Arşiv

  • Ekim 2018 (12)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)
  • Mayıs 2018 (22)
  • Nisan 2018 (22)
  • Mart 2018 (21)
  • Şubat 2018 (25)
  • Ocak 2018 (27)
  • Aralık 2017 (24)
  • Kasım 2017 (20)

    Etiketler

    İran'a Ambargo Başlarken

    Nihat Ali Özcan, Dr.07 Ağustos 2018 - Okunma Sayısı: 294

    ABD, İran nükleer anlaşmasından çekilmesinin ardından bir dizi yaptırımı hayata geçireceğini ilan etti. Bu günlerde söz konusu yaptırımların ilk dalgası hayat geçiriliyor. Buna göre, dolar kullanarak İran rejimi ile ticaret yapmak mümkün değil. Yine İran rejimi ile kredi veya sermaye transferine girmek yasaklar listesinde. Dahası, kıymetli metallerin, altın gibi, ticareti de yasaklar listesinde. Son olarak İran’a yapılan otomobil ve çelik ihracatına da kısıtlama gelmiş durumda.

    Yaptırımların asıl fırtına kopartacak kısmı ise 4 Kasım’da yürürlüğe girecek. Öncelikle İran Merkez Bankası’nın yanı sıra birçok İran Bankasının uluslararası işlem yapma yetki ve faaliyetleri durdurulacak. İran’ın ihracat gelirlerinin %80’nini oluşturan petrol ve enerji sektöründe engeller devreye girecek. Amaç, İran’ın bu sektördeki kazancını “sıfırlayarak” politikalarını değiştirmeye zorlamak.

    Öte yandan ABD, hızlı ve etkili sonuç alabilme adına sektör ve ülke bazında istisna sağlamayacağını ilan etmiş durumda.  Sadece uzun vadeli sözleşmeler nedeniyle, doğal gaz konusunda bazı esneklikler getirmiş bulunuyor. O da, gelirleri satın alınan ülkede kalmak koşuluyla, sadece insani ihtiyaçlar için kullanılması, devrim muhafızlarına ait şirketlerin bu ticarette rol almaması.

    Çoğunluğu genç, işsizlik oranı yüksek, 80 milyon nüfustan söz ediyoruz. Ülkede hali hazırda, yeterince ağır siyasi, sosyal, ekonomik ve insani sorunlar var. Böyle bir ortamda yaptırımlar yaşam koşullarını ağırlaştırılacak, sosyal sorunları derinleştirecektir. Artan ekonomik baskıların yol açacağı siyasi ve sosyal hareketlerden tedirgin olan rejim ise yeni çözümler üretmeye girişecektir.

    Geçmiş yaptırım tecrübeleri ve kültürün etkili olduğu yeni tablolar görebileceğiz. Rejim tüm kesimleri bir araya getire-cek, dayanışmayı güçlendirici arayışlara girecektir. İlk olarak “batı karşıtı” söylemi derinleştirerek, kitlelerin içe yönelik tepkisini sınırlamanın yollarını arayacaktır. İkinci olarak batı ile ticaret yapan, işbirliğini savunan “ılımlı” kesimlerin sesinin kısılması.  Üçüncü olarak “yolsuzluk ve yozlaşmayla mücadele” adı altında “kötü adamların” tasfiye edilmesi. Dördüncüsü, yaptırımların etkisini kıracak “alternatif ticaret kanalları, yöntemleri” daha da geliştirmek. Son olarak, ticari ilişkilerini, ABD yaptırımlarını göz ardı edebilecek, Rusya, Çin ve Hindistan’a yöneltmek.

    Her ne kadar tartışmalar nükleer üzerinden yürütülse de, esas konu farklı görünüyor. ABD’ye göre, ambargonun kalktığı/zayıfladığı dönemde İran, elde ettiği geliri halkı için harcamadı. Daha çok, Suriye, Yemen, Lübnan, Irak, Filistin gibi bölgelerde, “teröristleri” desteklemek için harcadı. ABD’ye göre bunu değiştirme vakti geldi. Bu talep, İran’ın, Şii dünyasına ve bölgedeki etkinliğine yönelik dış politikasını değiştirmek anlamına geliyor. Kaldı ki İran için bu, sadece bir dış politika meselesi değil, yüzlerce yıldır süren bir “kimlik” ve “rejimin beka” sorunudur.

    Bu köşe yazısı 07.08.2018 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: