Arşiv

  • Ekim 2018 (11)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)
  • Mayıs 2018 (22)
  • Nisan 2018 (22)
  • Mart 2018 (21)
  • Şubat 2018 (25)
  • Ocak 2018 (27)
  • Aralık 2017 (24)
  • Kasım 2017 (20)

    Etiketler

    Ali Rıza Amca yine derin bir merak içindeydi

    Güven Sak, Dr.24 Eylül 2018 - Okunma Sayısı: 627

    20 Eylül Perşembe günü gazetelerin ilk sayfasında memlekette zinhar kriz olmadığına dair resmi açıklama yer alırken, spor sayfalarında görülen hava bir başkaydı doğrusu. Akşama UEFA Avrupa Lig’inden takımlarımızın maçları vardı. O sabah, Ali Rıza Amca, Beşiktaş’ın maçı hangi kanalda yayınlanır diye yine derin bir merak içindeydi. Ortada bir gariplik vardı. Bir süredir izlemek istediği futbol karşılaşmalarının hangi kanalda yayınlanacağını ancak yayın saatinden birkaç saat önce öğrenebiliyordu. Bugüne kadar hiç olmayan bir şey oluyordu. Ortada normal olmayan bir iş olmalıydı. Acaba bu neyin alametiydi? Bitmeyen kur intibakı krizinin elbette. Gelin anlatayım.

    Maçların hangi kanalda yayınlanacağını neden artık çok geç öğreniyoruz?

    İlk 20 Eylül günü dikkatimi çekti. Aslında Dünya Gazetesi yazarlarından Fatih Özatay o öğlen yemek yerken söylemese yine dikkatimi çekmezdi. O, gazetelerin spor sayfalarını da okur, maçları da izler. Ben ikisini de yapmam. En son 1974 FIFA Dünya Kupası’nda futbolu sevmeye gayret ettim. Olmadı. Neyse parantezi uzatmayayım, gördüğümü anlatayım.

    Akşama, UEFA Avrupa Lig’inde Beşiktaş-Sarpsbourg, Akhisarspor-Krasnodar ve Dinamo Zagreb-Fenerbahçe maçları vardı. Gazetelerin spor sayfalarında her bir maçın bir nevi künyesi yer alıyordu. Şablon sanırım hep kullanılan şablondu. Her iki takımın kadroları bir kutu içindeydi. Maçın başlama saati için bir yer vardı. Maçın hakeminin adı ve hangi milletten olduğu da veriliyordu kutunun içinde. Sonra maçın yapılacağı yer belirtiliyordu. Beşiktaş maçı, mesela, Vodafone Stadı’ndaydı.  Şablonda bir de yayın yer alıyordu, amaç hangi televizyon kanalından yayınlanacaksa onu haber vermekti. İşte orada, Hürriyet gazetesi, “henüz belli değil” diye yazmıştı. Diğerleri ise orayı boş bırakmışlardı. Bu durumda, Ali Rıza Amca o sabah maçın yayınlanıp yayınlanmayacağını yine öğrenemedi. Bekleyecekti. Neden?

    Memlekette döviz kuru intibakının bir türlü bitmemesinden elbette. Türk Lirası Amerikan Doları karşısında her gün perişan olunca, maç yayınlarını dolar cinsinden fiyatlayarak önceden satın almak giderek zorlaşmaya başladı doğal olarak. Anlaşma yapılan tutarları ödemek zorlaştı. Bu maç yayını yalnızca, bir de kendinizi, mesela yeni bir hastane açacak, fabrika kuracak girişimcinin yerine koyun cesaretiniz varsa. O nedenle her proje erteleniyor bu aralar. Gezin etrafı görün. Yeni Ekonomi Programı (YEP) zaten bunu açık seçik belgeliyor. Durumu kabul ediyor.

    Türkiye nasıl dolar basamazsa, UEFA’nın maç yayın haklarını Euro üzerinden fiyatlamasına da karışamaz.

    Maç yayınına döneyim. Hadi Türkiye’deki maçların yayın haklarını araya TRT’yi filan sokarak, dolar yerine lira üzerinden fiyatlayarak düzene sokabilirsiniz. Ama iş yabancı takımlarla yapılan maçlar olup araya UEFA filan girince işler doğal olarak zorlaşıyor. Türkiye nasıl dolar basamıyorsa, UEFA’nın maç yayın haklarını euro üzerinden fiyatlamasına da karışamıyor. Sonuçta UEFA da aldığı parayı cebine atmıyor, spor kulüplerine dağıtıyor. Hadise Ankara’yı aşıyor yani. Ne oluyor? Döviz kuru intibakı süreci, belirsizliği artırarak, hayatımızın her alanında karar almayı güçleştiriyor. Geçenlerde “Ayşe Teyze bundan sonra ne yapsın?” diye sorarken, bugünlerde ne çok güncel güçlükle karşı karşıya olduğumuzu anlatmaya çalışıyordum. Buyurun size son derece güncel ve hakiki bir yeni kriz göstergesi.

    Biz 2001 yılında Fatih Hocamla birlikte hayatın içinden kriz göstergelerine bakardık. Krizin içinde hangi aşamada olduğumuzu tespit edebilmek için. O vakit, Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nda birlikte çalışıyorduk. Mesela ilk ilgimizi çeken kriz göstergelerinden biri, kur intibakı neticesinde artan kağıt fiyatları nedeniyle, Zagor, Teks gibi çizgi romanların sürmekte olan maceranın ortasında birden yayınlarını kesmesiydi. Sonra kur istikrarı herkes tarafından idrak edilince, bütün maceralar kaldıkları yerden yayımlanmaya devam ettiler. Bugünün kriz göstergesi yarının başarı göstergesi olur böyle. Kesintinin başlangıcı ve bitişi, krizin içinde hangi aşamada olduğumuzu gösteriyordu.

    Bitmeyen döviz kuru intibakının getirdiği belirsizlik üretim ve yatırım kararlarının ertelenmesine yol açıyor

    Şimdi gelelim bugünkü somut örneğe. Kısa bir süre öncesine kadar gazeteler merak ettiğiniz maçın hangi televizyon kanalında yayınlanacağını okuyucularına duyurabiliyorlardı. Onun için  gazetelerde yayımlanan şablonda hala ya tümden boş bırakılan ya da “henüz belli değil” diye doldurulan bir yayın kutucuğu var aslına bakarsanız.  Bu durumda ne oluyor? Ali Rıza Amca örneğinden devam edersek, “yahu hanım bu akşam bana dokunma, akşama televizyonda Beşiktaş’ın maçı var” diyemiyor sabahtan. Bu bir nevi keyfe keder sayılabilir ama yine de hayatlarımızda bir ek belirsizlik unsuru olduğunu kabul etmek lazım. Türkiye’deki maçlar söz konusu olduğunda hem yayın haklarını lira cinsinden fiyatlamak, hem de yayın kararını en son dakikaya bırakmak herhalde kulüplerin maç yayın gelirlerini olumsuz etkiliyordur. Bunun kulüpler için de ek bir belirsizlik unsuru olduğunu unutmamak lazım. Yakında biri anlatır öğreniriz.

    Bir de elbette hadisenin yayın kuruluşları açısından sonuçları var. Şifreli yayın yapıyorsanız, maçın yayın haklarını önceden satın almış olmak, ne kadar dekoder satabileceğiniz ile ilgili planlama yapmaya, reklam kampanyası düzenlemeye katkıda bulunacak elbette. Ayrıca maçın önüne arkasına içine alabileceğiniz reklamlardan elde edebileceğiniz gelirleri saymıyorum bile. Demem o ki, döviz kuru intibakı nedeniyle ortaya çıkan belirsizlik günlük hayatlarımızı pek çok açıdan etkiliyor. Etkilemeye de devam edecek. UEFA Avrupa Ligi maçlarının hangi kanalda yayınlanacağını, maça birkaç saat kala bilebilmemiz bu etkilerden yalnızca bir tanesi. İyidir, kötüdür diye demiyorum. Böyledir diyorum. Neydi? Vakıa ile kavga olmaz.

    YEP döviz kuru intibakını sona erdirmek için gerekli adımı attı, peki bu yeter mi?

    İki soru ile bitireyim. Öncelikle, bu hafta başlarken neredeyiz? Bir süre önce “Geçenlerde Türkiye’nin her şeye rağmen nasıl geniş bir hareket sahasına sahip olduğunu anlattığım bir yabancı dostum bana ‘Tamam sen böyle düşünebilirsin ama doğruyu söyle: Hakikaten neyle karşı karşıya olduğunuzun farkında mısınız?’ dedi. Yöneticilerimizin ne düşündüğünü merak ediyordu.” diye yazmıştım. Hatırladınız mı?

    “O vakit dilimin ucuna geleni dostuma söylemedim, size yazayım: Emret Bakanım (Yes Minister) dizisinde müsteşarı canlandıran Sir Humphrey, bu gibi durumlarda, ‘Resmi olarak yalanlanmadan sakın hiçbir şeye inanmayın.’ (Never believe anything until it’s been officially denied.) derdi.” diye de eklemiştim. Şimdi işte o resmi açıklamanın geldiği noktadayız. Döviz kuru krizi artık resmiyet kazandı.

    İkincisi, peki, YEP kisveli Orta Vadeli Program (OVP) Türkiye için düzenli yavaşlamayı (soft landing) garanti eden bir program mıdır? Bana geçen hafta en çok sorulan soru buydu. YEP, önümüzdeki üç yıl için ortalamadan düşük bir büyüme oranı, ortalamadan yüksek bir işsizlik oranı ve ortalamadan yüksek bir enflasyon oranından bahsetmektedir. Bu elbette bir cesaret işidir ve içinde bulunduğumuz ortamda YEP son derece gerekli bir adımdır ancak düzenli yavaşlamayı garanti altına almak için yeterli değildir.

    Metnin içinde yer alan bankalarla ilgili stres testlerini yapma ve Yap-İşlet-Devret (YİD) projelerini bütüncül bir çerçeveye oturtma amaçları yeterlilik için son derece önemli adımlar olacaktır. Mali intibakın nasıl olacağı, kamu tasarruflarının nasıl artırılacağı açıklıkla ortaya konmadan, hiçbir iktisadi aktör önünü görüp geleceğe yönelik plan yapamaz. Aynı, akşama sevdiği takımın maçının yayınlanmasını bekleyen Ali Rıza Amca gibi bekler. Yavaşlama hızlanır. Enflasyon başlığı altında anlatılan, “Gıda ürünlerinde fiyat dalgalanmasının büyük veri ve ileri analitik yöntemler kullanılarak yakından takip edileceği Ürün Gözetim Mekanizması” fikri ise yalnızca yanlıştır. Düşündüklerimi yakında ayrıntılı yazarım.

    Türk-Alman yakınlaşması kısa vadede YEP’in eksiklerini gizleyebilir

    Bunlar oldu bitti. Bu hafta,  gözle görünür hale gelen Türkiye-Almanya yakınlaşmasının nasıl sonuçlanacağı, asıl odaklanılması gereken konudur. “Bir dirhem et bin ayıp örter” benzeri, OVP’nin gözle görünür eksiklerini gözlerden saklayabilir. Söylemiş olayım.

    Bu köşe yazısı 24.09.2018 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: