TEPAV web sitesinde yer alan yazılar ve görüşler tamamen yazarlarına aittir. TEPAV'ın resmi görüşü değildir.
© TEPAV, aksi belirtilmedikçe her hakkı saklıdır.
Söğütözü Cad. No:43 TOBB-ETÜ Yerleşkesi 2. Kısım 06560 Söğütözü-Ankara
Telefon: +90 312 292 5500Fax: +90 312 292 5555
tepav@tepav.org.tr / tepav.org.trTEPAV veriye dayalı analiz yaparak politika tasarım sürecine katkı sağlayan, akademik etik ve kaliteden ödün vermeyen, kar amacı gütmeyen, partizan olmayan bir araştırma kuruluşudur.


Değerlendirme Notu / Tülin Daloğlu
ABD ile İran arasında 47 yıldır süren husumetin bir gün doğrudan ve konvansiyonel bir çatışmaya evrilmesi, Trump yönetiminin stratejik okumasına göre kaçınılmaz bir ihtimal olarak görülüyordu. Ancak Washington ile Tel Aviv’in İran’a karşı birlikte başlattığı “Destansı Öfke Operasyonu”, daha ilk günden müttefiklerin aynı stratejik öncelikleri paylaşmadığını da ortaya koydu. 7 Nisan’da varılan ateşkesten ve 17 Haziran’da Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında imzalanan 14 maddelik mutabakat zaptından bu yana yaşananlar, askeri başarı anlatısının hızla diplomatik bir gerilim alanına dönüştüğünü gösteriyor. Sürecin akıbeti belirsizliğini korurken müzakerelerin kalıcı bir anlaşmaya evrilmesi de kolay görünmüyor. Ancak mevcut gidişat, şimdiden beklenmedik sonuçlar doğurmaya aday bir tabloya işaret ediyor: Washington ile Tel Aviv arasındaki çıkar ayrışması derinleşme potansiyeli taşırken Washington-Tahran hattında normalleşmenin ilk adımları atılıyor.
Bu ayrışmanın merkezinde İsrail’in 7 Ekim sonrasında kendisine biçtiği bölgesel rol bulunuyor. Hamas’ın 7 Ekim 2023’te düzenlediği terör saldırısının ardından İsrail, önce Gazze’de “Demir Kılıçlar” adı altında yürüttüğü katliamla, ardından da Lübnan’da Hizbullah’a karşı genişlettiği “Kuzey Okları” harekâtıyla ve Suriye’den Yemen’e uzanan İran bağlantılı hedeflere yönelik operasyonlarla, Amerikan askeri ve diplomatik desteğini arkasına alarak kendisini bölgenin fiilî düzen kurucu gücü olarak konumlandırmaya çalıştı. Bu strateji İsrail’e kısa vadede ciddi bir caydırıcılık ve hareket serbestisi sağladı; fakat aynı zamanda Tel Aviv’in güvenlik tahayyülünü Amerikan gücünün sınırlarına bağımlı hâle getirdi. Zira dünyanın en gelişmiş askeri kapasitesine sahip olsa da ABD’nin gücü, ne müttefiklerinin maksimalist taleplerini ne de kendi iddialı siyasi hedeflerini sınırsız biçimde hayata geçirmeye yeterli.
Değerlendirme notuna buradan ulaşabilirsiniz.

22/06/2026

19/06/2026

14/06/2026

11/06/2026

10/06/2026