Arşiv

  • Temmuz 2024 (7)
  • Haziran 2024 (14)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)

    MB’nin temel sorunları

    Fatih Özatay, Dr.05 Mayıs 2008 - Okunma Sayısı: 891

     

    Para politikasının önünde önemli sorunlar var. Neler bunlar? Önce şöyle uzaktan, mesela ‘uzaya çıkıp’ baksanız, hiç de ilginç gelmeyecek ve de akademik olarak son derece sıradan, ‘Aman, yine mi?’ dedirtecek olanından başlayayım. Oluş biçimi ilginç değil, ama doğurduğu sonuçlar önemli.

    2006’nın ilk aylarında Merkez Bankası (MB) yönetimi büyük ölçüde değişti. Yönetimde yer alanların bir kısmının zaten görev sürelerinin sonu gelmişti; değişim doğaldı. Şüphesiz, enflasyonda elde edilen başarıya atıfla, dönemin başkanının görev süresi uzatılabilirdi, o yol tercih edilmedi. Son derece doğal ve de yasal.

    Garip olanı bu değişimin yapılış biçimiydi. Daha doğrusu ‘yapılamayış’ biçimi. Neredeyse bir kriz haline geldi bu değişim. Sonraları başka alanlarda defalarca gördük benzeri ‘kriz oluşturma’ yeteneğini. O isim gitti, bu isim geldi, sonuçta bir dolu insan yıprandı, onlarla birlikte Merkez Bankası da. Çok geçmeden nisan ayının sonuna doğru uluslararası mali piyasalarda bir çalkantı başladı. Çalkantı öncesinde yurtiçi faiz haddi, faizlerin serbest bırakıldığı 1980’lerin başlarındaki mali serbestleşme döneminden bu yana kaydedilen en düşük düzeydeydi (yüzde 13.66). İki ay gibi kısa bir sürede yurtiçi faiz haddi 10 puan arttı, kur da yüzde 30’a varan oranda sıçradı.

    Hem enflasyon bekleyişleri bozuldu, hem de MB’nin ileriye yönelik enflasyon tahminleri. Dışarıda şu andaki gibi çok büyük bir belirsizlik yoktu, deprem yaşanmıyordu. Dört bir koldan arz şokları da sarmamıştı etrafı. Dolayısıyla, çalkantının eninde sonunda geçmesi ve Türkiye’nin kendi makroekonomik politikaları tarafından belirlenen iktisadi temellere dönmesi beklenirdi. Bu durumda MB’nin faizleri yükseltmesi doğru bir tercih olacaktı.

    Ama iktisadi temellerimizi belirleyen makroekonomik politikaların ve yapısal reformların özünün pek de anlaşılmadığına dair bir kanıt vermişti işbaşındakiler. MB yönetim değişimini bir ‘kriz’ haline getirerek... Bu durumda MB’nin kredibilitesi de erozyona uğramaya başlamıştı. Bu erozyon, zaten yükseltilmesi gereken faizlerin daha fazla yükseltilmesine neden oldu. MB ‘aşırı’ denebilecek bir tepki verdi.

    İzleyen dönemde faizlerin düzeyi hep yüksek kaldı. Ne yazık ki düşürmek için uygun bir zaman da ortaya çıkmadı. Cumhurbaşkanlığı seçimi ile başlayan siyasi gerginlikler hep sürdü. Mali disiplinde seçim sırasında gevşeme oldu. Akabinde de uluslararası mali piyasalarda deprem yaşandı. Bu ortamda bir ara çekirdek enflasyon düşme eğilimine girdi. Arz şoklarının belirginleşmeye başlamasına karşın, oldukça yüksek düzeyde olan faizleri düşürmek için MB bu ‘fırsatı’ değerlendirmeyi tercih etti. Bu faiz düşüşünü birkaç ayda kesmedi, 2008’in ilk aylarında da sürdürdü.

    Şimdi aynı ortamda faizleri yükseltmeye hazırlanıyor MB. Bu da ister istemez önceki kararını sorgulatıyor. Muhtemelen faiz düşürme sürecini kısa kesseydi bu kadar sorgulanmayacaktı yeni kararları. Ama işin özünde 2006’daki o kötü yönetilen değişim süreci var.

    Uzun sözün özü şu: MB’nin ilk temel sorunu, hani o akademik açıdan hiç de ilginç olmayan temel sorunu şu: Para otoritesinin kredibilitesini olumsuz yönde etkileyen, bu nedenle de aldığı kararları ister istemez etkileyen uygulamalar. MB’nin uygulamaları değil elbette. İşbaşındakilerin uygulamaları.

    Hükümetin ekonomik alanda ne yaptığı, daha doğrusu ne yapmadığı da bizi MB’nin ikinci temel sorununa getiriyor. Asıl sorun ise küreselleşmeden kaynaklanıyor. Onlar daha ilginç. Perşembeye...

     

    Bu yazı 05.05.2008 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır