Arşiv

  • Haziran 2024 (11)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)

    Çapanın sözlük anlamı mı değişti?

    Fatih Özatay, Dr.30 Eylül 2007 - Okunma Sayısı: 1503

     

    Uzun bir süredir düzgün makroekonomik politikalar uygulayarak kamu finansmanını disiplin altına alan, borcunu sürdürülebilir düzeylere çekmiş, uyguladığı politikalara güven duyulan ama hâlâ küresel piyasalarda olacak biteceğe karşı hassasiyet gösterebilecek ülkeleri düşünün. Bu tür ülkelerde bilanço sorunları kısmen sürüyor olabilir. Mesela, bankacılık sektörü sağlamdır, ancak şirketler kesiminin döviz borçları döviz cinsinden alacaklarından çok daha fazladır.Küredeki olumsuz büyük bir şok, uluslararası sermayenin bu tür ülkelerden çekilmesine, kendi güvenli limanlarına doğru yelken açmasına yol açabilir. Bu durumda bu ülkelerde büyük kur sıçramaları görülecek, dolayısıyla, yukarıda belirttiğim türden bilanço zayıflığı gösteren kesimler derinden sarsılabilecektir.Diğer bir ifadeyle, bu tip ülkeler uzun bir süredir doğruları yapmalarına karşın, kendi dışlarında olan biten yüzünden, mesela ABD tutsat piyasasından kaynaklanan zayıflıklar nedeniyle cezalandırılmış olacaklardır. Şok çok büyükse, sermaye kaçışı da çok fazla olacak, o ülkelerin para birimleri müthiş miktarda değer yitirecek, bilanço zayıflıklarını hâlâ düzeltememiş olan kesimler çok zor durumda kalacaktır.Temel soruİktisat teorisi Asya kaplanlarında 90'ların sonlarına doğru ortaya çıkan krizlerden büyük ders çıkardı. O dönemde bu ülkeler hızla büyüyorlardı, enflasyonları düşük düzeylerdeydi, en azından önemli kısmının cari işlemler açığı ya da bütçe açığı gibi sorunları yoktu. Yine de derin bir kriz yaşadılar. Sonra anlaşıldı ki bilanço zayıflıkları (geri dönmeyen krediler, döviz cinsi borçların döviz alacaklarına göre çok fazla olması, borçların kısa alacakların çok uzun vadeli olması ve benzerleri) çok büyük bir kırılganlık kaynağı.Vaktiyle uygulanan kötü politikalar nedeniyle dağ gibi birikmiş sorunları var bazı ülkelerin. Türkiye'nin kayıp yıllarını (90'ları) ve o dönemde biriken sorunları gözünüzün önüne getirin. Bu tip ülkeler günah çıkarıp doğruları yapmaya başlasalar, bu yönde çok mesafe alsalar da o sorun yumağı yavaş yavaş çözülüyor. Özellikle bilanço zafiyetleri bir müddet devam edebiliyor. Bu arada 'küre' boş durmuyor. Her türlü olumsuzluk yaşanabiliyor. Bu durumda şu soru son derece önem kazandı. Doğruları yapan bu ülkeleri kendi dışlarında olan biten olumsuzluklardan korumak mümkün müdür?IMF de uzunca bir süredir bu soruya yanıt arıyor. Araştırmalara yapıyor, toplantılar düzenliyor. Internet sayfasında bu konuda çeşitli yazılar var. Bunlardan iki rapor bu çalışmalar hakkında iyi bir fikir veriyor. İlki 3 Ağustos 2006 tarihli. Başlığını Türkçeye şöyle çevirmek mümkün: 'Piyasaya Erişimi Olan Ülkeler İçin Yeni Bir Likidite Aracı Üzerine Düşünceler'. İkinci rapor daha güncel. 13 şubat 2007 tarihli ve başlığı 'Piyasaya Erişimi Olan Ülkeler İçin Yeni Bir Likidite Aracı Üzerine Ek Düşünceler: Tasarım Sorunları'.Yeni mali araçTartışılan likidite aracına bir de isim koymuşlar: 'Rezerv Artırma İmkânı (reserve augmentation line, kısaca RAL diyorlar)'. Bu raporların ilkinin dört numaralı paragrafının ilk ve son cümlelerini aşağıda veriyorum. Bu son cümle Türkiye'de son zamanlarda konu hakkında yazılanların bir kısmı, özellikle de işin nasıl 'patlak' verdiği dikkate alınınca çok eğlenceli hale geliyor. Bakın ne deniliyor o cümlelerde (koca paragraftan kopuk bu cümlelerin anlaşılabilir olması için parantez içinde bazı açıklamalar yaptım):'Yeni araç (RAL kastediliyor), uygulanan güçlü politikaları daha da kuvvetlendirerek ve bir kriz çıkması olasılığını azaltarak hem üye ülkelerin hem de mali sistemin yarar sağlamasını amaçlamaktadır... Yeni enstrüman (kriz anında kullanmak üzere ya da krizlerden bağışık olduğunu kanıtlamak için) likit olmayı arzu edenlerin, bu tür maliyetli bir rezerv birikimine (döviz rezervi birikimi) duydukları ihtiyacı azaltmaktadır.'Dikkatinizi çekmek isterim. Döviz rezervi biriktirmenin üye ülkelere maliyetinden dem vuruluyor. Bu maliyetin azaltılması gereğinden söz ediliyor! Hangi ülkeler için? Uzun bir süredir doğruları yapan, ancak hâlâ kendi dışlarında olan bitenlere hassas olanlar için.Geride bıraktığımız hafta içinde tartışılan konuyla bir ilgisi var mı sizce? Hani, Türkiye'nin yeni çapasının döviz rezervi olacağı haberiyle? Rezerv birikiminin yaratabileceği sorunlar, mali disiplinden vazgeçiliyor tartışmaları, falan.Bırakın IMF'nin üzerinde çalıştığı ve RAL'ı odak alan yeni anlaşma çerçevesini, sizce bizde altı yıldır uygulanmakta olan programın özüyle (çapa olarak mali ve parasal disiplin ile yapısal reformlar) bir ilgisi var mı 'rezerv çapasının'? Bu özün hâlâ yeterince anlaşılmamış olması ilginç değil mi? Anlaşılmadığı için değil midir "Teknik açıdan gerekiyor da onun için bu programı uyguluyoruz" yerine "IMF dayattı, biz de uyguluyoruz" yakınmaları? Sürdüreceğim.

     

    Bu köşe yazısı 30.09.2007 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

     

    Etiketler:
    Yazdır