Arşiv

  • Haziran 2022 (9)
  • Mayıs 2022 (10)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)
  • Şubat 2022 (9)
  • Ocak 2022 (9)
  • Aralık 2021 (13)
  • Kasım 2021 (11)
  • Ekim 2021 (10)
  • Eylül 2021 (11)
  • Ağustos 2021 (12)
  • Temmuz 2021 (8)

    Üretim, yatırım ve tüketim daha mı az ithalata bağımlı oldu?
    Fatih Özatay, Dr. 25 Haziran 2021
    Bu hafta ‘şansınız’ grafikli yazılardan açıldı. Üstelik bu sefer iki tane. Son yazımda belirttiğim gibi ne kadar ithalat yaptığımızın önemli bir belirleyicisi GSYH düzeyimiz. Büyüme arttıkça ithalat da artıyor. Üretim için ara malı ithal ediyoruz. Büyüme yüksekse ve ufukta düşeceği görünmüyorsa, belirsizlik gibi olumsuz unsurlar da yoksa yatırım malı ithalatı da yükseliyor. Keza tüketim malı ithalatı da. İthalatın başka belirleyicileri de var. Mesela reel kur. Ne kadar yüksekse (paramız ne kadar değersizse) ithalat yapmanın maliyeti artıyor, cazibesi azalıyor. [Devamı]
    Ekonomide yapısal dönüşüm gözlenmiyor
    Fatih Özatay, Dr. 23 Haziran 2021
    Türk Lirası son yıllarda önemli ölçüde reel olarak değer kaybetti. Bir ülkenin parasının reel değeri dış ticaret açığını belirleyen unsurlardan biri. Ulusal para reel olarak değer kaybettikçe, ihracatın olumlu (ihraç malları yabancılar açısından ucuzladığından), ithalatın da olumsuz etkilenmesi (ithal malları o ülkede yaşayanlar için pahalılaştığından) beklenir. Dolayısıyla, dış ticaret açığını belirleyen diğer koşullar aynı kalmak üzere, ulusal para reel olarak değer kaybettikçe dış ticaret açığının iyileşeceği söylenir. [Devamı]
    Makûs talihimizi yeniyor muyuz yoksa?
    Fatih Özatay, Dr. 16 Haziran 2021
    2020’nin ikinci çeyreğinde gerçekleşen keskin GSYH düşüşü, bu yılın büyüme oranı ile cari işlemler açığı arasındaki ilişkiyi ilk bakışta şaşırtıcı bir noktaya getirdi. Daha önce gözlenen şuydu: Türkiye ekonomisi ne kadar yüksek oranda büyürse, cari işlemler açığı o kadar yüksek düzeyde artardı. Kriz yıllarında ekonomi küçülürken ya cari fazla verirdik ya da cari açığımız keskin biçimde azalırdı. Bu aslında tipik bir yükselen ekonomi özelliği. Bu yıl ise bu ilişkinin tersi gözlenecek çok büyük ihtimalle. 2020’de büyüme oranımız yüzde 1,8 ve cari açığımız 37 milyar dolar düzeyindeydi. GSYH’ye oranla %5,2 düzeyinde cari açık vermiştik. Çok düşük bir büyümeye karşılık yüksek düzeyde cari açık vardı. Bu yıl ise ekonomimiz yüzde 8’e yakın bir oranda büyüyecek ama cari açığımız 2020’deki düzeyini [Devamı]
    Düşürünce düşecek mi sanılıyor?
    Fatih Özatay, Dr. 11 Haziran 2021
    Ekonomik büyüme yılın ilk çeyreğinde yüksek oldu. Mevcut eğilimleri tersine döndürecek gelişmeler olmazsa yılın ikinci yarısında büyük olasılıkla (bir dönem öncesine kıyasla) kayda değer bir büyüme olmayacak. İstihdam oranı da 2018 başındaki düzeyinin oldukça altında hala. Dolayısıyla şu önermeyi çok duyacağız: ‘Ekonomiyi canlandırmak lazım’. Şimdiden bazı çevrelerden, özellikle iş dünyası temsilcilerinin bir kısmından yüksek sesle olmasa da (kamuya açık olmasa da) duymaya başladık bile. ‘Canlandırmak’tan kastedilen ise, bildiniz, Merkez Bankası’nın politika faizini düşürmesi. Elbette ‘canlılık’ isteyenler işin Merkez Bankası faizinde bitmediğini biliyorlar. Kredi-mevduat faizleri önemli onlar için. Merkez Bankası faiz düşürmeli ki kredi ve mevduat faizleri düşsün diye düşünüyorlar. [Devamı]
    Çok mu zor?
    Fatih Özatay, Dr. 09 Haziran 2021
    Yurtdışındaki kaliteli programlara burslu öğrencilerin gönderildiği, yurtdışından iyi öğretim üyeleriyle takviyeli yurtiçi kaliteli ve az sayıda programın açıldığı, doktora programı açmanın zorlu koşulların sağlanmasına bağlı olduğu bir sistem tasarlamak çok mu zor? [Devamı]
    Yatırım performansımız
    Fatih Özatay, Dr. 04 Haziran 2021
    Son beş yılda yatırım performansımız GSYH’de gözlenen performansın çok gerisinde kaldı. Buna karşılık son birkaç çeyrek makine ve teçhizat yatımlarında keskin artış gerçekleşti. [Devamı]
    2021 Büyümesi
    Fatih Özatay, Dr. 02 Haziran 2021
    Önümüzdeki dönemi kazasız belasız atlatmak için yeniden düşük faiz-kredi artışı macerasına girmemek gerekiyor. İlk çeyrekte, bir yıl öncesinin aynı dönemine kıyasla  %7 oranında büyüdük. Potansiyel büyüme oranımızın üzerinde bir büyüme oranı bu. 2020’de ise çoğu ülkenin ekonomisi daralırken büyüyen nadir ülkelerden biri Türkiye oldu. İkinci çeyrekte ise bir yıl öncesinin aynı dönemine kıyasla çok daha yüksek bir oranda büyüyeceğiz. Zira geçen yılın ikinci döneminde pandemiye karşı alınan kapanma kararları nedeniyle ekonomimiz şiddetli biçimde (%10,3 oranında) küçülmüştü. 2021’i nasıl bir büyüme oranı ile kapatırız? [Devamı]
    Döviz cinsinde borçlanmak
    Fatih Özatay, Dr. 28 Mayıs 2021
    Hazinenin yurtiçinden döviz cinsinden borçlandığı miktarı giderek artırmasının sakıncalarına işaret eden çok sayıda yazı yer aldı bu köşede. 2001’in üçüncü çeyreğinde döviz cinsinden borcun kamunun toplam borcu içindeki payı %56 düzeyindeydi. Sonra giderek düştü ve 2010 ortalarında %26,6 oldu. Ne yazık ki tekrar yükseldi ve şimdilerde %57 düzeyinde. Bu, açık ki, faiz ve borç geri ödemelerinin ve dolayısıyla bütçenin kur artışlarından olumsuz etkilenmesine yol açıyor. [Devamı]
    Manevra alanını daraltmak
    Fatih Özatay, Dr. 21 Mayıs 2021
    Döviz yerine lira cinsinden borçlanmış olsaydık, pandemi nedeniyle işini kaybedenlerle işyerleri kapananlara çok daha fazla destek vermemiz mümkün olacaktı. Salı günü, bizi 2018-19 krizine götüren temel kırılganlığımızın, yani döviz cinsinden borcumuz ile alacağımız arasındaki büyük farkın (döviz açık pozisyonunun) kılık değiştirerek sürdüğünü belirtmiştim. 2018 başından bu yana finans dışı şirketler kesiminin döviz açık pozisyonu belirgin biçimde azaldı ancak kamunun döviz açık pozisyonu daha fazla arttı. [Devamı]
    Ne yazık ki yine bir ‘ancak’ daha
    Fatih Özatay, Dr. 19 Mayıs 2021
    2018-2019 krizine giden süreçte temel kırılganlığımız finans sektörü dışındaki şirketlerin döviz cinsinden borçlarının döviz cinsinden alacaklarına kıyasla (döviz açık pozisyonu) çok fazla olmasıydı. Aradaki fark Ocak 2018’de 221 milyar dolardı. Bu borçların bir kısmının yenilenmesinde sorunlar çıkacağını ima eden gelişmeler –en başta da Trump’ın münasebetsiz tweetleri- Temmuz ve Ağustos 2018’de döviz kurunu sıçrattı ve şirketler kesimimizi zor durumda bıraktı. Sonrasını biliyorsunuz: Ekonomi daraldı. GSYH 2018 ikinci çeyrekteki düzeyine ancak altı çeyrek sonra dönebildi. İstihdam ise bir daha belini doğrultamadı. Bu süreçte hem dış kaynak teminindeki sıkıntılar hem de döviz geliri olmayan şirketlerin döviz cinsinden borçlanmalarının zorlaştırılması finans kesimi dışındaki şirketlerin dövi [Devamı]