Arşiv

  • Ekim 2022 (2)
  • Eylül 2022 (11)
  • Ağustos 2022 (11)
  • Temmuz 2022 (9)
  • Haziran 2022 (10)
  • Mayıs 2022 (10)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)
  • Şubat 2022 (9)
  • Ocak 2022 (9)
  • Aralık 2021 (13)
  • Kasım 2021 (11)

    Sarkozy'nin imha biçimi

    Fatih Özatay, Dr.24 Mayıs 2007 - Okunma Sayısı: 1278

     

    Yeni bir hükümetimiz olacak seçimden sonra. Bu hükümetin nasıl bir ekonomik program uygulayacağı hepimizi yakından ilgilendiriyor. Disiplinli bir makroekonomik programın uygulanması olmazsa olmaz koşul.Yok şu istemişti, yok bu dayatmıştı, bunları geçin. Biz istiyoruz makro disiplini, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak. 'Kaybolan yılları' bir daha yaşamamalıyız. Bunun asgari koşulu da makro disiplin. Bunu artık tartışmamak gerekiyor. Şüphesiz kimse açık açık makro disiplinden vazgeçeceğiz demiyor, ama başka şekillere bürünmüş olarak karşımıza çıkabiliyor bu risk. Makro disiplinin süreceği bir kez garantilendikten sonra, döviz kuru rejimine ya da enflasyon hedeflemesine yönelik yapılacak tartışmalar akademik tartışmalar olmak durumundadır. Burada benim düşüncem şudur: 2002 başından bu yana işleyen bir mekanizma var; bunu değiştirmemek gerekir. Ufak tefek revizyon olabilir, ama öz aynı olmalıdır.Yeni hükümetin gündemini meşgul etmesi gereken çok daha önemli konular var. Daha önce defalarca vurguladığım gibi yeni bir reform dalgasına ihtiyacımız var. Bir yandan işgücü talebini artırmamız, diğer yandan da talebe cevap verebilecek şekilde insanlarımızı donatmamız gerekiyor.Bunun yolu daha iyi bir yatırım ortamı yaratmaktan, daha iyi bir mesleki eğitim vermekten, işgücü talebini kısıtlayan mevzuatı yok etmekten ve ekonomimizin verimlilik düzeyini nasıl artıracağımızı düşünmekten geçiyor. Yeni bir reform dalgasından, ya da mikro reformlardan kasıt bu işte. Daha üst bir verimlilik düzeyine çıkmamızı engelleyen unsurları 'imha' etmemiz gerekiyor.Öte yandan 'imha' edilmesi gereken unsurlar iyi ki var diye de düşünebiliriz. Öyle ya bu sorunlar var olmasaydı, sürdürülebilir büyüme hızımız şu anda ne düzeydeyse (yüzde 5 mi, yoksa 5.5 mi?), bu düzeyle en azından orta vadede yetinmek zorundaydık. Ancak uzun dönemde, o da kaynaklarımızın doğru kullanılması şartıyla, sürdürülebilir büyüme hızını artırabilirdik: Makro istikrarı sağlamakla yetinecektik. Firmalarımızın teknolojik yenilik yapmalarına duacı olacaktık. Sadece yabancı sermayeden medet umacaktık. Oysa iyimser bir bakış açısıyla, iyi ki bu kadar sorun var. Bunların üstüne gidebilirsek, çok da uzun olmayan bir süre sonunda sürdürülebilir büyüme hızımızı artırabiliriz, cari açık sorunumuzu azaltabiliriz.Salı günü Referans'taki köşesinde sayın Güven Sak, Sarkozy'nin yeni kabinesindeki çeşitlilikten yola çıkarak önemli bir noktanın altını çiziyordu. Fransa, ekonomik açıdan Avrupa'nın en sorunlu ülkelerinin başında geliyor; bizim gibi çözmesi gereken bir dolu sorun var. Özellikle işgücü piyasasında yoğunlaşıyor bu sorunlar.Bu tür sorunların çözümü toplumdaki kutuplaşmaların arttığı bir ortamda mümkün olmaz. Bu tür sorunlar ancak geniş halk kitlelerinin mutabakatı alınarak ortadan kaldırılabilir. Kısacası uzlaşma gerekir. Sarkozy'nin bu kadar 'renkli' bir kabine kurmasının arkasındaki temel neden bu olsa gerek.Bu köşede sayısız kez vurguladığımız bir isteği, Sarkozy örneğinden yola çıkarak bir kez daha vurgulayalım: Başarabiliriz. Yeter ki makro istikrarı bozmayalım. Siyasi gerginliklerden uzak duralım. Bu reformları yapabilirsek, Türkiye'yi şu anda geren ve bazı yorumculara 'iki farklı Türkiye var' izlenimi veren unsurların bir süre sonra nasıl da önemlerini yitirdiklerini göreceğiz. Marifet bunları gerçekleştirmekte, bunların gerçekleşmesi her alanda uzlaşma gerektiriyorsa o uzlaşmayı yapabilmekte.

     

    Bu köşe yazısı 24.05.2007 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır