Arşiv

  • Haziran 2024 (9)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)

    Ocak ortasında hâlâ edilgenlik

    Fatih Özatay, Dr.11 Ocak 2009 - Okunma Sayısı: 928

    Üretim hızla baş aşağı gidiyor. 2009 yılında ne oranda büyüyeceğimize dair yapılan tahminler sürekli aşağıya çekiliyor. Büyüme bir tarafa, ekonomimizin daralma riski oldukça arttı. Peki, böyle bir durumda ne yaparsınız? Bir alternatif hiçbir şey yapmamak olabilir. Neden böyle edilgen bir tavır takınılacağına dair birçok neden sayabilirim; yedi tanesiyle yetineyim.

    Birincisi, 'abartılacak' bir şey yoktur. Çünkü 'olur böyle şeyler' ve de 'nasıl olsa geçer'. Biraz sabır yeter. Bu anlayış, aslında durumun ciddiyetini kavramamak ile eş anlamlıdır.
    Yok, farkındasınızdır durumun ama kadercisinizdir: Her şey olacağına varır. Bu durumda da bir şey yapmaya gerek yoktur. Bu da ikinci nedeni olabilir edilgenliğin. Üçüncüsü, böyle konularda kaderci değilsinizdir ama ne yapacağınızı da bilmiyorsunuzdur. Dolayısıyla, en iyisi bir şey yapmamaktır.

    Dördüncüsü, ekonominin potansiyel büyüme hızının sıfır düzeyinde olduğunu hesaplıyorsunuzdur. Her iktisatçı bilir ki, bir ekonomi potansiyelinin üzerinde kalıcı olarak büyüyemez. Belli sürelerde potansiyelden sapmak mümkündür, ama sorunlar yaratır.
    Bu durumda "Ne yapalım evladımızın potansiyeli buymuş" dersiniz, geçersiniz. Kısacası, bir şey yapmazsınız.
    Beşinci neden ideolojik olabilir: İdeolojinize aykırıdır 'piyasanın işleyişine' karışmak. Ekonomi politikası hakkında nihai karar alacak olanlar ya da onları yönlendirenler, ekonominin devlet müdahalesi olmadan kendi dengesine eninde sonunda geleceğini inanıyorlardır. Şimdiden yapılacak bir müdahalenin istenmeyen sonuçlar doğurabileceğini ve bu nedenle zinhar bir şeyler yapılmaması gerektiğini düşünüyorlardır. Var mıdır bu tip ilginç iktisatçılar? Elbette vardır. Zira iktisat kitaplarında böyle bir 'ekonomi politikası (politikasızlığı)' seçeneği anlatılır.

    Altıncısı, artık "Ya, durum ciddi herhalde" noktasına gelmişsinizdir. Gelmişsinizdir ama üçüncü neden burada da geçerlidir; ne yapacağınızı tam bilemiyorsunuzdur. 'Başkalarının' gelip sizin yerinize ekonomi politikası tasarlamasının 'artık' daha doğru olacağını düşünüyorsunuzdur. Ama bir zamanlar 'tu kaka' yaptığınız kurumlardan medet ummayı kamuoyuna açıklamak için zamana gereksinmeniz vardır. 'Bakın işte tüm dünya aynı yola girdi' falan diyebilmek için biraz oyalanmak iyi olur.

    Yedinci nedenin patenti Güven Sak'a ait. Geçen gün sohbet sırasında ortaya attı, Referans'taki köşesinde de cumartesi günü yazmış, başlığı "Yoksa biz bir deneyin kontrol grubu muyuz?". İlaç deneylerinde bir grup hasta kontrol grubu olarak kullanılıyor. Geriye kalanlara yeni geliştirilen ilaç verilirken, kontrol grubuna bir şey verilmiyor. Dolayısıyla, hastalık, kontrol grubunda normal seyrinde ilerliyor. Böylelikle, tedavi edilenler ile edilmeyenler arasındaki farktan giderek ilacın etkinliğini ölçmek şansı oluyor(muş).

    Tehlikeli hastalıklar için herhalde şu belirtilebilir: Kontrol grubundakiler için kötü son kaçınılmazken, ilaç alanların hiç olmazsa bir şansı var. Güven Sak, dolayısıyla, şu anda 41 ülke krize karşı önlem alıyorken, Türkiye'nin herhangi bir şey yapmamış olmasının arkasındaki nedeni, bizim 'dünyaya bir kıyağımız' olarak niteliyor. Pek de uygun kaçmayan 'kıyak' sözcüğü Güven'in değil, günahını almayayım, ben öyle yorumladım; bu kıyak, 'kontrol grubu olmayı kabul etmiş' olmamızdan kaynaklanıyor.

    Buraya kadar 'bir şey yapmama' alternatifi ve olası nedenleri ile ilgilendik. Bu nedenlerin hangileri geçerli bilemem. Ama ikinci bir alternatif daha var şüphesiz: 'Bir şeyler yapmak'. İyi ama ocak ayının ortasına geldik. Hatırlatmakta yarar var, bugün 'şu' kararı alıp, hemen yarın 'bu' sonucu almak lüksümüz yok. Ekonomi politikası uygulamalarının sonuçlarının görülmesi için zamana ihtiyaç var.

    Bu yazı 11.01.2009 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır