Arşiv

  • Aralık 2022 (1)
  • Kasım 2022 (10)
  • Ekim 2022 (9)
  • Eylül 2022 (11)
  • Ağustos 2022 (11)
  • Temmuz 2022 (9)
  • Haziran 2022 (10)
  • Mayıs 2022 (10)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)
  • Şubat 2022 (9)
  • Ocak 2022 (9)

    Bu seferki dalgalanma neden farklı?

    Fatih Özatay, Dr.28 Ocak 2008 - Okunma Sayısı: 972

     

    Son zamanlarda olan biteni doğru değerlendirebilmek için üç noktaya dikkat etmek gerekiyor: Birincisi, karşı karşıya olduğumuz tehlike dünyanın en büyük ekonomisinin klasik anlamda bir resesyona girmesi ve bunun tüm dünyada yaratacağı olumsuz etkiler değil. Eğer tek sorun klasik biçimiyle bir resesyon olsaydı, çok fazla tedirgin olmamıza gerek yoktu. Buna dün değindim.İkincisi, uluslararası mali piyasalardaki sarsıntı 2004 ve 2006 yıllarının mayıs aylarında patlak veren dalgalanmalardan nitelik olarak çok farklı. Farkın ana nedeni, bu sefer tüm mali sistemle ilgili bir sorunla karşı karşıya olmamız. Üstelik bu soruna ilişkin inanılmaz bir belirsizlik var ortada ve bu belirsizlik nedeniyle ortadaki riskleri ölçemiyoruz. Her an yeni bir şey olabilir korkusu var etrafta. Bunu da dün ele aldım.Dikkate alınması gereken üçüncü nokta ise şu: Türkiye'de şu andaki koşullar o zamankilerden oldukça farklı. Bugün sıra bu iç farklılıkları ele almaya geldi. Nedir bu farklılıklar?İlk farklılık, büyüme hızımıza ilişkin. 2004 mayısında başlayan büyük dalgalanma öncesindeki son üç çeyreğin büyüme hızları şöyle: 2003'ün üçüncü çeyreğinden başlayarak sırasıyla yüzde 5.5, 6.1 ve 11.8. 2006 mayısında patlak veren dalgalanma öncesindekiler (2005'in üçüncü çeyreğinden başlayarak) ise yüzde 7.7, 9.5 ve 6.7. Oysa elimizdeki son verilere göre 2007'nin ikinci çeyreğinde yüzde 4.1, izleyen çeyrekte ise sadece yüzde 1.5 oranında büyümüşüz. Özetle, çok daha düşük bir büyüme hızıyla girdik son sarsıntıya.İkinci fark, işsizlik oranına ilişkin. 2003'te tepeye yükselen işsizlik, sonra düşüş eğilimine girmişti. Oysa son açıklanan veriler işsizlik oranının yine yükselmeye başladığını gösteriyor.Üçüncü olarak, çekirdek enflasyon eğilimleri de farklı. 'H' endeksi ile ölçüldüğünde 2005'in başlarından itibaren hızlı bir düşme eğilimine girmişti çekirdek enflasyon ve 2006 nisanında geldiği düzey yüzde 5.4 idi. Oysa şimdi yükselme eğilimi gösteriyor ve üstelik düzeyi de yüksek (yüzde 6.6).Cari işlemler açığı eskiden de sorundu. Şimdiki düzey biraz daha yüksek. Ek olarak şirketler kesiminin döviz cinsinden borçları ile döviz cinsinden varlıkları arasındaki farkın açıldığı bir dönemdeyiz. Gerçi bu farklılığı tam olarak ölçemiyoruz, ama eldeki veriler yine de böyle bir sorun olduğunu gösteriyor.Beşinci farklılık çapalara ilişkin. O dönemlerde Türkiye, AB sürecini çok daha istekli götürüyordu. Ayrıca kuvvetli bir ekonomik programımız vardı ve bu programın gereklerine uyduğumuz tüm dünya tarafından kabul edilebilir biçimde ilan ediliyordu (IMF çapası). 2007 seçim dönemindeki gevşeme nedeniyle ekonomik programımızı zayıflattık. Yola nasıl devam edeceğimizi "Zamanı gelince açıklarız" diyoruz. O zaman şimdi değilse ne zaman?En önemli iki farklılığı sona bıraktım: Krizden sonra uyguladığımız programla bataklığı kuruttuk, bastığımız zemini sağlamlaştırdık. Ekonomimizi sıçramaya hazır hale getirdik. Bunu sadece makroekonomik disiplinle sağlamadık. Aynı zamanda kurumsal yapımızı da değiştiren reformlar yaptık. Oysa son zamanlarda olan bitene bir bakın: Yapılan reformların neden yapıldığının idrak edildiği, yani işin özünün anlaşıldığı gibi bir hava var mı ortalıkta? Misal: Özü kavrayan, ekonomik programın başarısının vazgeçilmez koşullarından birisi olan para politikasının kredibilitesini azalttığını fark etmez mi? Kurumsal yapının önemli olduğunu anlayan, neden o yapıyı zayıflatsın ki?Çok daha önemlisi şu: Tarihsel bir fırsat yakalamıştık Türkiye'yi bir üst düzeye sıçratmak için. Bunu sağlayacak ikinci nesil reformların açıklanmasını bekliyorduk. Bu açıklama inandırıcı olursa, mali piyasalardaki sarsıntının yaratacağı büyük tehlikelere karşı verilmiş en iyi yanıt olacaktı. Açıklanan eylem planına bir bakın: Bu işlevi görme potansiyeli var mı sizce? Reform tasarlayabilme potansiyelimiz hakkında bir umut veriyor mu? Devam edeceğim.

     

    Bu yazı 28.01.2008 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır