Arşiv

  • Temmuz 2024 (8)
  • Haziran 2024 (14)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)

    Yeni bir çapanız olsun ister miydiniz?

    Fatih Özatay, Dr.04 Ekim 2007 - Okunma Sayısı: 1140

     

    Yeni çapa üzerine pazar günü başladığım 'dizi'ye devam ediyorum. Önce özetleyeyim: Stand-by yerine, IMF ile farklı bir anlaşma çerçevesi olasılığı vardı. O çerçevenin ismi de 'Rezerv Artırma İmkânı (reserve augmentation line: RAL)' idi. IMF ile RAL anlaşması imzalayabilecek ülkenin uzun bir süredir sağlam bir makroekonomik politika uyguluyor olması gerekiyordu. Borcu sürdürülebilir düzeyde olmalıydı. Normal koşullar altında IMF kredisi kullanım ihtiyacı olmamalıydı. Buna karşın ani sermaye hareketlerinin yaratabileceği tahribata karşı bir miktar kırılganlık göstermeliydi ekonomi. Ama bu kırılganlıkların azaltılmasına çalışılan bir yapısal reform ajandasına da sahip olmalıydı.Bu durumda yenilenebilir birer yıllık RAL anlaşması imzalayabiliyordu o ülke. Bu anlaşmanın sağladığı imkân şuydu: Büyük dışsal şoklar oluşup, uluslararası sermaye bizim gibi ülkelerden kaçarsa, o ülke eğer zor duruma düşer ve başvurursa kotasının üç katına ulaşan kredi kullanabiliyordu IMF'den. Türkiye için, tercümesi, gerektiğinde yaklaşık 5.5 milyar dolarlık bir kaynak demekti. Şu soruda kalmıştık: Bu anlaşma işimize yarar mı?Son iki yazıda tartıştığım hususlar dikkate alındığında şu nokta hemen belirginleşiyor. Bu tür bir anlaşma imzalayan ülke istikrar açısından bir üst lige çıktığını ilan etmiş oluyor. Uyguladığı düzgün maliye ve para politikası ile yapagelmekte olduğu yapısal reformlar sayesinde büyük dışsal koşulların yokluğunda 'kazasız belasız' yolunu sürdürebileceğinin IMF tarafından da kabul edilmesi demek.Pazartesi günü dört koşul saymıştım bu tür bir anlaşmanın imzalanabilmesi için. Bu koşulları destekleyici ek göstergelere de bakılıyor şüphesiz. Mesela aday ülkenin 2006'da 'kürede' yaşanan türbülansı ya da benzerlerini kazasız belasız atlatmış olması gerekiyor.Bu tür bir anlaşma imzalanınca o ülke 'tek başına' bırakılmıyor. Yine makroekonomik göstergeleri izleniyor. Gelişmeler ve uygulanan politikalar hakkında IMF yılda iki kez resmi rapor yayımlıyor. Eğer sorunlar saptanıyorsa, bu sorunlar giderilene kadar bu tür bir krediye erişim olanağı askıya alınıyor.Bu çerçevede bakılınca bu türden bir anlaşmanın yararsız olacağını ifade etmek mümkün değil: Olgunlaştığınız kabul ediliyor ve olgunlaşmanıza yol açan programın sürdürülüp sürdürülmediği 'denetlenerek' tüm dünyaya denetim sonuçları duyuruluyor.Kuvvetli çapanızı kaybetmiş falan olmuyorsunuz. Hiçbir şekilde 'egzotik bir değişken', mesela Merkez Bankası'nın döviz rezervi yeni çapanız olmuyor. Yine ekonomi teorisinde 'yapma' denilen şeyleri yapmamanız gerekiyor. Yani, mali ve parasal disiplin programınızın çekirdeğinde yer alıyor.Şirketler kesiminin ya da bankacılık sektörünüzün ya da her ikisinin birlikte bazı kırılganlıkları olduğunu kabul ediyorsunuz. Bu olumsuz bir nokta gibi görünse de, cümle âlem üç aşağı beş yukarı bu konuda bilgi sahibi. Bir olumsuzluk yok dolayısıyla. Üstelik bu anlaşma sayesinde, bu kırılganlıkların en aza indirilmesini sağlayacak bir reform paketi uygulayacağınızı biliyor piyasalar.Şüphesiz mevcut alternatifler ile kıyaslanıp ne tür bir anlaşma ile yola devam edileceği hakkında nihai karar verilecek. Ama tekil olarak ele alındığında RAL'ın rahatsız edici bir tarafı yok. Gerçi, şüpheci olup ayrıntıları didik didik etmekte yarar var. Ama şu aşamada ortada da bir ayrıntı yok. Dolayısıyla, yukarıda sorduğum soruya yanıtım, genel çerçeve dikkate alındığında ve ayrıntılar daha sonra değerlendirilmek üzere, "Evet, bu anlaşma yarar sağlar" şeklinde.

     

    Bu köşe yazısı 04.10.2007 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır