TEPAV web sitesinde yer alan yazılar ve görüşler tamamen yazarlarına aittir. TEPAV'ın resmi görüşü değildir.
© TEPAV, aksi belirtilmedikçe her hakkı saklıdır.
Söğütözü Cad. No:43 TOBB-ETÜ Yerleşkesi 2. Kısım 06560 Söğütözü-Ankara
Telefon: +90 312 292 5500Fax: +90 312 292 5555
tepav@tepav.org.tr / tepav.org.trTEPAV veriye dayalı analiz yaparak politika tasarım sürecine katkı sağlayan, akademik etik ve kaliteden ödün vermeyen, kar amacı gütmeyen, partizan olmayan bir araştırma kuruluşudur.

Dünden bugüne dünyanın nasıl değiştiğinin farkında mısınız? İyi ya da kötü değil. Öyle. Amerika ve İsrail’in İran saldırısı ile ortaya çıkan Hürmüz Boğazı krizi dünyamızı bir daha geri dönmemek üzere değiştirdi.
Düne kadar lojistik hatlar, ticaret koridorları söz konusu olduğunda kafalarda hep bir maliyet hesabı olurdu. Artık yok. Gelin, bakın nasıl değişti?
Tıkanır mı, tıkanmaz mı, artık asıl mesele bu
Doğrusu, ben TEPAV araştırmacılarına hep böyle soruyordum eskiden. “O rotadan gidince konteynırlar, bu işin zaman maliyeti nedir? Kaç günde hedefe varmak mümkün oluyor? Yetmez. Bu zaman maliyetini göze alınca ne kadar masrafa katlanmak gerekiyor? O rotanın finansal maliyeti ne kadar? O da yetmez, şimdi bir de karbon maliyeti hesabı lazım.”
Ama bakın şimdi geldiğimiz noktada, artık rotanın güvenli olup olmadığı, tıkanıp tıkanmayacağı, teslim ettiğiniz malın hedefe ulaşıp ulaşamayacağı bir numaralı problem haline geldi. Hürmüz Boğazı tıkanıklığından sonra hayat böyle.
Eskiden rota tıkanıklığı yoktu. Artık var. Bu durumda, en iyi rota artık yola çıkardığınız malı eninde sonunda teslim edebilen rota oldu. Bir ara, en pahalı enerji, olmayan enerjidir denirdi. Şimdi de en kötü rota, yola çıkardığınız malı bir türlü teslim edemeyen rota artık. Hürmüz Boğazı etkisi işte tam da bu.
Bu ne demek? Ticaret koridorları üzerinde yeniden düşünmeye başlamak gerekiyor demek. En iyi rota diye, maliyeti düşüren Hürmüz Boğazı yolunu seçmenin, aslında bütün yumurtaları aynı sepete koymak anlamına geldiğini artık gördük. Şimdi rotaları çeşitlendirme zamanı.
Ermenistan-Türkiye sınırını açmanın vakti geldi
Düne kadar maliyetli diye üzerinde çok düşünülmeyen ticaret koridorlarının gündemde olacağı bir yeni döneme girdik böylece. Doğrusu ya, ben bu yeni dönemde, Güney Kafkasya’nın önemli bir geçiş noktası olacağını düşünüyorum. İsterseniz haritaya bir bakın. Kuzeyde Rusya-Ukrayna savaşı, güneyde İran savaşı ve güncel Hürmüz tıkanıklığı var. Öyle duruyor ki, İran-ABD barış görüşmelerinde, İran’ın Hürmüz’ü kontrolü temel mesele olacak. Nedir? Bu barış görüşmeleri kolay başlamaz, kolay da bitmez.
Ne oluyor bu durumda? Hem kuzey-güney hem de doğu-batı bağlantısında Güney Kafkasya’nın önemi artıyor. Güney Kafkasya ile birlikte Türkiye’nin önemi de artıyor. Eskiden Megri koridoru, sonra Zengezur koridoru derken şimdi Trump rotası adını alan TRIPP bağlantısı da önemli tabii.
Düne kadar Hazar geçişinin ne kadar maliyetli olduğundan bahsederdik. Hazar’ı geçmek bir gün, her bir kıyıda malın elleçlenmesi onar gün sürüyordu. Şimdi maliyetin değil, teslimatın önem kazandığı Hürmüz tıkanıklığı sonrası yeni durumda Hazar geçişi maliyeti bile katlanılabilir duruyor doğrusu. Dedim ya, artık farklı bir dönem bu.
Bu dönemde, Hazar geçiş maliyetini elden geçirmek için atılacak her adım Güney Kafkasya’nın dünyanın merkezi olduğu tespitini yalnızca güçlendirecek. Dün düşünülmeyenleri düşünebilmek için olumlu bir ortamdayız.
Güney Kafkasya, dünyanın merkezi olurken bölgedeki konnektivite meselelerini bir bir elden geçirmek önemli olacak. Hazar geçişi ve TRIPP rotasının işlerliği kadar, Ermenistan-Türkiye sınırının açılması da zaman kaybetmeden ele alınması gereken meselelerden. Onu da söylemiş olayım.

