Arşiv

  • Eylül 2020 (13)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)

    Etiketler

    İki ayaklı kırılganlığı azaltma programı
    Fatih Özatay, Dr. 25 Nisan 2018
    Seçimden sonra yapısal sorunlara çözüm getirmek üzere ekonomiye odaklanılabilinirse, ele alınması gereken sorunların başında Türkiye’nin yurtdışından kaynak girişine (borçlanmaya) olan bağımlılığı gelmeli. Nasıl azaltılacak?Bu bağımlılık önemsiz düzeylere çekilmedikçe yabancı finans çevrelerinin Türkiye’ye yönelik iştahlarındaki her değişiklik Türkiye ekonomisini etkiliyor. Algılanan riskler nedeniyle risk alma iştahı önemli ölçüde azalıyorsa, önce keskin kur ve faiz artışları gözleniyor. Sonra enflasyon artıyor. Döviz cinsinden borçlu kesimlerin, özellikle de döviz borçları döviz alacaklarından oldukça fazla olan şirketlerin bilançoları bozuluyor. Daha az dış kaynak, bir süre sonra kredi arzını olumsuz etkiliyor. Aynı koşullarda kredi talebi de düşüyor. Tüm bu gelişmeler büyüme oranını dü [Devamı]
    Maratona koşarak devam edebilecek miyiz?
    Fatih Özatay, Dr. 18 Nisan 2018
    Önce yüzeysel kalayım: Önemli makroekonomik göstergelere bakıyorum. Sadece yüzeysel olmakla yetinmiyorum, seçici de oluyorum. Tüm önemli göstergelere değil de bir kısmına odaklanıyorum. Durum şöyle: [Devamı]
    Riskleri artırmaya gerek yok ki
    Fatih Özatay, Dr. 11 Nisan 2018
    Son günlerde uygulamaya konulan ya da uygulanmak üzere kısa bir süre sonra açıklanacağı söylenen ekonomi politikası kararlarını anlamıyorum. “Başka bir dünyanın” kararları gibi duruyorlar.Kararların ortak bir paydası var: Ekonomiyi canlandırmak üzere sağa sola verilecek teşviklere (para dağıtımına) dayanıyorlar. Türkiye’yi hiç bilmeyen bir ekonomiste bu kararları anlatıp Türkiye’nin mevcut durumu hakkındaki tahmini sorsanız, işin ehli bir uzmansa söyleyeceği büyük ihtimalle şudur: “Anladığım kadarıyla ekonominiz ya potansiyelinin oldukça altında büyüyor ya da küçülüyor. Bu durumun nedeni ise ülkenize ilişkin risk algılamasındaki artış değil. ‘Kaynak bulmak –borçlanabilmek-‘ derdiniz yok. Çok muhtemelen şu sıralar paranız yabancı para birimleri karşısında değer kaybetmiyor ve piyasa faizler [Devamı]
    Paket enflasyonunun bir maliyeti: Tüketici enflasyonu
    Fatih Özatay, Dr. 04 Nisan 2018
    Dün mart ayı enflasyonu açıklandı. Beklenmedik bir gelişme yok. Düşük çift haneli rakamlara iyice yerleşti enflasyon: Yüzde 10.2. Enflasyonun dinamiğini daha iyi yansıtan temel (çekirdek) enflasyon ise daha yüksek. B ve C endeksleri mart ayını yüzde 12 ve 11.4 ile kapadılar. “Düşük çift haneli” tanımlamasına “şimdilik” kaydını düşmek gerekiyor. Nedeni açık: Döviz kurunda yaşadıklarımız, önümüzdeki dönemde liranın daha da değer kaybetme olasılığı ile peşi sıra açıklanan ve iç talebi artırması beklenen teşvikler.Enflasyondan neden hoşlanmıyoruz? Aslında soru yanlış oldu. Sanki herkes enflasyondan hoşlanmıyormuş gibi bir izlenim yaratıyor. Şöyle düzelteyim: Neden enflasyondan hoşlanmamalıyız?Enflasyon, birincisi, gelir ve servet dağılımını değiştiriyor. Gelirlerinin hiç olmazsa fiyatlar genel [Devamı]
    Yüksek büyümenin düşündürdükleri
    Fatih Özatay, Dr. 28 Mart 2018
    Yarın 2017’de ekonomimizin ne kadar büyüdüğünü öğreneceğiz. Büyümenin oldukça yüksek olacağına dair hiç kimsenin şüphesi yok. Herhangi bir yılın ya da birkaç yılın büyüme oranını bazı politikalarla yükseltmek mümkün. Önemli olan şu: Büyüme oranını yükseltmek için uygulanacak politikaların olumsuz yan etkilere (yüksek dış borç ihtiyacı, yüksek enflasyon, artan riskler ve kaynak bulma yarışı sonucu yükselen faizler gibi) yol açmaması ve dolayısıyla sürdürülemez olmaması.Bu çerçevede, iki farklı büyüme oranı kavramı olduğuna dikkat etmek gerekiyor. İlki, herhangi bir yıldaki büyüme oranı. İkincisi, sürdürülebilir büyüme oranı. Sürdürülebilir büyüme oranına iktisatçılar ‘potansiyel büyüme’ oranı diyorlar. Açık ki önemli olan potansiyel büyüme oranı ve o potansiyelin yüksek olması. Şöyle düşünü [Devamı]
    Dış şoklara karşı artan duyarlılık
    Fatih Özatay, Dr. 21 Mart 2018
    Çoğu ekonomik gösterge aynı olgulara işaret ediyor: Birincisi, 2002-2007 dönemindeki olumlu ekonomik gelişme 2011 sonrasında gözlenmiyor. İkincisi, 2002-2007 dönemindeki olumlu gidişata karşın Türkiye ekonomisi 2008-2009 küresel krizinden önemli ölçüde etkilendi. İşsizlik beş puan sıçradı ve ekonomi önceki yıllarda yaşadığımız krizlerdeki gibi keskin biçimde daraldı.İlk olguya ilişkin çeşitli kanıtlar ortaya konulabilir: O dönemde işsizlik daha düşüktü, büyüme daha yüksekti, enflasyon sürekli azalma eğilimindeydi ve 2006 sonundaki değeri bugünkünden düşüktü. ABD Merkez Bankası’nın ardı sıra faiz artırdığı zaman aralığında bizim Merkez Bankası sürekli faiz düşürmüştü. Bankacılık sektöründeki kredi artışı zorlama yollarla değil, sağlıklı yollarla gerçekleşiyordu. Mesela kredi-mevduat oranı ş [Devamı]
    Nereye gitti bunca borç?
    Fatih Özatay, Dr. 14 Mart 2018
    Türkiye’nin en önemli ekonomik sorunlarından biri -diğer tüm ekonomik sorunlarının şu ya da bu biçimde etkisi olduğu için belki de en önemli ekonomik sorunu- yüksek işsizlik oranına sahip olması. Kasım döneminde gerçekleşen işsizlik oranı yüzde 10.1 oldu. 2017 ortalaması ise daha yüksek: Yüzde 11. Tarımdaki istihdam yanıltıcı olabiliyor. Bu nedenle işgücü piyasası uzmanları, tarım dışı işsizlik oranına bakmayı daha doğru buluyorlar. O daha da yüksek: Yüzde 13.1.Elbette dünyada bizden daha yüksek işsizlik oranına sahip ülkeler de var. Ama neden kötü örneklere “özenelim”; hedef almamız gerekenlere bakalım: Kasım 2017 verilerine göre işsizlik oranı Japonya’da 2.7, Almanya’da 3.6, ABD’de 4.1 ve İngiltere’de 4.3. Bizim de yer aldığımız G20 grubundaki büyük gelişmekte olan ülkelerden de böyle dü [Devamı]
    Yeni bir enflasyon platosu
    Fatih Özatay, Dr. 07 Mart 2018
    Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüğüne göre plato (yayla) üzerinde düzlüklerin belirgin olarak bulunduğu deniz yüzeyinden yüksek yeryüzü parçasına deniliyor. Bu yazı açısından bu tanımda iki unsur önemli: “Deniz yüzeyinden yüksek” olması ve “üzerinde düzlüklerin belirgin” olarak bulunması.Pazartesi günü şubat ayı enflasyon gelişmeleri açıklandı. Yıllık enflasyonun yüzde 10.3 olduğunu öğrendik. Şubat 2017’den bu yana, bir ay haricinde hiç tek haneli değerlere düşmedi enflasyon. Önümüzdeki dönem için en iyimser tahminler enflasyonun yılsonunda yüzde 10’un “biraz” altında kalacağı şeklinde. Bu tahminlerin temelinde ise önümüzdeki dönemde döviz kurunda kayda değer bir artış olmayacağı varsayımı var. Oysa böyle bir risk olduğu biliniyor.2017 başından bu yana ortalama enflasyon yüzde 11 oldu. Enflasyon [Devamı]
    Kim korkar(dı) hain kurttan
    Fatih Özatay, Dr. 28 Şubat 2018
    Son dört yıldaki döviz kuru artış oranları 2003-2006 döneminde gerçekleşen döviz kuru artışlarına göre çok yüksek. Tabloda hem 2003-2006 hem de 2014-2017 dönemlerine ilişkin enflasyon oranları, yarısı dolar yarısı eurodan oluşan döviz sepetinin lira karşısındaki değerinin (sepet kurun) artış oranları, ABD Merkez Bankası (FED) faizleri ile Avrupa Merkez Bankası (ECB) faizleri veriliyor. Nereden geldiğimizi göstermek için de 2002 yılına ilişkin değerler de yer alıyor tabloda. Tüm değerler yıllık ortalamaları ifade ediyor.Tabloyu inceleyince başka çarpıcı olgular da göze çarpıyor. Birincisi, son dört yılda büyük gelişmiş ülkelerde faiz oranları 2003-2006 dönemi ile karşılaştırılamayacak kadar düşük düzeyde. Üstelik, Türkiye ve benzer ülkeler için daha önemli olan FED faizi 2003-2006 döneminde [Devamı]
    ABD’de faiz artarken Türkiye’de faizi düşürebilmek
    Fatih Özatay, Dr. 21 Şubat 2018
    Geçen hafta kaldığım yerden devam edeyim. O yazının özü şuydu: 2001 krizi sonrasındaki beş-altı yıllık dönemde ekonomik temelleri sağlamlaştırmak için çok doğru adımlar atıldı. Maliye politikası düzgün bir şekilde yürütüldü. Para politikası enflasyona odaklandı. Bankacılık sektörünü sağlamlaştırmak üzere bir dizi reform yapıldı. İstikrarı sağlamaya yönelik bu politikaların dışında, ekonominin sorunlu alanlarında önemli reformlar gerçekleştirildi. Dış politikada ne komşularla ilişkilerde önemli bir sorun yaşandı ne de süper güçlerle. Avrupa Birliği ile işler yolunda gitti ve katılımı kolaylaştıracak bir dizi reform yapıldı. 2002’nin ikinci yarısında yurtta büyük bir siyasi şok gerçekleşti (koalisyon hükümetinin ortağı MHP erken seçim istedi). Yetmedi bir de yanı başımızda savaş başladı; ABD [Devamı]