Arşiv

  • Kasım 2018 (9)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)
  • Mayıs 2018 (22)
  • Nisan 2018 (22)
  • Mart 2018 (21)
  • Şubat 2018 (25)
  • Ocak 2018 (27)
  • Aralık 2017 (24)

    Etiketler

    Yeni dönem, MSB ve TSK

    Nihat Ali Özcan, Dr.13 Temmuz 2018 - Okunma Sayısı: 167

    Türkiye’nin sancılı ve tartışmalı sivil asker ilişkileri tarihinde yeni bir sayfa açılıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Genelkurmay Başkanlığı’nın Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanabileceğini açıkladı. Devletin yeniden yapılandırıldığı bu süreçte, E. Org. Hulusi Akar’ın Milli Savunma Bakanlığı görevine atanması bu konuda önemli mesafe alındığını gösteriyor.

    TSK, 15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında büyük travmalar yaşadı. Çok sayıda general, subay, astsubay tutuklandı veya tasfiye edildi. Hükümet, benzeri girişimleri önlemek amacıyla, emir komutayı, personel yetiştirme düzenini, tayin ve terfi sistemini sıkı biçimde kontrol altına almaya girişti.    

    Bu gün küresel ve bölgesel gelişmeler iktidarda kimin, hangi partinin olduğuna bakılmaksızın, Türkiye’nin güçlü ve etkin bir Silahlı Kuvvetler’e sahip olması gerektiğini söylüyor. Nitekim hükümetin savunma sanayiindeki çabaları, darbe sonrası bölgesel güvenlik sorunları, Türkiye’nin uluslararası alanda artan askeri görünürlüğü bunun en önemli kanıtı.

    Geçiş döneminde Genelkurmay Başkanı’nın Milli Savunma Bakanı olması, askerlik kültürü, sorunların hızla aşılması, zamanlama, karar alma süreçleri kapsamında doğru bir yaklaşımdır. Nitekim 15 Temmuz sonrası alınan tedbirler, TSK’nın emir komuta sistemini zayıflatırken, MSB, Genelkurmay ve kuvvetler arası kompartımanlaşmayı, hareketsizliği de artırmıştı. İlişkilerin bu şekilde devamı TSK’ya ve ülkeye büyük zararlar verebilirdi.

    Milli Savunma Bakanlığı değişim sürecinde üç soruna odaklanmak zorunda. Devlet dışı aktörlerin belirleyici olduğu güvenlik ortamı ile Türkiye jeopolitiğinin değişmezleri, kara, deniz, hava ve özel kuvvetlerin müşterek iş yapma kapasitesinin sürekli geliştirilmesi gerektiğini söylüyor. Ortak anlayış, kavramlar, norm ve değerlerin aynı çizgide buluşması bir zorunluluktur. Hibrit tehditler farklı karakterlere sahipler. Çoğu zaman suçlu ile düşman arasında gidip gelmekte ve siber dünyayı mesken tutmuş durumdalar. Bu ise, asker ile kolluk (polis-jandarma) arasında iş birliğini her zamankinden daha fazla gerektirmektedir. Polis askerleşirken, asker de polisiye işlere soyunmak zorunda kalmaktadır. Dahası, yeni çatışma ve güvenlik ortamı, iyi eğitimli, disiplinli, bağımsız düşünebilen ne yaptığını bilen, yerel sorunlara yerel çözümler üretecek küçük rütbeli, kaliteli personel gerektirmektedir.         

    Ayrıca mevcut güvenlik ortamı, daha fazla sivil-asker iş birliğini gerektiriyor. Sivil kavramı sadece üniformasız devlet görevlilerini değil, sivil toplum örgütlerini, özel sektörü ve medyayı da kapsıyor.

    Şüphesiz oldukça uzun ve karmaşık bir liste çıkartılabilir. Sivil asker entegrasyonunda siviller, askerlerin dünyasını, sembollerini, değer ve normların önemini kavramak, ortak norm ve değerler oluşturmak zorunda. Yine askeri, teknik ve planlama kapasitesi kazanmalılar. Askerlerin de, yeni düzende, güvenliğin askerlikten öte uzmanlık olduğunu, sorumluluğun ise sadece kendilerine ait olmadığını anlamaları gerekir.

    Bu köşe yazısı 13.07.2018 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: