logo tobb logo tobbetu

15 Temmuz: İçimizdeki Herkül’ü Öldürebildik Mi? TEPAV Bölge Çalışmaları danışmanı olan Hitit Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hilmi Demir, FETÖ’nün kanlı darbe girişiminin birinci yılında değerlendirmede bulunuyor.
Haber resmi
07/07/2017 - Okunma sayısı: 2814

FETÖ örgütünün darbe teşebbüsünün yıl dönümüne yaklaşırken, bize bıraktığı koca bir enkazı kaldırmaya çalışıyoruz. 15 Temmuz muhafazakârların tüm beşeri sermayelerinin yanlış bir yatırımla heba olmasına neden yol açtı. Bu arkasında büyük bir zihinsel yıkım da bıraktı. Dindar muhafazakâr ama çağdaş dünyayla uyumlu, rasyonel bilgiye açık, pozitif bilimlerde yetkin bir vatandaş yetiştirme çabası iflas etti. 15 Temmuz sonrası gençliğimizin muhafazakâr manevi önderleri nasıl bir söylemle bu gençliği kazanacak bilmiyorum. FETÖ yıllarca bu milletin horlanmışlığını sömürdü. 1960’lardan bu güne değin Türkiye’de uygulanan katı laik uygulamaların, muhafazakâr çevrelerde büyük bir hayal kırıklığı ve devlete karşı ruhlarda derin çatlaklar oluşturduğunu kim inkâr edebilir ki! FETÖ elebaşı her konuşmasında bu durumu ağıtlar yakarak aktarırdı: Bu millet, birkaç asırdan beri kendi bünyesinde akıl almaz zıtlaşmalara, anlaşılmaz kutuplaşmalara düşerek, içten içe kendi kendini çürütmüş ve âdeta düşmanlarının emellerine hizmet eder hâle gelmiştir.

Gülen konuşmalarında Kerbela trajedisi gibi Türkiye’de muhafazakâr dindar kimliklerin daima sürgünde olduğu bir mazlum kimliği yaratmayı başarmıştı. Gariplik, sürgün, dışlanmış ve örselenmiş bir kimliğin sesi olarak ‘Ah şanlı, tâli’siz; muhteşem, bahtsız ülkem!’ diyerek kürsülerde ağlayan FETÖ elebaşı, çevrede tutulan muhafazakârların merkezde tutunmaları için de büyük bir fırsat sundu.

Katı laik uygulamaların ve Türkiye’de yaşanan kimlik çatışmalarının çok iyi farkında olan örgüt lideri bu çatışmaların açtığı çatlakları kendi kurduğu yeni hizmet kimliği ile doldurmaya başardı. Vamık Volkan’ın dikkat çektiği gibi örselenmiş kimliğin güç düşkünü bir kült kişiliğin elinde nasıl yok edici bir hal aldığına şahit olduk. Toplumların hayatında hızlı değişimlere yol açan, insanları sarsan, bir kısmını öteleyen, dışlayan, büyük acılar çekmesine yol açan olayların nesiller üzerinde oluşturduğu etkiye “örselenme” diyoruz. Her toplum tarihin hızlandığı, büyük değişim ve kırılmaların yaşandığı anlarda belli oranda örselenmelere uğrarlar. Türk toplumunda da aslında yaşanan darbeler, katı laik-laik olmayan çatışmaları bu tür örselenmelere sebep olmuştur. Volkan’a göre örselenmeler kuşaklar sonra bile bir grubun oluşmasında yeniden ortaya çıkabilir. Olmadık bir çatışmanın gerçek nedenine dönüşebilir. “Zaman çökmesi” olarak adlandırdığı bu süreçte seçilmiş örselenme daha dün olmuş gibi yaşanır. Karşılıklı çatışanlar ayrı ayrı örselenmelerin tesiri altındaysalar “bitmeyen savaş”ın unutulmaz temsilcileri olarak akıl dışılıklar üretmeye devam ederler.

MANİPÜLASYON TAKTİĞİ

Kült kişiliğe sahip karizmatik liderler grup kimliklerini inşa etmek için toplumlarca içselleştirilmiş olan, “örselenmeler” den kaynaklanan psikolojik genleri manipüle eder, abartır ve parlatabilirler. Böylece toplumdaki örselenmiş kitleleri harekete geçirerek gruba olan eğilimi artırırlar ve insanların grupla birlikte hareket etmeleri için onları seferber ederler. Grup kimliğini sıkılaştırmak için örselenmeye yol açan olaylar kısmen veya tamamen ortadan kalksa ve ortam daha memnuniyet verici gelişmelere uygun olsa bile var olan hoşnutsuzlukların sürekli canlı tutulması sağlanır. Bugüne gelinceye kadar millî mefkûre ve tarihî değerlerin bu kadar garip kaldığını hatırlamak mümkün değildir, derken örselenmiş kimlikleri canlı tutmanın yollarını arar. Bu aynı zamanda cemaatin varoluş sebebinin de devam etmesini ve cemaatin dağılmamasını sağlar.

