logo tobb logo tobbetu

TEPAV Köşe Yazıları

- [Yazarın tüm yazıları]

Tutukluların Çıkmazı, Yeni Anayasanın Açmazı 09/11/2012 - Okunma sayısı: 2133

 

İktisatçıların çok sevdiği bir oyun var: Tutukluların çıkmazı (prisoner's dilemma).[1] Özetle, bu  oyun bize diyor ki, kendi çıkarlarınız açısından mantıklıymış gibi görünen bir seçim, sizin zararınıza olabilir. Kişisel çıkarlar peşinde koşmak sizin ve toplumun genelinin zararına olabilir.  İktisatçıların çok sevdiği bu oyunun ana fikirlerinden biri bu. Şimdi bu ana fikirden yola çıkarak ülkemizin en önemli gündem maddelerinden biri olan yeni bir anayasanın yazılması süreci hakkında düşünmeye çalışalım. Sorularımız şunlar: Acaba yeni anayasa hazırlanırken partilerin kendi çıkarları peşinde koşmaları (yani, oy peşinde koşmaları) toplumsal olarak istenmeyen sonuçlar doğuruyor olabilir mi? Acaba, partiler anayasanın hazırlanması sürecinde diğer partilerin tabanından oy kapmak için yarışmak yerine, yani birbirlerine zarar veren bir seçim yapmak yerine, işbirliği yapsalar hepimiz için daha iyi olmaz mı?

Sağlıklı düşünebilmek için bir başka ülkenin yeni anayasa komisyonu hakkında düşünelim. Varsayalım ki, Mabumbo adlı ülkede yeni anayasa çalışması yapılıyor olsun. Mabumbo yeni anayasa komisyonu üyelerini hayal etmeye çalışalım. Varsayalım ki, Mabumbo meclisi, anayasa komisyonu için her partiden bir üye atamış olsun. Bu üyeler de komisyonda kendi partilerinin çıkarı için en iyi olanı yapmaya çalışıyor olsun. Mesela, diyelim ki, komisyon üyelerinden A partisi üyesi Muhafazakâr Bey biliyor ki, A partisine oy verenler, eşcinsellerin ve transseksüellerin hakları konusunda çok “hassas”lar. Böyle  şeyler duymak istemiyorlar! Bu durumda, Muhafazakâr Bey için yapılacak en iyi şey, yeni anayasa komisyonunda konu eşcinsel haklarına geldiğinde itiraz etmek olacaktır. Çünkü aksini yaparsa partisi oy kaybedecektir. Diğer partiler de aynen A partisi gibi parti tabanlarını kaybetmeden kendilerine yakın diğer partilerin tabanından oy kapmaya çalışıyor olsun. Bu durumda, B partisi üyesi Milliyetçi Bey, Mabumbo kimliği konusu komisyonda tartışmaya açıldığında itiraz edecek ve itirazının kamuoyu tarafından duyulması için gerekli gayreti gösterecektir. C partisi üyesi Ortanın Sağa Yakın Solu Bey ise Muhafazakâr ve Milliyetçi Beylerin bu konudaki itirazlarını sessizce kabul edip (“aman ordan oy kaybetmeyelim”!), konu Mabumbo’nun kuruluşuyla ilgili maddelerin tartışılmasına geldiğinde buna can-ı gönülden itiraz edebilir. Konu mevcut oyu korumak ve biraz da oy kapmaksa bu onun için anlamlı bir seçim olacaktır. D partisi üyesi Dindar Muhafazakar Bey de eşcinsel haklarının tanınmasına hayır derken (“böyle konularla oy kaybetmenin lüzumu yok”!), halkın milliyetçi damarına basmamak için eşcinsel ve azınlık haklarını savunan E partisi üyesi Radikal Bey’in önerilerine hararetle karşı çıkacaktır. E partisi üyesi Radikal Bey ise yine tabanına hoş görünmek ve oy kaybetmemek için ilkeler düzeyinde çözülebilecek bazı konularda detaylara girilmesinde ısrar ederek diğer partileri zora sokmayı tercih edebilir. Örnekleri pek tabii ki çoğaltabiliriz ama sanıyorum ki meseleyi anladınız.

Böylece her parti, kendi çıkarları için en iyi olanı yapmaya çalışarak, anayasa komisyonunun çalışmalarının kilitlenmesine ve halkın uzun bir süre daha mevcut anayasaya mahkûm olmasına neden olabilir. Yani partiler, kendi çıkarları peşinden koşarken Mabumbo’nun yeni anayasasının hazırlanması için üstlendikleri tarihi görevi yerine getiremez hale gelebilirler. Partilerin davranışları kendi çıkarları açısından mantıklıymış gibi görünse de sonuç olarak toplumun çıkarları açısından zararlı sonuçlar doğurabilir. Zararlı sonuçlar diyorum çünkü Mabumbo’daki herkesin mevcut anayasanın biran önce değişmesini istediğini varsayıyorum. Eğer bu varsayım doğruysa, yeni anayasanın hazırlanamaması, hem toplum için hem de bu tarihi görevi yerine getiremeyen partiler için zararlı olur.

Hikâyemizin kahramanı Mabumbo yeni anayasası tutukluların çıkmazı nedeniyle bir açmaza girmiş gibi görünüyor. Mabumbo’yu bu açmazdan kurtarabilir miyiz? Belki. Ama önce durumu biraz daha iyi anlamamız gerekiyor. Ümitsiz olmayın çünkü iktisatçılar tutuklunun çıkmazı oyununda bazı durumlarda işbirliğinin ortaya çıkabileceğini söylüyor. Tutuklunun çıkmazı oyunu sadece bir kez oynandığında yukarıda gördüğümüz gibi sonuçlar ortaya çıkıyor. Ancak iktisat ve biyoloji modellerine göre, taraflar oyunu tekrar tekrar oynuyorsa o zaman işbirliğinin çıkması mümkün olabiliyor. Mabumbo anayasa komisyonu üyeleri ayda birkaç kere toplandığına göre bu oyunu tekrar tekrar oynadıklarını düşünebiliriz. Eğer iktisatçılar haklıysa komisyon toplantılarının tekrarlanıyor olması Mabumbo için bir ümit olabilir. Tabii önce tekrarlanan durumlarda işbirliğinin nasıl ortaya çıktığını anlamamız gerekiyor.

Mabumbo komisyonundaki oyun tekrarlanan bir oyun. Ancak, önemli bir öğe daha var. Burada taraflar (muhtemelen) her hamleleri için ne sonuç aldıklarını (örneğin, parti tabanının nasıl tepki verdiğini) sürekli takip ediyorlar ve kendi getirilerinin (oyların) muhasebesini yapıyorlar. Şimdi buna anayasa komisyonu oyunu diyelim. Buna uygun bir model bulabilirsek belki anayasa çalışmalarının neden kilitlendiğini ve bu kilidin nasıl çözülebileceğini anlarız.

Şanslıyız. Anayasa komisyonu oyunu için uygun bir model var. Martin Nowak ve arkadaşlarının Journal of Theoretical Biology‘de yayınladığı modeli kullanabiliriz.[2] Tabii modeli ihtiyacımıza uygun bir biçimde yorumlayacağız, bu sebeple modelin aslından biraz uzaklaşacağız. Bu modele göre işbirliğinin taraflar için faydaları belirli bir kritik seviyenin altındaysa, taraflar işbirliği yapmıyor ve birbirlerine (ve topluma) zarar vermeye devam ediyorlar. Yani komisyon üyeleri işbirliğinin kendilerine yeterli ölçüde faydalı olmadığını veya işbirliğinin faydasının çok az olduğunu düşünüyorlarsa birbirlerine zarar vermeye devam ederler. Anayasa komisyonu oyununda bu, partilerin taban oylarını korumaya ve birbirlerinin tabanlarından oy kapmaya çalışmaya devam edecekleri anlamına geliyor. Yine bu modele göre, eğer işbirliğinin faydaları belirli bir kritik seviyenin üstündeyse, o zaman taraflar işbirliğinin ortaya çıkmasını sağlayacak uzlaşmacı stratejiler uygulayabiliyorlar. Böylece uzun dönemde işbirliği sağlanması mümkün oluyor. Şimdi bu modelden yola çıkarak şu soruyu sorabiliriz: Acaba, Mabumbo’da tarafların işbirliğinin ortaya çıkmasını sağlayacak stratejilerle hareket etmemelerinin nedenleri ne olabilir?

İki olasılık akla geliyor:

(1) Taraflar (yani, komisyon üyeleri) işbirliğinin sadece toplum için değil kendileri için de faydalı olabileceğini fark etmiyor olabilir; veya

(2) Mevcut durumda işbirliğinin faydası, tarafların zarar verme stratejisinden elde edebilecekleri diğer faydalar nedeniyle “kritik düzeyin” altında olabilir. Yani, tarafların kendi kısa dönemli çıkarları peşinden koşarak elde ettikleri (veya elde ettiklerini sandıkları) fayda işbirliğinin uzun dönemli faydalarını unutturacak kadar yüksek olabilir.