Bugün mesele yalnızca malların nereden, nasıl taşınacağına dair yön tayininin belirsizleşmesi değil. Dünya ekonomisi yön arıyor. Ama sadece ekonomi değil, gelecek de yönünü arıyor. Çünkü geleceğin ta kendisi olan gençler, önlerindeki yolun nereye çıkacağını görmekte zorlanıyorlar.
Bugün genç olmak düne göre daha mı kolay?
Alıştığımız referans noktaları kayboluyor, dünyamız yine değişiyor. Karl Marks üstadımız bu durumu “katı olan her şey buharlaşıyor” diye anlatırdı. Yine öyle oluyor. Alıştığımız yollar ortadan kalkarken endişe etmemek mümkün değil aslında.
Sosyal medya etkisi sayesinde dünyanın her tarafını aynı anda görme imkanı kazanan gençlerin bu durumdan nasıl etkilendiklerini ciddiye alıp değerlendirmek gerekiyor. Rakamlar ortada gençlerin hayattan memnuniyeti, Türkiye’de geriliyor.
Habitat Derneği’nin “Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Hali Raporu” 18 ilde 18-29 yaş arası gençlerle konuşarak yapılmış. 2017’de hayattan memnuniyet düzeyi yüzde 70 iken 2026’da bu oran yüzde 50 seviyesine geriliyor.
Aynı durum, EuroStat verilerinden de görülebiliyor. Yirmi beş yaş altı yaşam memnuniyeti oranı 2025 yılında, 2013 yılına göre geriliyor.
Bugünün gençleri, dünün gençlerine göre daha endişeli. Ank-Ar bu nisan ayında sormuş: “Sizce bugün genç olmak, yirmi yıl önce genç olmaktan daha mı zor, daha mı kolay?” diye. Ankete katılan yaklaşık 2000 kişinin yüzde 59,9’u “bugün genç olmak, yirmi yıl öncesine göre daha zor” demiş.
Kimler zor diyor? Gençler. Ankete katılan 18-25 yaş grubunda olanlarda, “bugün genç olmak yirmi yıl öncesine göre daha zor” diyenlerin oranı yüzde 85,5’e çıkıyor. Ankete katılan 55-65 yaş grubunda ise, “bugün genç olmak, yirmi yıl öncesine göre daha zor” diyenlerin oranı neredeyse yarı yarıya azalarak yüzde 40,4’e düşüyor.

Rakamlar bir süreden beri gençlerin zaten endişeli olduğunu gösteriyordu. Ank-Ar rakamları da bunun üstüne geldi. Neden endişeli gençler? Hayattan, gelecekten. Ama bence burada yaşlıların gençlerle aynı kanaatte olmamasını da dikkate almak gerekiyor.
Dünya gözlerimizin önünde büyük bir hızla daha bir görünür hale geliyor. Elden geçirilmesi gereken malumat seti süratle büyüyor. Katı olan her şeyin buharlaşmakta olduğunu görüyoruz. Alıştığımız referans noktaları kayboluyor, dikkate almamız gereken yenilikler biçimleniyor.
Türkiye’nin yok olana, bitene değil, yeniye ve doğmakta olana odaklanmamızı sağlayacak politikalara ihtiyacı var. Hürmüz’e takılana değil, Güney Kafkasya’da doğmakta olana; Dubai’de batana değil, bölgenin olası yeni Dubai’lerine bakmak gerekiyor.
Ama bütün bunlar gençlerin hayatına yön kazandırmadan tamamlanmaz.
Gençlerin gelecek endişesinin ve umutsuzluktan beslenen mutsuzluğun büyüyen bir öfkeye dönüşmemesi için önlerine yeni yollar açmak şart. Türkiye’de değişen bir şeyler var ve bunu idrak etmeliyiz. Bugün karşı karşıya olduğumuz mesele gençlerin önüne güvenilebilir bir gelecek tahayyülü koyamamaktan kaynaklanıyor.
Ortada heyecan duymayı ve geleceğe ilişkin değerlendirme yapmayı imkansız kılan bir ideolojik boşluk var esasen. İleriye yönelik bir heyecan, neşe ve bir iş başarmanın şevki yok.
Gençlerin hayatına yeniden yön, anlam ve öngörülebilirlik kazandıracak politikalar kurulmadıkça ne uyuşturucuyla mücadele sonuç verir ne de artan şiddet dalgası durur.
Bir daha söylemiş olayım.
Bu köşe yazısı 04.05.2026 tarihinde Nasıl Bir Ekonomi Gazetesi'nde yayımlandı.