayı içinde açıkladı. Güzel bir rapor. Hem finans sektörü açısından hem de finans sektörünün ilişki içinde olduğu hanehalkı, finansal olmayan şirketler ve yurtdışı açısından yararlı bilgiler ve analizler var raporda. Finans sektörü, likidite riski ve kârlılık açısından değerlendirildiğinde sağlam görünüyor. Kredi riski açısından bakıldığında geri dönmeyen kredi oranları düşük düzeylerde.

    Önemli bulduğum diğer noktaları da sizlerle paylaşmak istiyorum. Rapor, kamuoyunda da tartışılan kredi yeniden yapılandırılmalarının önemli bir riskten kaynaklanmadığı saptamasına yer veriyor. Burada biraz “geçiştirme” söz konusu. Zira, yeniden yapılandırmaların ana gerekçesinin kredi vadelerinin (ödemelerinin) şirketlerin nakit akımı ile uyumunu sağlamak olduğu saptaması var. İnsanın aklına şöyle bir soru gelmiyor değil (o şirketlere ilişkin değil bu soru; genelde): Borçlu bir şirketin nakit akımı uzunca bir süre negatif olursa ne olacak? Borcunu ödeyebilecek mi? Böyle “uç” durumları düşünmek bazı “geçiştirici” yorumları değerlendirebilmek açısından son derece yararlı bir “şeytanın avukatlığını yapmak” işi.

    Geçiştirilmeden oldukça ayrıntılı ele alınan olası risk unsurlarından biri de finans kesimi dışındaki şirketlerin yabancı para cinsinden borçları. Rapor, en son mart ayına ilişkin verilere dayanıyor. Buna göre, finans dışı şirketlerin yabancı para cinsinden borçları ile alacakları arasındaki fark 290 milyar dolar. Bir de yabancı paraya endeksli borçları var; 20 milyar dolar düzeyinde. Rapora göre bu şirketlerin bir kısmı yabancı para açık pozisyonlarından kaynaklanan kur riskini azaltmak için türev işlemler yapıyorlar. Ancak, bu tür işlemlerin hacmi, borcun yüzde 10’u kadar. Böyle bakılınca, 290 milyar dolarlık açık pozisyonun yüzde 90’ını türev işlemlerle “korunmamış” durumda. Rapor açıkça belirtmese de, finans dışı şirketlerin bir kur şokuna karşı mevcut kırılganlıkları bankaların geri dönmeyen kredilerini artırabilecek bir gelişme ve kredi riskini yansıtıyor.

    Rapordaki bir diğer ilgimi çeken analiz, bankaların faiz riskini ölçmek için yapılan simülasyon çalışması. Bankaların TL cinsinden varlıklarının ortalama vadesi 20 ayken TL cinsinden borçlarının ortalama vadesi 3 ay. Bu yeni bir gelişme değil; eskiden beri Türkiye’de durum bu. Dolayısıyla, faizlerde yukarıya doğru oluşabilecek bir şoka karşı bankaların bir hassasiyeti var. Zaten raporun ilgili kısmında da bu ölçülmeye çalışılıyor. Faizler 5 puan artarsa finans kesiminin özkaynakları nasıl etkilenir sorusu yanıtlanıyor. Mart ayı verilerine göre yapılan çalışmada, 5 puanlık bir faiz artışı bankaların özkaynaklarında yüzde 17’lik bir aşınma yaratabiliyor. Rapor, bir yıl önce yapılan çalışmada da aynı azalma oranının hesaplandığını ve dolayısıyla durumda bir kötüleşme olmadığını belirtiyor. Ancak, rapor yazıldıktan sonra 5 puan faiz artışı senaryosunun yaklaşık olarak gerçekleştiğini de unutmamak gerekiyor.

    Bu köşe yazısı 27.06.2018 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.