Arşiv

  • Mayıs 2024 (12)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)
  • Haziran 2023 (13)

    Çekirdek enflasyonu mu hedeflesek?

    Fatih Özatay, Dr.19 Kasım 2007 - Okunma Sayısı: 1213

     

    Enflasyon son yıllarda önemli bir katılık gösteriyor. 2004 başından bu yana yıllık enflasyon genellikle yüzde 7.6 ile 10 arasında seyretmiş. Buna 'katılık bandı' diyebiliriz. Tam mart ayından bu yana enflasyon düşüyor ve bandın alt sınırının belirgin biçimde altına iniyor derken, yine yıllık enflasyonda yükseliş gerçekleşti. Üstelik kamunun ürettiği mal ve hizmetlerin fiyatlarına yapılmakta olan zamlar, önümüzdeki aylarda enflasyonu biraz daha artırma riski taşıyor.Şüphesiz 'katılık bandı'na geri dönüşe neden bulmak mümkün. Mesela, ham petrol fiyatları yüksek düzeylerde salınıyor. Gıda fiyatları tüm dünyada artıyor. Keza metal fiyatları da. Dolayısıyla, olan bitenin aslında 'katılık' olmadığı, dışsal nedenlerle enflasyonun yükseldiği ileri sürülebilir.Olabilir. Ancak, 2006'da da durum üç aşağı beş yukarı böyleydi. Sonuçta şu ya da bu nedenle dört yıla yaklaşan bir süredir enflasyonda belirgin bir iniş eğilimi bir türlü oluşmuyor. Evet, çekirdek enflasyon aşağıya doğru gidiyor, evet Merkez Bankası raporları ve duyuruları 2008 için bize olumlu mesajlar veriyor; ama sonuçta salt ana rakamlara bakınca o katılık bandı da hep karşımıza çıkıyor. Bu da enflasyon hedefi ile ölçüldüğünde yüzde 11.8, bir yıl sonrası için beklenen enflasyon ile ölçüldüğünde ise yüzde 10 gibi yüksek bir düzeyde olan reel faizin aşağıya inmesi açısından fazla bir umut vermiyor.2006 içinde bir ara 'tarafsız (nötr) reel faiz' düzeyi üzerine bir yazı kaleme almıştım. Farklı tanımları olsa da "büyüme hızını potansiyel büyüme hızı düzeyinde tutan reel faiz düzeyi" olarak tanımlayabiliriz bu faizi. Farklı bir ifadeyle, reel faiz bu düzeyde ise, para politikası ne ekonomiyi daraltıcı sıkılıktadır, ne de ekonomide suni bir canlanma yaratacak gevşeklikte.Tarafsız faiz haddini ancak önemli bir hata payı ile hesaplamak mümkün oluyor. Parmak hesabı yaparsak: Gelişmiş ülkelerdeki makul reel faiz düzeyini (yüzde 2 gibi) alalım. Türkiye'de sermaye bu ülkelere kıyasla kıt olduğu için 'risk taşımayan' reel faiz düzeyinin bunun bir miktar üzerinde olduğunu düşünelim (yüzde 3.5-4 gibi). Riskleri de ekleyelim (mesela kredi riskimiz şu sıralarda 230 baz puan düzeyinde). Bu parmak hesabı sonucunda Türkiye için tarafsız reel faiz düzeyinin yüzde 6-7 dolaylarında bir yerde olabileceğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla şu anda mevcut reel faiz düzeyinin bu tarafsız reel faiz düzeyinin üzerinde olduğunu rahatlıkla belirtebiliriz. Bunun iki nedeni var. Birincisi, 2007 boyunca mali disiplindeki yalpalama ve bir ara yoğunlaşan siyasi gerginlik nedeniyle faiz indirilecek bir ortamın oluşmaması. İkincisi, yukarıda sözünü ettiğim katılık bandından bir türlü kurtulamamak.Siyasi gerginlik ortadan kalktı. Mali disiplinin kalıcı biçimde sağlanacağına dair güvenceye ihtiyacımız var. Mesela bu güvence kurallı bir maliye politikası olabilir. Diyelim ki önümüzdeki aylarda bu kuvvetli çapa da atılacak.İş bitmiyor: Sorun şu ki enflasyonun katılık bandının dışına çıkmasına izin vermeyen dışsal unsurların büyük bir kısmının yok olup olmayacağı belli değil. Eğer bu olumsuz unsurların ortadan kalkma olasılığı zayıfsa, MB'nin enflasyon hedeflemesi rejimini gözden geçirmesinde yarar var. Ana enflasyon yerine çekirdek göstergenin hedeflenmesi üzerinde durulabilir. Bu alternatifi tartışmamız gerekiyor.

     

    Bu köşe yazısı 19.11.2007 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır