Arşiv

  • Aralık 2022 (1)
  • Kasım 2022 (10)
  • Ekim 2022 (9)
  • Eylül 2022 (11)
  • Ağustos 2022 (11)
  • Temmuz 2022 (9)
  • Haziran 2022 (10)
  • Mayıs 2022 (10)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)
  • Şubat 2022 (9)
  • Ocak 2022 (9)

    Gidişattan korkmalıyız

    Fatih Özatay, Dr.30 Mart 2008 - Okunma Sayısı: 1109

     

    Marie-Jeanne Rose Bertin 1747-1813 yılları arasında yaşamış çok ünlü bir modacı. Fransa'nın ilk moda tasarımcısı olarak bilenen bu hanım, Kraliçe Marie-Antoinette'nin önce şapkacısı ve terzisi olmuş, sonra da sırdaşı. 'Moda Bakanı' olarak da biliniyor kendisi. Özellikle saç aksesuarları ile o dönemin moda hayatına damgasını vurmuş. Bugünkü köşemizde yer almasının nedeni şu ünlü sözü: "Unutulanın dışında yeni hiçbir şey yoktur."Krizler söz konusu olduğunda unutulmaması geren birkaç temel özellik var. Bir tanesi şu: Nerede bilânço zafiyeti varsa, orada sorun var demektir. Diğeri de şöyle: Bir kurumun borçlarının varlıklarına oranı ne kadar yüksekse (kaldıraç oranı), o kurum o kadar tehlike altındadır. Bunu 'bir kurum' yerine, bir sektör için düşünürsek, krizle ilgisi hemen ortaya çıkar. Şüphesiz, her iki özellik birbirleriyle yakından ilişkili.Üçüncü bir özellik de şu: 'Normal' zamanlarda yüksek bir kaldıraç oranı ve bilanço zafiyeti pek göze batmaz. Sorun olarak addedilmezler de. Ama büyük bir dışsal şok, bunların aslında ne denli büyük birer sorun olduğunu hemen ortaya koyar. Evet, büyük dışsal şoklar sık sık oluşmaz, oluşsalardı zaten 'şok' olarak adlandırılmazlardı, ama bir kez ortaya çıktıklarında da bu zayıf bünyeli kesimleri can evlerinden vururlar.Denetim ve gözetim bu nedenle asıl olarak kötü günleri kazasız belasız atlatmak içindir. İyi günlerde 'pişmiş aşa su katmak' pahasına denetim ve gözetime sarılmak gerekir. Bu pişmiş aş 'hızlı büyüme' olabilir mesela. Su katma eylemi ise şirketler kesiminin bilânço zafiyetine düşmesini engelleyici önlemler almaktır.Bu 'kötü günlerdeki' temel ekonomik sorunumuz şirketler kesimimizdeki bilânço zayıflığı. Merkez Bankası'nın (MB) en son Finansal İstikrar Raporu'na göre şirketler kesiminin 2006 yılında kullandığı nakdi kredilerin yüzde 71'i yabancı para cinsinden krediler. Bir başka rakam: Eski milli gelir serilerine oranla şirketler kesiminin net dış kredi kullanımı 2006 yılına kadar yüzde 2.8'in altında kalmış. 2006'da yüzde 4.8'e, 2007'de ise yüzde 5.6'ya sıçrıyor. İki yılda iki kat artış var. Yeni milli gelir verileri kullanınca elbette bu değerler daha düşük olacak, ama bir yıldan diğerine artış hızı üç aşağı beş yukarı aynı kalacak.Biz yine MB'nin son Finansal İstikrar Raporu'na dönelim (Tablo I.14). O tabloda banka dışı kesimin yabancı para cinsinden döviz varlıkları ile döviz borçları yer alıyor. 2005 yılının sonunda şirketler kesiminin yabancı para cinsinden borcu, yabancı para cinsinden alacaklarına kıyasla 27 milyar dolar daha fazlaymış. Söz konusu açık pozisyon 2006 yılının sonunda 37 milyar dolara, 2007 haziranında ise 51 milyar dolara yükselmiş. Şüphesiz MB'nin raporunda vurguladığı gibi şirketlerin açık pozisyonunu tam ölçemiyoruz. Öte yandan açık pozisyonu kimin verdiği daha önemli. Açık pozisyonu yüksek olanın döviz kazancı da yüksekse, o açık pozisyondan o kadar da korkmamak gerekir, falan...Ama krizler üzerine yapılan teorik ve uygulamalı çalışmalar bize gösteriyor ki, bilânço zayıflıklarının olduğu yerden korkmak gerekir 'kötü günlerde'. Şirketler kesimimizin apaçık bir biçimde kur sıçramalarına karşı belirgin bir zafiyeti var. Unutmayalım ki, yeni bir şey olduğunu sanmayalım: Dün (2001) bankacılık sektörü zayıf halkamızdı, sonra ne olduğunu biliyoruz. Elbette, ekonomimiz düne kıyasla çok daha sağlam. Ama bir de Çin atasözü vardı. Neydi o söz? 'Her zincir en zayıf halkası kadar güçlüydü.'Bizim zayıf halkamız da şirketler kesiminin açık pozisyonudur. Bu nedenle gidişattan korkmalıyız. Bu nedenle eylem planı değil, eylem yapmalıyız. Bu nedenle 'dümende olduğumuzu' göstermeliyiz. Sahi, dümende kim var?

     

    Bu yazı 30.03.2008 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

     

    Etiketler:
    Yazdır