TEPAV web sitesinde yer alan yazılar ve görüşler tamamen yazarlarına aittir. TEPAV'ın resmi görüşü değildir.
© TEPAV, aksi belirtilmedikçe her hakkı saklıdır.
Söğütözü Cad. No:43 TOBB-ETÜ Yerleşkesi 2. Kısım 06560 Söğütözü-Ankara
Telefon: +90 312 292 5500Fax: +90 312 292 5555
tepav@tepav.org.tr / tepav.org.trTEPAV veriye dayalı analiz yaparak politika tasarım sürecine katkı sağlayan, akademik etik ve kaliteden ödün vermeyen, kar amacı gütmeyen, partizan olmayan bir araştırma kuruluşudur.




Değerlendirme Notu / Murat Orkun Selçuk, Sercan Sevgili, Yusuf Tuna Alemdar
Son yıllarda dünyanın siyaset ve güvenlik mimarisinin değiştiğini, bu değişimin en kapsamlı olarak Ortadoğu’da izlendiğini söylemek mümkündür. 2010’lu yıllarda Arap Baharı ile yaşanan değişimler görülürken 2020’lere ağırlıklı olarak İran’ın vekalet sistemine ve nihayetinde kendisine yönelik askeri ve siyasi hamleler ile İran’ın buna verdiği cevapların damga vurduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
Askerî açıdan bakıldığında, bölgedeki çatışmaların artık sadece konvansiyonel kuvvet üstünlüğü üzerinden değil; balistik füze, seyir füzesi ve insansız hava araçlarıyla icra edilen saldırılar üzerinden şekillendiği görülmektedir. Bu dönüşüm yalnızca savaşın karakterini değiştirmemekte, aynı zamanda hangi coğrafyaların güvenli, yatırım yapılabilir ve operasyonel olarak sürdürülebilir kabul edileceğini de yeniden tanımlamaktadır.
2026 yılı itibarıyla ortaya çıkan tablo, hava savunmasının tamamlayıcı bir askeri unsur olmaktan çıkarak bölgesel istikrarın asli bileşenlerinden biri haline geldiğini göstermektedir. Kritik altyapının korunması, ticaret akışlarının sürekliliği ve sermaye hareketlerinin güvenliği artık siyasi gelişmelere ilaveten hava savunma kapasitesiyle de doğrudan ilişkilidir.
Bu çerçevede iki paralel gelişme dikkat çekmektedir. Bir yandan saldırıların menzili, hassasiyeti ve yoğunluğu artmakta; diğer yandan bunlara karşı geliştirilen savunma sistemleri ulusal sınırları aşan, entegre ve ağ-merkezli bir yapıya evrilmektedir. NATO’nun balistik füze savunma mimarisi, ABD’nin Patriot, THAAD ve Aegis tabanlı kapasitesi ve müttefik radar ağları, belirli bölgelerde fiili bir güvenlik şemsiyesi oluşturarak saldırıların etkisini sınırlamaktadır.
Bu dönüşüm yalnızca askeri dengeleri değil, aynı zamanda bölgesel ekonomik coğrafyanın temelini oluşturan “güvenli liman” algısını da doğrudan etkilemektedir. Uzun yıllar boyunca istikrar, yüksek yaşam standardı ve küresel bağlantısallık üzerinden inşa edilen Körfez merkezleri, artan füze ve insansız hava aracı tehditleri karşısında bu algıyı giderek daha fazla kaybetmektedir. Özellikle 2026 itibarıyla yoğunlaşan saldırılar, Körfez ülkelerinin yalnızca fiziksel altyapısını değil; yatırımcılar, şirketler ve nitelikli işgücü nezdindeki öngörülebilirlik ve güvenlik imajını da aşındırmaktadır.
Bu çalışma, söz konusu dönüşümün ekonomik, sosyal ve jeostratejik sonuçlarını analiz etmektedir. ABD ve İsrail’in İran saldırıları sonrası ortaya çıkan ve Körfez ülkeleri açısından geri döndürülmesinin zor olduğu anlaşılan küresel algı hasarı ve bununla bağlantılı olarak yeni hava savunma mimarisinin Ortadoğu’daki ekonomik merkezleri ve sermaye akışlarını nasıl yeniden şekillendirdiği bu çalışmanın odağını oluşturmaktadır. Temel değerlendirme şudur: Körfez ve Arap Yarımadası, yüksek yoğunluklu hava saldırıları ve altyapı kırılganlığı nedeniyle bölgesel sermaye ve yatırım açısından giderek daha riskli bir coğrafyaya dönüşmektedir. Buna karşılık, Doğu Akdeniz havzası ve özellikle Kıbrıs, daha düşük tehdit yoğunluğu, NATO ile entegre savunma altyapısı ve daha öngörülebilir bir güvenlik çevresi sayesinde alternatif ve görece daha güvenli bir yatırım ekseni olarak öne çıkmaktadır.
Değerlendirme notuna buradan ulaşabilirsiniz.