Bu kestirimler doğruysa, artık Mabumbo‘nun yeni anayasa açmazını çözmek için neler yapmak gerektiğini düşünebiliriz.

  • Taraflara, işbirliğinin hem kendileri hem de toplum için faydalı olduğunu göstermeliyiz.
  • Tarafların (varsa) kendi kısa dönemli çıkarları peşinden koşarak elde ettikleri faydayı azaltıp, işbirliğinin faydasını görünür hale getirmeliyiz.
  • Eğer Mabumbo’daki anayasa komisyonuna katılan partilere işbirliğinin ve uzlaşmacı yaklaşımın faydalarını ve sürekli zarar verme stratejisinin uzun dönemde hem kendileri hem de toplum için zararlı olduğunu gösterebilirsek, anayasa açmazını çözmemiz mümkün olabilir.
  • Diğer taraftan, eğer anayasa komisyonundaki çatışmacı tavır komisyona katılan partilere fayda sağlıyorsa, bu durumu değiştirmemiz toplum açısından çok faydalı olabilir.
  • Ancak, her ülke gibi Mabumbo da karmaşık bir ülke. Söz konusu olan anayasa olunca, sadece tercihler değil değerler de gündeme geliyor. Değerler konusunda uzlaşma sağlamak çok zor olabilir. Ama zor olsa da uzlaşmayı denemenin toplum için faydalı olacağını biliyoruz, çünkü Mabumbo’da herkesin anayasanın değişmesini istediğini varsaydık. Herkesin anayasanın değişmesini istediği bir durumda anayasayı değiştirmekle görevli komisyonun kilitlenmesi ve ilerleme kaydedememesi herhalde kabul edilebilir bir şey olamaz. Bu durumu değiştirmek için bu açmazın herkes için zararlı olduğunu Mabumbo’daki siyasi partilere göstermemiz faydalı olabilir.
  • Örneğin, Mabumbo halkı bir araya gelip “yeni anayasamızı istiyoruz” diye bir kampanya başlatarak işe başlayabilir. Bu en azından, Mabumbo yeni anayasa komisyonu üyelerine, yeni anayasa için işbirliği yapmanın toplumun geniş bir kesimi tarafından takdire şayan bir hareket olarak değerlendirildiğini göstermiş olur. İşbirliği ve uzlaşmanın faydalarını gösterir.
  • Buna ek olarak, anayasa açmazını çözmek için Mabumbo’nun komisyonun çalışma biçiminin değiştirilmesini de düşünmesinde fayda var. Tartışmalar çoğu zaman değerler ve inançlar konusunda kilitleniyor olsa bile tarafların karşı görüşleri daha iyi anlamasını sağlayacak bir müzakere mekanizması ilerleme hızını arttırabilir.
  • Belki de kim bilir tüm partilere eşit uzaklıkta duran ama herkesin görüşlerine önem verdiği biri anayasa komisyonu üyelerinin uzlaşmasına yardımcı olabilir.
  • Tabii basın da komisyonun tarihi görevini hatırlatmak için çalışabilir ve uzlaşmacı üyeleri öven, çatışmacı üyeleri tahtaya yazan bir strateji izleyebilir.

Sonuç olarak Mabumbo anayasasının açmazı, tutukluların çıkmazına kıyasla çok daha karmaşık bir problem. Ama bu açmazdan çıkmanın yolunun uzlaşmacı stratejilerden geçtiği açık.

Düşünürseniz, Mabumbo’nun haline şükretmesi lazım. Türkiye’deki dinamikler çok daha karmaşık. Söz verilen yeni anayasa yıllardır çıkamıyor. Belki de bizim de Mabumbo gibi anayasa açmazını nasıl çözeriz diye düşünmeye başlamamız lazım. Biz de şöyle vatandaşlar olarak bir araya gelip “Türkiye yeni anayasasını istiyor” diye bir kampanya mı yapsak? Ne dersiniz?

 


[1] Oyunu bilmeyenler http://en.wikipedia.org/wiki/Prisoner's_dilemma adresine bakabilir.

[2] Lorens A. Imhof; , Drew Fudenberg &Martin A. Nowak (2007) “Tit-for-tat or Win-stay, Lose-shift?”, J Theor Biol. 2007 August 7; 247(3): 574–580.

Paylaş Bookmark and Share

« Diğer köşe yazıları