Arşiv

  • Aralık 2022 (1)
  • Kasım 2022 (10)
  • Ekim 2022 (9)
  • Eylül 2022 (11)
  • Ağustos 2022 (11)
  • Temmuz 2022 (9)
  • Haziran 2022 (10)
  • Mayıs 2022 (10)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)
  • Şubat 2022 (9)
  • Ocak 2022 (9)

    Gidişat kendi krizimize doğru mu?

    Fatih Özatay, Dr.27 Mart 2008 - Okunma Sayısı: 1086

     

    Şöyle kocaman bir varsayımla başlayalım işe: ABD ekonomisinde işler yolunda, resesyon yaşanmıyor, ufukta tehlikesi de görünmüyor. Uluslararası mali sistem ise sapasağlam. Ne petrol fiyatları, ne de diğer önemli malların fiyatları uçuk kaçık düzeylerde.Bir düşünün: Bu koşullar altında öyle güzelce arkamıza yaslanıp oturabilir miyiz? Ekonomimizin geleceği açısından içimiz rahat olabilir mi? Bu sorulara yanıt verebilmek için bu köşede defalarca yer alan bazı olguları kısaca hatırlamakta yarar var:İki temel sorunla karşı karşıyayız. Birincisi, işsizlik oranımız yüksek. Üstelik, kadınlarımızın işgücüne katılımı son derece düşük. Bu katılım daha yüksek düzeyde olsa, işsizlik oranımız şimdiki düzeyinin oldukça üzerine çıkacak.İkincisi, mevcut büyüme potansiyelimiz hem bu işsizlik oranını makul düzeylere indirmek için, hem de gelişmiş ülkelerin refah düzeyine kısa zamanda ulaşmak için yeterli değil. Hatırlarsanız çok çarpıcı bir grafiğe yer verdim bu köşede defalarca. Türkiye'nin fert başına gelir düzeyinin AB üyesi ülkelerin fert başına gelir düzeylerinin ortalamasına oranı vardı grafiklerde. Aynı oran birkaç ülke için daha veriliyordu. 1970'lerin başından bu yana bizimki yatay bir seyir izlerken, İrlanda, Kore ve Çin gibi çok farklı programlar uygulayan ülkelerinki yukarıya doğru hareket ediyordu. Yani, biz gelişmişlere kıyasla yerimizde sayıyorduk, onlar ise aradaki mesafeyi kapatıyorlardı.Şurası önemli: 2001 krizinden bu yana uygulaya geldiğimiz ekonomik program bu iki temel soruna çözüm üretmeyi amaçlamıyordu. Böyle bir kapasitesi de yoktu, iddiası da. Ama çok önemli bir başka işlevi vardı: Bu iki temel soruna çözüm getirecek önlemlerin alınacağı zemini hazırlayacaktı. Yani, bataklığı kurutup, astığımız zemini sıçramaya uygun bir duruma getirecekti. Farklı bir ifadeyle, onlarca yıl çürütülen ekonomik temellerimizi sağlamlaştıracak ve istikrarı sağlayacaktı.Anlamı şu: Yeni bir programa gereksinmemiz var. Mevcut program miadını doldurdu. Yeni programda eskisinde olduğu gibi istikrarı sağlayıcı önlemler mutlaka olmalı. Ama bu yetmez. Bizi yukarıya sıçratacak ikinci kuşak reformlar bu programın asıl itici gücü olmalı.Şimdi ortada böyle bir program yok. Olmayınca da mevcut durumdan bir adım ileriye gitme şansımız yok. Mevcut durumda ise, son yıllardaki en düşük büyüme hızı, artma eğilimi gösteren işsizlik, hedefin çok üzerinde bir enflasyon ve yine artma eğilimindeki faizler var.Ama durun: Mevcut durumu mumla aramamız tehlikesi var kapıda. Zira doludizgin siyasi bir kavgaya doğru gidiyoruz. Şu risk giderek artıyor: Çok daha az yatırım, daha yüksek işsizlik oranı, daha düşük büyüme hızı, daha yüksek faiz ve düşmeyen enflasyon.Şimdi başlangıçtaki varsayımı kaldırın ortadan. Yurtdışındaki mevcut depremin belirsiz bir süre daha devam ettiğini düşünün. Bu durumda, az önce saydığım temel makroekonomik göstergelerin daha da olumsuz yönde gelişeceği açık.Bitmedi, yurtdışındaki depremin güçlenip başka ülkelere de yayılacağı bir başka senaryo hayal edin. AB mali sisteminde de karışıklıklar olacağını varsayın. Kabul edersiniz ki olasılığı düşük değil bu riskin. Şirketler kesimimizin döviz cinsinden son derece borçlu olduğunu da hatırlayın...Bu gidişat 'hayırlara vesile mi' sizce?

     

    Bu yazı 27.03.2008 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır