Arşiv

  • Haziran 2024 (9)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)

    Krize karşı yeni bir öneri (3)

    Fatih Özatay, Dr.26 Şubat 2009 - Okunma Sayısı: 917

    Krize karşı bütüncül bir yaklaşım gerektiği sanırım yeteri kadar açık. Bu açıklığa karşın, şu ana kadar işbaşındaki yönetim hep 'parça başı' iş yaptı: Üç ay önce şu karar, iki ay sonra bu karar. Bu durum, bozulan güveni tamir edici büyük bir haber etkisi yaratmıyor. Daha da önemlisi, bu kararlar bir ekonomik program içinde tutarlılık gözetilerek alınmadıkları için, aslında bir başka alana ayrılırsa daha fazla büyüme ve istihdam etkisi yapabilecek fonlar, daha az etkili alanlarda heba edilebiliyor. Deyim yerindeyse cephane boşa harcanmış oluyor.

    Şu anda krize karşı üzerine düşeni yapan tek kurum olarak ortada Merkez Bankası var. Tüm önlemler ondan geliyor: Faiz indirimi, lira likiditesi açısından sisteme güvence verilmesi, bankalara döviz likiditesi sağlayacak önlemler, ileriye yönelik tahminler... Ama diğer alanlarda tutarlı bir çerçevede pek de bir şey yapılmadığından para politikası önlemlerinin de etkinliği azalıyor.

    Üstelik alınan ve de alınması gereken bazı önlemler, kapsamlı bir önlem paketi açıklandığında gerekecek cephanenin bir kısmının harcanmasına yol açıyor. Elbette bu Merkez Bankası'nın kabahati değil, ama son tahlilde makro ekonomik açıdan, yani bütüncül düzeyde baktığınızda ortaya çıkan sonuç da bu oluyor.

    Son iki yazımda krize karşı alınacak önlemlerin en önemlilerinden bir tanesi üzerinde durdum. Şirketlerin 2009'da vadesi gelen dış borçlarının ödenmesinde önemli sorunlar yaşanabilecekti. Bunu aşmak için hem IMF'den gelen parayı, hem de kısmen Merkez Bankası rezervlerini geçici olarak işin içine sokan bir kredi garanti fonu uygulamasından söz etmiştim.

    Ayrıntısını pazar ve pazartesi günü verdiğim bu sistem işleyecek bir sistem. Ama bir noktaya dikkat çekmek gerekiyor. Önerilen sistemde şirketlere açılacak her 100 dolarlık kredinin 30 doları bankadan, 70 doları da Merkez Bankası'ndan çıkacaktı.
    Bu 70 dolara, kurulacak bir kredi garanti fonu (bunun illa mevcut Kredi Garanti Fonu olması gerekmiyor) garanti verecekti.

    Ticari bankaların 30 dolarlık kısma gönüllü olarak katılmaları için kendilerini döviz likiditesi açısından güvende hissetmeleri gerekiyor. Şirketler kadar olmasa da bankaların da 2009'da vadesi dolan dış borçları var. Son ödemeler dengesi verileri gösteriyor ki, bankalarımız bu kredileri kendi kaynaklarını kullanarak geri ödüyorlar. İki nedenle: Hem bu ortamda yeni dış kaynak bulmakta zorlanıyorlar, hem de buldukları dış kaynağın maliyeti çok fazla.

    Ama bu istemediğimiz bir durum. Biz önce bankaların dış kredi geri ödemesi açısından rahatlamalarını istiyoruz. Daha sonra da şirketlerimize kredi verecek likiditeye ve güvenceye sahip olmalarını.

    Bu durumda bankalara 'tatlandırıcı' vermek gerekiyor ki bu işte gönüllü olsunlar. 'Tatlandırıcı' onlara güven verecek bazı maddi önlemler anlamına geliyor. Mesela, döviz cinsi mevduatlar karşılığı Merkez Bankası'nda bankaların tutmak zorunda oldukları döviz miktarının azaltılması bu önlemlerden olabilir. Bir diğer 'tatlandırıcı', Merkez Bankası'nın döviz depo piyasasından bankalar için ilan ettiği döviz borçlanma limitlerinde ve kullanımında sağlayacağı kolaylıklar olabilir.

    Merkez Bankası birkaç ay önce döviz zorunlu karşılıkları düşürdü. Cuma günü de döviz depolarının kullanımına ilişkin bankalar lehine bazı önlemler açıkladı. Bunların hepsi gerekli önlemlerdi. Ama önerdiğim kredi garanti sistemine bağlanarak, özendirici olarak bu önlemler alınabilirdi. Böylelikle, hem Merkez Bankası'nın amacı hasıl olurdu hem de garanti sistemi daha kolay çalışırdı. 'Cephane harcamak' derken kastettiğim bu.

    Tekraren:  Kredi garantisi sisteminin ya da benzer bir sistemin kurulması kararını verecek olan elbette Merkez Bankası değil. Dolayısıyla, Merkez Bankası'nın "Dur bakalım 'diğerleri' üzerine düşeni yapsın, ben daha sonra önlemleri alırım" deme lüksü yok. Ama bir koşulla yok: 'Diğerlerinin' üzerlerine ne düştüğünü 'diğerlerine' ve kamuoyuna söylemek gerekiyor.

    Bu yazı 26.02.2009 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır