TEPAV web sitesinde yer alan yazılar ve görüşler tamamen yazarlarına aittir. TEPAV'ın resmi görüşü değildir.
© TEPAV, aksi belirtilmedikçe her hakkı saklıdır.
Söğütözü Cad. No:43 TOBB-ETÜ Yerleşkesi 2. Kısım 06560 Söğütözü-Ankara
Telefon: +90 312 292 5500Fax: +90 312 292 5555
tepav@tepav.org.tr / tepav.org.trTEPAV veriye dayalı analiz yaparak politika tasarım sürecine katkı sağlayan, akademik etik ve kaliteden ödün vermeyen, kar amacı gütmeyen, partizan olmayan bir araştırma kuruluşudur.

Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı kapsamlı saldırının üzerinden dört yıl geçti. Şubat 2022’de birçok gözlemci çatışmanın kısa süreceğini ve Kiev’in hızla düşeceğini öngörüyordu. Ancak savaş, yalnızca uzamakla kalmadı; çağımızın en belirleyici jeopolitik krizlerinden birine dönüşerek bölgesel ve küresel güvenlik mimarisini köklü biçimde yeniden şekillendirdi.
Ukrayna’nın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü savunmadaki direnci, dikkat çekici olmaya devam ediyor. Bununla birlikte savaşın etkilerinin Ukrayna ile sınırlı kalmadığı artık açık. Çatışma, uluslararası hukukun sınırlarını zorlamakla kalmıyor; uluslararası kurumların dayanıklılığını test ediyor, transatlantik ilişkilerde gerilim başlıklarını derinleştiriyor ve Avrupa’nın güvenlik mimarisini dönüştürüyor. Enerji piyasalarından gıda tedarik zincirlerine, savunma planlamasından ittifak yapılarına kadar geniş bir alanda hissedilen etkiler, bu savaşın sistemik sonuçlar doğurduğunu gösteriyor.
Bu tablo Türkiye açısından stratejik ve kalıcı riskler barındırmaktadır. Türkiye; bir Karadeniz ülkesi, NATO müttefiki ve savaşın tüm taraflarıyla diyalog kanallarını açık tutabilen bölgesel bir aktör olarak benzersiz bir konuma sahiptir. Nitekim gelişmeler, ülkemizi hızla değişen bir stratejik ortamın merkezine yerleştirmiştir.
Karadeniz; ticaretin, enerji geçiş hatlarının ve tahıl ihracatının yaşamsal bir arteridir. Avrupa’yı Kafkasya ve Orta Asya’ya bağlayan kritik bir koridor niteliğindedir. İş birliği ile rekabet arasındaki dengenin doğrudan bölgesel istikrarı etkilediği bu havzada yaşanan her gelişme, Türkiye için soyut değil somut sonuçlar üretmektedir. Ulusal güvenliğimiz, ekonomik istikrarımız ve diplomatik konumumuz bu denklemin doğrudan parçasıdır.
Savaş, Soğuk Savaş sonrası dönemde görülmemiş ölçüde bir askeri hareketliliği de beraberinde getirmiştir. Artan deniz varlığı, gelişmiş füze sistemleri ve tartışmalı deniz ticaret hatları, Karadeniz’i stratejik rekabetin ön cephesine dönüştürmüştür. Bu bağlamda deniz güvenliğinin geleceği yalnızca bölgesel güç dengesini değil, NATO’nun stratejik planlamasını ve Avrupa’nın uzun vadeli savunma mimarisini de etkilemektedir.
Öte yandan çatışma, küresel karşılıklı bağımlılığın kırılganlığını da gözler önüne sermiştir. Enerji piyasalarındaki dalgalanmalar ve tahıl sevkiyatlarındaki aksamalar, gıda güvenliğini küresel bir mesele haline getirmiştir. Türkiye’nin diplomatik girişimleriyle hayata geçirilen Karadeniz Tahıl Girişimi, Ankara’nın arabulucu rolünün hem risklerini hem de potansiyelini ortaya koymuştur. Bu deneyim, savaş koşullarında dahi diplomasinin vazgeçilmezliğini teyit etmiştir.
Savaş aynı zamanda uluslararası hukuk ve toprak bütünlüğü ilkeleri konusunda temel soruları yeniden gündeme taşımıştır. Öngörülebilir kurallara ve istikrarlı dengelere dayanan bir uluslararası sistem, Türkiye gibi orta ölçekli güçler için hayati önemdedir. Normların aşınması, uzun vadede belirsizlik ve güvenlik maliyetlerini artırmaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin dengeli ve ölçülü tutumu hem Ukrayna hem de Rusya ile iletişim kanallarını sürdürebilmesi, stratejik gerçekçiliğin bir yansımasıdır.
Kutuplaşmış bir uluslararası ortamda tüm taraflarla konuşabilme kapasitesi, Türkiye’nin diplomatik ağırlığını artırmakta ve bölgesel istikrara katkı sunmaktadır.
Türkiye-Ukrayna ilişkileri de son yıllarda savunma sanayii iş birliği, ticaret hacmi ve siyasi diyalog alanlarında yapısal bir derinlik kazanmıştır. Bu ilişkiler, Karadeniz’de istikrar, ekonomik ortaklık ve egemenliğe saygı temelinde şekillenen ortak çıkarları yansıtmaktadır.
Savaşın bir diğer önemli sonucu ise bölgesel krizlerin artık bölgesel kalmamasıdır. Avrupa’daki enerji fiyatları Asya’daki üretim maliyetlerini etkileyebilmekte; Karadeniz’deki tahıl sevkiyatındaki aksaklıklar Afrika’daki gıda güvenliğini tehdit edebilmektedir. Bir cephedeki askeri tırmanış, küresel ittifak sistemlerinde zincirleme etkiler yaratabilmektedir. Bu durum, jeopolitiğin yeniden merkezî bir belirleyici haline geldiğini göstermektedir.
Tüm bu gelişmeler Türkiye’nin stratejik sorumluluğunu artırmaktadır. Türkiye’nin rolü, coğrafya ile ittifaklar arasında bir tercih yapmak değil; bu iki boyutu uyumlu bir strateji çerçevesinde bir araya getirmektir. NATO müttefiki olarak kolektif savunmaya katkı sunarken, bir Karadeniz devleti olarak bölgesel istikrarı öncelemek zorundadır. Çok yönlü diplomatik kanallara sahip bir aktör olarak ise başkalarının kuramadığı diyalogları kolaylaştırabilecek konumdadır.
Önümüzdeki yıllar, Karadeniz’in kalıcı bir askeri rekabet alanına mı dönüşeceğini, yoksa yönetilebilir rekabet ve yeniden tesis edilen iş birliği zeminine mi evrileceğini belirleyecektir. Bu süreç; diplomasinin dayanıklılığına, caydırıcılığın inandırıcılığına ve uluslararası kurumların direncine bağlı olacaktır.
Kesin olan şudur: Ukrayna’daki savaş, Avrupa’nın güvenlik mimarisini şimdiden değiştirmiştir. Savunma entegrasyonunu hızlandırmış, kırılganlıkları görünür kılmış ve stratejik hazırlıklılığın önemini artırmıştır.
Türkiye açısından görev nettir: Ulusal çıkarları korumak, bölgesel istikrara katkı sunmak, uluslararası hukukun temel ilkelerini savunmak ve stratejik esnekliği muhafaza etmek. Derin belirsizlik dönemlerinde dengeli ve ilkeli diplomasi bir zafiyet değil, stratejik öngörünün göstergesidir.
Dört yıl sonra savaş hala hem devletlerin hem de kurumların direncini sınamaya devam etmekte. Ancak bize temel bir gerçeği de hatırlatmakta: Bölgemizde barış ve istikrar kendiliğinden tesis edilmeyecek. Bu nedenle dikkatli, çok boyutlu ve riskleri doğru okuyan bir stratejik yaklaşım zorunlu. Türkiye için bu sorumluluk, kıyılarımızın hemen ötesinde başlayan bir güvenlik denklemini iyi anlamaktır.