Arşiv

  • Haziran 2024 (6)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)

    Bütüncül yaklaşım gereksinimi

    Fatih Özatay, Dr.22 Ocak 2009 - Okunma Sayısı: 845

    Dört ay önce de doğruydu ama bugün için daha da doğru: İçinde bulunduğumuz kriz ortamında tekil çözümlerden umut beklememek gerekiyor. Ortada birbirleriyle ilişkili sorunlar var, karşı kıyıya (2010)'a geçmek için bunların tümünü dikkate alan, bütünüyle çözmese bile ki bu hayalcilik olur, bu sorunları hafifletmeye çalışan bir ekonomik programa ihtiyaç var. Sorunları bir kez daha tekrarlarsam, daha anlaşılır olacak.

    Dış kaynak sorunu: Birincisi, küresel mali piyasalardaki daralma, bırakın ileriyi bugün bile ne olacağının belirsizliği, küresel fon akımlarını azaltıyor. Bu ortamda özellikle şirketlerimiz, bir ölçüde de bankalarımız dış kredi bulmakta zorlanıyorlar. Bazılar uygun koşullarda bulmakta güçlük çekiyor, diğerleri bir miktar ağır koşullara razı olsa da bulamıyor.

    Güven sorunu: İkincisi, hem küresel kriz nedeniyle, hem de içeride önceleri durumu hafife alan demeçler şimdilerde ise hâlâ yeni bir programın açıklanmamış olması nedeniyle, güven azalıyor. Bu, başka sorunlar yaratıyor, ya da ortadaki sorunları ağırlaştırıyor.

    İç kredi sorunu: Üçüncüsü ki güven azalmasıyla çok yakından ilgili, bankalar hem kendi dertleri nedeniyle (dışarıya kaynak aktarımı sorunu; birinci sorun), hem şirketler kesiminin bu ortamdan kötü etkileneceğini bildikleri için, hem de tüm ülkedeki varlık değerlerindeki düşüş nedeniyle açtıkları kredilere ek teminat istiyorlar. Ya da kredilerini geri çağırıyorlar, taze kaynak yaratmakta nazlanıyorlar.

    Çek ve senetle ticaretin azalması sorunu: Dördüncüsü, güven azalmasına bağlı olarak şirketler arası vadeli alışverişler bıçak gibi kesiliyor. Çek, senet, ticari kredi kullanımı azalıyor. Büyük üreticiler, ana bayilerine ve bayilerine bu ödeme biçimlerini kabul ederek mal satmakta tereddüt ediyorlar.

    Dış talep sorunu: Beşincisi, küresel kriz kürede şirket iflaslarına yol açıyor. Dünya ölçeğinde işçi çıkarmalar artıyor, işsizlik yükseliyor. Gelir düşüyor, beraberinde mal ve hizmet talebini de düşürüyor. Ayakta kalan şirketler ise, hem kredi bulmakta zorlanmaları, hem de talep eksikliği nedeniyle üretimlerini azaltıyorlar. Daha fazla kişi işinden oluyor, gelirler azalıyor, talep daha da düşüyor. Bu gelişmeler, tüm dünyada ihracata dayalı şirketleri ve sektörleri çok zor durumda bırakıyor. Bizde de durum böyle. İhracatımız ve bu nedenle üretimimiz düşüyor.

    İç talep sorunu: Altıncısı, bir önceki maddede saydığım nedenlerle talep düşüyor, ama ek olarak güven azalması ve kredilerdeki daralma nedenleriyle de düşüyor. Yarınından emin olmayan, büyük meblağ tutan tüketim harcamalarını erteliyor. Yatırım yapacak olan 'bir süre sonra' gözden geçirmek üzere projesini rafa kaldırıyor. Harcama yapmaya niyetli olan tüketici ise eskisi kadar rahat tüketici kredisi bulamıyor. Aynı zorluk yine de yatırım yapmak isteyen ya da yarım bırakamayan yatırımcı için de geçerli. Hem dış, hem de iç kredi bulmakta zorlanıyor. Sonuçta iç talep düşüyor.

    Sermaye sorunu: Yedincisi, sermaye yeterliliği kavramı dinamik bir kavram. Kurumların sermayeleri güçlü de olsa, bu gelişmelerin sürmesi halinde ileride sermaye yetersizliği çekmeleri ihtimali var. Özellikle bankacılık kesiminde böyle bir gelişme diğer saydığım diğer tüm sorunları daha da ağırlaştırır.

    Faiz ve kur sorunu: Sekizincisi, bu ortamda kur ve faizlerin yarın ne değer alacağını kimse öngöremiyor. Özellikle de kurların. Bu da mevcut belirsizlikleri önemli ölçüde artırıyor. İç talebi olumsuz yönde etkiliyor.

    Bütçede katılık sorunu: Dokuzuncusu, bütçemizin gelir tarafı büyük ölçüde içinde bulunulan dönemin milli gelirindeki gelişmeler tarafından şekilleniyor. Anlamı şu: 2009'da ekonomimiz küçüleceği için bütçenin gelirlerinde erozyon olacak. Buna karşın bütçe harcamalarının azımsanmayacak bir kısmı katı. Anlamı şu: Bazı harcamaları kısmak, onların yerine iç talebi daha fazla uyarıcı başka harcamaları artırmak olanakları kısıtlı. Yok değil, ama kısıtlı.

    Bu sorunların hepsi iç içe. Bu nedenle bütüncül bir bakışa, yani kapsamlı bir ekonomik programa ihtiyaç var. Mesela, bankaların sermayesinde erozyon olma ihtimali varsa, istediğiniz kadar kredi garanti sistemini genişleterek şirketlerin bankalardan aldıkları kredilerden doğan yükümlülüklerine kefil olun, banka neden kredi açsın ki? Nedeni bir tarafa, nasıl açabilir ki? Tersi de doğru: Sermayeleri yeterli de olsa, kredilerinin geri ödenmeyeceğinden korkuyorlarsa neden kredi açsınlar ki?

    Ya da bütçeniz katıysa, iç talebi artırmak için ne kadar kaynak aktarabilirsiniz ki? Dış kaynak sorununu hafifletmeden içeride kur hareketlerine ilişkin belirsizlikleri nasıl azaltabilirsiniz? Soruları uzatmak mümkün; şimdilik bu kadar yeter, tekrar döneceğim bu konuya.

    Bu yazı 22.01.2009 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır