logo tobb logo tobbetu

Köşe Yazıları

Güven Sak, Dr. - [Yazarın tüm yazıları]

Mali disiplin nedir? 15/09/2009 - Okunma sayısı: 1204

Türkiye 2001 yılı krizinden kemerini sıkarak çıktı. Bütçe disiplini esastı. Buyurun şimdi 2008 yılı krizinin içindeyiz. Yine kemer sıkmamız gereken bir dönemin başındayız. Bütçe disiplini bu kez yine esastır. Peki, 2001 yılındaki problemimizle 2008 yılındaki problemimiz aynı problem midir? Değildir. Bakın, bize kalırsa, neden öyle değildir. İlk soru şudur: 2001 yılı krizi ile 2008 yılı krizi aynı mıdır? Hayır. Elbette değil. 2001 yılı krizi bir tek bizim kendi krizimizdi. 2008 yılı krizi ise bizden ziyade öncelikle küresel ekonominin krizidir. Biz krizin dışarıdan gelen etkilerini küçültebilecekken, inanılmaz bir politika ataleti ile üzerimize düşeni yapmayarak, kendimizi, bize ait olmayan bu krizden en çok etkilenenler listesine başarıyla ekletmiş olabiliriz. Ama sonuç değişmez. 2001 içeridendir, 2008 ise dışarıdandır. İkinci mesele şudur: 2001 krizi içeriden kaynaklanan ve doğrudan doğruya yerel maliye politikası disiplinsizliğinin eseri olan bir krizdir. 1990'lı yılların mali savurganlığı ile artan bütçe açıkları meselenin ilk aşamasıdır. Kamu borçlanması ile finanse edilen bu bütçe açıkları sonunda artan devlet iç borçlanma senetleri (DİBS) stokunun nasıl finanse edileceği meselesine dönüşerek 2001 krizini getirmiştir. Neden? Çünkü bizler başarıyla DİBS'leri banka bilançolarının içine hep tıktık. Tıktıkça almaya devam eder, banka bilançoları genişler zannettik. Bilançolar genişlesin diye merkez bankamızın bankalara artan ölçüde likidite aktarmasına imkân sağladık. Sonra bir an geldi, bilançolar patlayıverdi. İşte o vakit, para politikası ile bilançoları sürekli olarak esnetemeyeceğimizi, riskleri kontrol edemeyeceğimizi, her işin bir sınırı olduğunu öğrendik. 2001 krizi bu çerçevede bir bankacılık krizi olarak başladı. İşin başında mali savurganlık ve sürdürülemez olan kamu borçlanmasını sürdürmeye çalışma iradesi vardı. İkinci tespit şudur: 2001 krizi sürdürülemez yerel maliye politikasının bir sonucudur. Gelelim üçüncü meseleye: 2001 krizi kamu borçlanması ile bu kadar yakından alakalı olduğu için, o günün mali disiplin anlayışının özü DİBS stokunu küçültmektir. Nitekim 2001'den itibaren izlenen başarılı kemer sıkma politikası ile DİBS stokunun milli gelir içindeki payı önemli ölçüde küçültülmüştür. Böylece, 2001 sonunda yüzde 51'e ulaşan iç borç stokunun milli gelire oranı 2008 sonunda yüzde 29'a gerilemiştir. Ancak bu arada kontrolden çıkan kamu borçlanmasını kontrol altına almak için uygulamaya konulan mali daralma tedbirlerinin getirdiği kredibilite ekonomide büyüme sürecini yeniden başlatmıştır. Nasıl olmuştur? Alınan harcama daraltıcı tedbirlere inanan finansal piyasa aktörleri Türkiye'de DİBS'e talebi artırmışlardır. İktisat literatüründe "genişletici mali daralma" (expansionary fiscal contraction) denilen hadise budur. Türkiye 2001 krizinden genişletici mali daralma sayesinde hızla çıkabilmiştir. Bu da olsun dördüncü tespit. Bizi beşinci tespite götürecek olan, günün ikinci sorusu şudur: Türkiye, bu krizde de yine "genişletici mali daralma" dinamiğinden yararlanabilir mi? Evet ve de hayır. Çünkü bu kez mesele farklıdır. Konu artık "genişletici mali daralma" olarak değil, "genişletici mali disiplin" olarak tanımlanmalıdır. Bu kez aynı dinamikten tasarruf ederek değil, harcayarak, harcamaya devam ederek yararlanılabilir. Dolayısıyla bu kez mali disiplinin amacı kamu harcamalarının tutarını 2001 yılında olduğu gibi azaltmak değildir. İlk aşamada kontrol altına almaktır. Sonra da tutarı azaltılmayacak kamu harcamalarının kompozisyonunu hızlı bir biçimde değiştirebilmektir. Dolayısıyla bu kez bize gereken "genişletici mali disiplin" anlayışıdır. Bu da günün beşinci tespitidir. Peki, 2001'den 2008'e mali disiplin kavramındaki değişimin nedeni nedir? İktisadi durgunluk ortamıdır. Bu iktisadi durgunluk ortamında kamu harcamalarını küçültmek, iktisadi toparlanmayı tamamen yurtdışındaki pozitif haberlere duyarlı hale getirecektir. İçeride iktisat politikası ortadan kalkacaktır. Bu iyi değildir. Altıncı tespit budur. 2001'den 2008'e mali disiplinin yol açacağı kredibilite kazancının manasının nasıl değişmekte olduğuna dikkat ediniz lütfen. Dün amaç kontrolsüz büyüyen iç borç stokunun sınırlandırılması için harcamaların topyekün kesilmesiydi. Bugün mali disiplinin manası, kamu harcamalarının büyüme sürecine en çok katkıyı yapmasını sağlayacak tedbirleri almaktır. Verimsiz harcamaları kesmek, verimli harcamaları devam ettirmektir. Bu da yedinci tespittir. Risk nerededir? Kamu harcamalarının yapısının değiştirilmesi bir büyük politik problemdir. Hükümetler için iyi olan kamu harcamalarının kompozisyonunu değiştirme meselesine mümkün olduğunca az girmektir. Türkiye mali kuralı belki de yalnızca kamu harcamalarının toplam tutarı değil, aynı zamanda kamu harcamalarının kompozisyonundaki değişim üzerine de yerleştirmelidir. Burada tarihi bir hatırlatma yapalım: Turgut Bey'in "bütçe dışı fon sistemi deneyimi" hiç unutulmamalıdır. Bütçe dışı fon sisteminin kuruluş gerekçesi, bize kalırsa, kamu harcamalarının kompozisyonunu değiştirmenin zorluğu nedeniyle, açık açık ilkelerini koyarak, değiştirmekten kaçınma azmidir. İyi mi olmuştur? Tecrübe kötüdür. Ama önümüzdeki işin zorluğunu göstermektedir. Bugün mali disiplin, kamu harcamalarının hem kontrol altına alınacağı hem de kamu harcamalarının kompozisyonunun değiştirebileceği iradesini açıklıkla ve inandırıcı bir biçimde ortaya koyabilmektir. İktisadi durgunluk ortamında mali disiplinden anlaşılması gereken budur. Çok yıllık bütçenin bize göstermesi gereken de tam bu noktadadır. Buyurun bakalım mali intibakın kalitesi meselesi arka kapıdan Türkiye'nin asıl meselesi haline gelmiştir. Bu iş giderek IMF'siz imkânsıza doğru gitmektedir.

Sevgili yöneticilerimiz, lütfen bizi şaşırtınız.

Bu yazı 15.09.2009 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

 

Paylaş Bookmark and Share

« Diğer köşe yazıları