FETÖ, Türkiye’de yıllarca süren devlet-toplum, laik-laik olmayan ikilemlerinin tam bitmeye başladığını düşündüğümüz bir anda bizi arkadan vurdu. Kim bilir belki de, baştan beri güç devşirmek için kurduğu planı ideolojik körlük nedeniyle fark edemedik. Çünkü aslında hepimiz uzun süredir dışınlandığımızı düşündüğümüz iktidarı istiyorduk. Bizim olanı elimizden almışlardı, şimdi sıra bizdeydi. Ve FETÖ hepimizin talep ettiğini, arzuladığımızı güç istencini, iktidarı vaad etti bize. Bu yüzden de hepimiz onun ağlarında can çekişiyoruz. FETÖ’nün iktidarı talep ettiği ve güce taptığı konusundaki kanaat Herkül sitesiyle kesinlik kazanmıştı. Öyle ya neden Herkül? Siz bugünlerde onların sitenin ismi Herkül değil, “Her-Kul” demelerine bakmayın. Kendi kitaplarında açıkça sitenin adının Herkül olacağını kendileri duyurmuştu: “Evet, işte bu ve buna benzer sözleri, hakikat derslerini, hikmet incilerini bulabileceğiniz Kırık Testi’yi bir kitap hâlinde sizlere arz etmenin uygun ve yararlı olacağını düşündük. Kırık Testi’nin bir bölümü daha önce www.herkul.org adresinden ulaşılabilen Herkül İnternet Dergisi’nde neşredilmişti. Kırık Testi kitabında kendi ifadeleri bunlar…

Herkül FETÖ liderinin bir rol modelidir. Bildiğimiz Yunan mitolojilerinde Olimpos Dağı’nın ve tanrıların kralı olan Zeus oğlu olan Herkül yada bazen Herakles. Herkül’ün mitolojideki rolü de yarı insan yarı tanrı olarak gücün, bedenin, dik başlılığın hatta biraz pervasızlığın sembolüdür. Kanın, intikamın, ihtirasın, arzunun ve gücün sembolü olan Herkül nasıl olurda bir sözde dini bir cemaat liderinin başkahramanı haline gelir? Erymanthian Dağı’nda yaşayan büyük yaban domuzunu yakalayan, Lerna Gölü’ndeki Hydra canavarını öldüren ve buna benzer on iki görevi yerine getirerek özgürlüğüne kavuşan Herkül…

FETÖ lideri ilginç bir şekilde kitaplarında Herkül’e seslenmekte, onu milletin ve altın neslin kurtarıcısı olarak çağırmakta adeta ona kurtarıcı bir rol model biçmektedir:

“Ey ümmet-i merhume (ölü ümmet), beklediğin subh-u kıyamet (Kıyametin sabah vakti) değilse ellerini boynundan çöz, Herakles’in Promete’nin imdadına koştuğu gibi, şeytanın ateşine çarpılmış gençliğin imdadına koş..”.

FETÖ liderinin Çağ ve Nesil serisinin çok erken bir tarihte 1982 yayınlanmaya başladığını düşünürsek, Herkül sevdasının aslında zihninde çok önceden yerleştiğini düşünebiliriz. Şehvet, arzu ve fiziki gücün tanrısına aynı kitapta milletin bir Herkül beklediğini söylediği şu çarpıtıcı cümlelerde dikkate değerdir:

“Hâlbuki o, bir Herkül bekliyordu. “Seksen küsûr senelik hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum...” diyen ve onu bu Cehennem görünümlü hayattan söküp atacağı âna kadar, tavrını değiştirmeyen bir Herkül... Bırakın, Cennet kasırlarına gönül kaptırmadan neslinin ateşiyle yanan hak erlerini; bu uğurda şu basit dünyayı feda edecek kaç mürşid takdim edebildik ona..?”

BENLİĞİ KULLANDI

Görüldüğü gibi Yunan mitolojisinin yarı tanrısı FETÖ liderinin dilinde bir kurtarıcıya dönüşmüştür. Alparslanlar, Fatihler, Kanuniler bekleyen bu millet neden şimdi Herkül beklesin ki? Çünkü yeniçağın ruhu iktidara susamış, gücün peşinde koşan, sahip olmayı arzulayan yeni bir muhafazakârlıktır. Ve aslında FETÖ hepimize bunu vaat ettiğinde düşünmeden bir çoğumuz koştu… Örselenmiş kimliklerimizi, kırılmış kalplerimizi, yıpranmış ruhlarımızı bu yeni güç peşinde koşan muhafazakârlıkla tamir edebileceğimizi sandık. Bu yüzden FETÖ yalnızca dini kullanmadı aslında bir nebzede de olsa çoğumuzun içinde olan güç peşinde koşan, yalnızca kendisi için iktidar isteyen, kendi gibi düşünmeyene yaşam hakkı tanımayan benliği de kullandı. İçimizdeki ihtirası cemaat asabiyesini, öfkeyi harekete geçirdi. Paylaşmayı bilmeyen, öteki hayatlarla birlikte yaşamayı başaramayan, iktidarı yalnızca kendi inancımızın devlet erkini kullanması olarak anlayan “ben nesli” var oldukça eminim daha nice FETÖ’ler yeşerecektir bu topraklardan. Ve 15 temmuz’da gördük ki Anadolu’da yaşan adını çoğumuzun koyamadığı bir halk irfanı toplumun aydınlarının, siyasetçilerinin, bürokratlarının yaptığı bu büyük yanlışı tamir etmemiz için bize bir fırsat verdi. Evet, bu yanlışı millet yapmadı, bu yanlışı milletin önüne düşen gazeteciler, aydınlar, akademisyenler, siyasetçiler yani biz yaptık. Millet 15 Temmuz’da yaptığımız yanlışı düzeltmememiz için bize yeni bir fırsat verdi. İçimizde ki Herkül’ü öldürmez isek, benliğimizi güç ve iktidar hırsından arındırmayı başaramazsak bu fırsatı boşuna harcarız diye düşünüyorum… Bunun için ilk yapmamız gereken şey milletin yalnızca bizden olanları değil, tüm ülkeyi kapsayan koca bir aile olduğunu içselleştirmek olmalı.

Bu yazı 07.07.2017 tarihinde Karar Gazetesi'nde yayımlandı.

Etiketler:

« Tüm Haberler