Arşiv

  • Aralık 2018 (6)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)
  • Mayıs 2018 (22)
  • Nisan 2018 (22)
  • Mart 2018 (21)
  • Şubat 2018 (25)
  • Ocak 2018 (27)

    Etiketler

    İran’ın Şii yayılmacılığı

    Hilmi Demir, Dr.02 Aralık 2018 - Okunma Sayısı: 737

    İran’ın İslam dünyasında etkili bir aktör olmasını sağlayan unsur Şiiliktir. Şiilik İran’ın jeopolitik tasarımında en önemli unsurlardan biridir. Jeopolitik tasarım, belli bir kültür sisteminin devlet yoluyla hedef coğrafyalarda kültürel ve beşerî bir dünya inşa etme girişimi olarak adlandırılabilir. Joseph Samuel Nye’in “Yumuşak Güç” kavramsallaştırmasından sonra jeopolitik tasarımda sadece kaba gücün değil aynı zamanda yumuşak gücün de önemi daha fazla dillendirilmeye başlandı... Yumuşak gücün en önemli özelliği karşısındakinde hayranlık uyandırma ve onun gündemini meşgul etme kapasitesinin olmasıdır. Yumuşak gücün temel dayanağını “kültür” oluşturmaktadır. Joseph S. Nye, yumuşak gücü, “İstediğini, zor kullanmak veya para vermek yerine kendine çekme yoluyla elde etme becerisidir” diyerek tanımlar. Her nasıl olursa olsun politikalarımız başkalarına meşru göründüğü zaman, yumuşak gücümüz artar.

    Muhtemelen İran’ın Irak ve Suriye’deki askerî varlığı ve bölgede paramiliter güç kullanmasının olağan görülmesi de sahip olduğu bu yumuşak güç kapasitesinin Türkiye’den çok daha üstün olmasından kaynaklanmaktadır. İran’ın bölgedeki ikna kabiliyetini sağlayan temel unsur dinî ve ideolojiktir. Şiilik her ne kadar kendi içinde farklılıklar taşısa da 1979 Devriminden sonra Humeyni’nin kurduğu sistem sayesinde İran hem bölgedeki hem de dünyadaki Şii toplulukları mobilize etme imkânı ve kapasitesini inşa etmeyi başarmıştır.

    Bu açıdan Humeyni Şii İran’ın kurucu atası olarak kabul edilebilir. Zira Şiiliğe göre, başında "masûm İmam"ın bulunmadığı bir hükûmet, İslami olarak kabul edilemezdi. Şii doktrine göre "Gayb İmam" henüz dönmemişti ve kendilerine düşen, İslâm devletini kurmak üzere onun dönmesini beklemekten ibaretti. Humeyni, Şii mezhebinden gelen bu engeli ortadan kaldırabilmek için, Şii mezhebinde "masum İmam"ın kayıp bulunmasına rağmen İslâm devletinin kurulmasını mümkün kılacak bir velâyet-i fakih teorisi geliştirmiştir. İran İslam Devrimi sonrası tarihte ilk defa bu kavram bir devlet nizamının temelini oluşturacak şekilde yeniden kurgulanmıştır. İran’da Anayasanın 109 ve 110. Maddeleri Veliy-i fakih’in yetki ve sorumluluklarını düzenlemektedir. 109. Madde de “Mehdi’nin kayıpta olduğu sürece İslam ümmetinin önderliğini Veliy-i fakih yapmaktadır” denmektedir. Bu maddelere göre Veliy-i fakih askeri, yargı ve meclisin üstünde büyük bir güce sahiptir. İran anayasasının başlangıç hükümlerinde İran’ın imamet ve mehdiyet üzerine kurulduğu açıkça beyan edilir...

    ***

    İran İslam Cumhuriyeti’nin Anayasa’nın 12. maddesine göre “İran’ın resmî dini İslam ve resmî mezhebi Şia (Caferi) mezhebidir ve bu madde değiştirilemez ve değiştirilmesi dahi teklif edilemez.” Mezhepsizliğe övgü düzülen Türkiye’de İran’ın bu mezhepçiliği nedense görmezden gelinir! Oysa İran Anayasası esasen din ve mezhep temelinde bir devleti kurar. Devletin tüm kurum ve kademelerinde, ülkenin idaresinde, mezhep kurallarına göre davranılmaktadır. Stratejik kurum ve konumlarda, "Veliy-i fakih Teorisi"ne tam bağlılıkları tespit edilen kişiler yer alabilmektedir, kişisel ve toplumsal davranışlar Şii mezhebine bağlı kurallara göre değerlendirilmektedir ve aile, eğitim ve kültürel alanlarda da Şii değerlere uygun şekilde düzenlemeler yapılmaktadır.

    Böylece İran devleti yalnızca ideolojik ve mezhebî bir devlete dönüşmemiş, Şiiliğin yeryüzündeki dinî ve ruhani otoritesi hâline de gelmiştir. Şiilik İran için bölgedeki toplulukları ikna etmek ve politikalarına karşı bir cazibe oluşturmak için oldukça güçlü bir araçtır. Çünkü mezhebî kimlik İran için itikadi ve siyasi bir kimlik hâline gelmiştir.

    Anayasada yer alan tanıma göre: "İslam Cumhuriyeti; … sürekli imamet ve rehberliğe ve onun İslam inkılabının sürdürülmesindeki temel etkinliğine.. iman esasına dayanan bir nizamdır…” Şii İran’ın kendini tanımlarken iman meselesi hâline getirdiği en önemli ilke “imamet ve rehberlik”tir. İmamet aslında Şiiliğin Hazreti Peygamber’den sonra Müslümanların liderliğinin Hazreti Ali ve soyuna geçtiği ve bu hakkın diğerleri tarafından gasbedildiğinin iman meselesi hâline getirilmesidir. Şiilik bu açıdan dışlayıcı bir mezheptir. Kendi inancı dışında kalanları yalnızca hatalı görmez aynı zamanda ilahi bir emre isyan eden ve bu emri yerine getirenlere de zulmeden bir topluluk olarak görür. Kuşkusuz her grup, kendisinin hak ve kendi dışında kalanları ise batıl olarak görebilir. Kanaatimce sorun bundan daha çok bu teolojik iddianın siyasallaşmasıdır. Batıl olarak gördüklerinizi kendi varoluşunuza karşı uzlaşmaz bir düşman olarak gördüğünüzde onları ikna etmekten daha çok yok etmeyi düşünürsünüz. Ve onlarla kuracağınız ittifaklar ise sadece günü kurtarmakla ilişkili hâle gelir ya da takiyyenin bir parçasıdır aslında. Yani gücü elinize geçirene kadar onlara katlanmak zorunda kalırsınız.

    İran tüm dünyada açtığı kültür merkezleri ile Şiiliğin yaygınlaştırılmasını ve anlatılmasını İslami tebliğin önemli bir aracı hâline getirmiştir. İran İslami tebliği ve irşad adı altında aslında kendi mezhebini ve mezhebî değerlerini anlatmaktadır. İran’ın Şii yayılmacılığı için kullandığı en önemli enstrümanları; dinî yayın, üniversiteler ve kültür merkezleridir. Bizdeki Diyanet Vakfı yayınlarından farklı olarak İran doğrudan Şii merkezli dinî yayınları basmakta ve diğer ülkelere dağıtmaktadır. Söz gelimi 1984 yılında İran’ın Tahran kentinde kurulan “Uluslararası el-Huda Yayınevi”, Afganistan’ın Kabil kenti, Kırgızistan’ın Bişkek kenti, Türkmenistan’ın Aşkabat kenti, Irak’ın Necef kenti ve Tacikistan’ın Duşanbe kentinde temsilcilikler bulundurmaktadır. Dünyanın çeşitli ülkelerinde yapılan kitap fuarlarına aktif bir şekilde katılmaktadır. Yayıncılık faaliyetleri kapsamında 1200’den fazla kitabı 25 dilde yayınlatmıştır.

    ***

    İran’ın Şiiliği yaymak için kullandığı bir diğer önemli enstrümanı “Uluslararası Ehli Beyt Kongresi”dir. Uluslararası Ehl-i Beyt Kongresi’nin 90 ülkede temsilciliği vardır. Bu temsilciliklerin 39’u Asya’da, 42’si Afrika’da, 18’i Amerika’da, 40’ı Avrupa’da bulunmaktadır. Uluslararası Ehl-i Beyt Kongresi’nin yabancı misyoner (mübelliğ) ağı, kongrenin üzerinde durduğu önemli faaliyet alanlarından biridir. Bu bağlamda çeşitli ülkelerden Şii gençler burslu olarak İran’a götürülüp İran’ın Şii anlayışına uygun bir şekilde eğitildikten sonra kendi ülkelerine geri gönderilmektedir. İran’da eğitim alıp kendi ülkelerine dönen bu gençler, ülkelerinin yasalarına uygun bazı sivil toplum kuruluşları açarak İran’ın desteğiyle propaganda faaliyetlerini yürütmektedir. Kongrenin internet sitesinde yer alan bilgilere göre Uluslararası Ehli Beyt Kongresi, 70 ülkede faaliyet gösteren ve 5,300 yabancı misyonerlerden (mübelliğden) oluşan bir ağa sahiptir.

    İran’ın bir diğer gücü de üniversiteleridir. Söz gelimi “Uluslararası El-Mustafa Üniversitesi” en önemli gücünden biridir. Türkiye’de mezheplerüstü din eğitimi yapan dinî kurumlara karşılık İran'ın doğrudan Şii eğitim yaptığı bu üniversitesi, internet sitesinde yer alan bilgilere göre 170 alt kuruluşa sahiptir. 2017 yılına gelindiğinde 60 ülkede temsilcisi bulunmaktadır ve bu üniversitede eğitme başlayan 50,000 yabancı öğrenciden 25,000’i mezun olmuştur. Bu üniversitenin rektörü ve mütevelli heyet üyeleri "Veliy-i fakih" tarafından direkt olarak atanmaktadır. Yabancı uyruklu talebelere (Şia din öğrencisi mollalara) din ve mezhep eğitimi vermektedir.

    Uluslararası El-Mustafa Üniversitesi’ne bağlı bulunan Uluslararası El-Mustafa Araştırma Merkezi bünyesinde 17 farklı masa, çeşitli sosyal araştırmalar yapmaktadır. Üniversitenin yayınları 8 ülkede 13 farklı dilde Uluslararası El-Mustafa Üniversitesi Yayınevi tarafından yayınlanmaktadır. Bu yayınevinin temsilcilikleri İngiltere, Endonezya, Malezya, Lübnan, Hindistan, Pakistan, Afganistan ve Tayland’da bulunmaktadır. İran’ın 2018 yılı hükûmet bütçesinin önergesinin 101. sayfasının 7. tablosunun 114400 numaralı sistem kodu adı altında yer alan rakama göre bu yıl için Uluslararası el-Mustafa Üniversitesi’ne 84 milyon dolarlık bütçenin tahsis edildiği yazılmıştır.
    Bir diğer enstrümanı da dünyayı bir ağ gibi saran Şii Kültür Merkezleridir. Örneğin bu merkezin Amerika kıtasında 45 Şii Kültür Merkezi bulunmaktadır. Asya’da Müslüman olmayan ülkeler içinde Hindistan en çok Şii nüfusa sahiptir ve Şii literatüründe özgül bir yeri vardır. Yaklaşık 50 milyon Şii nüfusun yaşadığı Hindistan’da Şiilik köklü geleneğe sahiptir ve İran ile sıkı mezhepsel ve kültürel ilişkisi bulunmaktadır. Asya kıtasında Tayland'da 19, Hindistan’da 27 Şii Kültür Merkezi bulunmaktadır.  Günümüzde Afrika kıtası genelinde 180 Şii Kültür Merkezi vardır.

    Görüldüğü gibi İran hem Şiiliğe yatırım yapmakta hem de bunu dünya genelinde yaygınlaştırmak ve etkinlik alanını genişletmek için özel kurumlar oluşturmaktadır. Şiiliğin özellikle de İran Şiiliğinin yayılması, İslam’ın ve Müslüman kardeşliğinin yayılması olarak okunamaz. Çünkü İran Şiiliği, Sünni dünyanın kendi haklarını gasbettiğine, İslam dünyasının liderliğinin de "Masum İmamlar" silsilesine bağlı olan bir yönetici elitte olması gerektiğine iman etmektedir. Türkiye’nin Sünni dünyaya yönelik bir iddiası var ise, her şeyden önce İran Şiiliğinin bu yayılmacı politikalarına karşı bir stratejisi olmalıdır. Peki bu, mezhepsizliği merkeze alarak ve sırtını mezheplerüstü din öğretimine dayayarak nasıl olacak? Ya da daha kapsayıcı bir üst kimlik olarak Ehl-i sünneti yeniden merkeze almanın vakti gelmedi mi?.. İtirazları duyar gibiyim, mezhepçilik yapmayalım… Bunu bir de İran’a anlatır mısınız?

     

    Bu köşe yazısı 01.12.2018 tarihinde Türkiye Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: