Arşiv

  • Temmuz 2024 (7)
  • Haziran 2024 (14)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)

    Anlamak o kadar zor mu?

    Fatih Özatay, Dr.15 Mayıs 2008 - Okunma Sayısı: 1094

     

    Farkındaysanız, 'krizde en kötü geride kaldı', yok 'ileride derinleşebilir' falan derken mayıs ayının ortasına geldik. Bu kadar süreyi önemli bir belirsizlik altında geçirdik. Geldiğimiz noktada piyasada daha yüksek bir faiz haddi var, tüketici ve yatırımcı güveni daha düşük, büyüme hızımız da düşük olacağa benzer. Kısacası, dışarıdaki depremin etkisi beklendiği gibi oldu.

    Yakınlarda mart ayı sanayi üretimi açıklandı. Buna göre, 2008'in ilk üç ayında sanayi sektöründe üretim bir yıl öncesinin aynı dönemine göre yüzde 6.8 oranında arttı. Oysa 2007'nin aynı döneminde sanayi üretimi büyümesi yüzde 8.5 düzeyindeydi. Farklı bir ifadeyle, bu yılın ilk üç ayında sanayinin performansı 2007'ye kıyasla daha kötü.

    Gerçi tek başına sanayi üretiminin performansı milli gelir artış hızımız açısından kesin bir yargıya varmak için yeterli değil. Ama 2007'de hem milli gelirdeki, hem de sanayi üretimindeki artış hızlarının 2006'ya kıyasla daha düşük olduğunu da unutmamak gerekiyor. Üstelik krizden bu yana en düşük büyüme hızımız yüzde 4.5 ile 2007'de gerçekleşti.

    Mevcut belirsizlikler, düşük güven ve yüksek faiz dikkate alındığında sanayi sektöründeki olumsuz performansın yılın ikinci çeyreğinde de devam etmesi beklenir. İnşaat sektöründe sıkça dile getirildiği gibi gidişat kötüyse, bu durumda yılın ilk yarısındaki milli gelir artışının 2007'deki düzeyinin altında kalması ihtimali artıyor. Tahminlerimizle uyumlu,  ama açık ki iyi bir haber değil. Bu durumda, büyüme hızını artırmak isteyenlerin şu noktalara dikkat etmesi gerekiyor:

    Birincisi, hem yatırım harcamaları, hem de genellikle büyük meblağ tutan tüketim harcamaları (dayanıklı tüketim harcamaları) ile yani büyüme hızımızla ekonomiye duyulan güven arasında önemli ve aynı yönlü bir ilişki var. Mevcut güven endeksleri bize ekonomiye duyulan güvenin azalmakta olduğunu söylüyor.

    İkincisi, reel faiz oranı ekonomimizin içinde bulunduğu duruma ve bu durumda uygulanan ekonomi politikalarına duyulan güvenin bir göstergesi. Diğer gösterge de kredi riskimiz (Embi getiri farkı). Nominal faiz oranı bir ara yüzde 16'nın altına inmişti. O dönemde bir yıl sonrası için beklenen enflasyon oranı da yüzde 8'i aşmıyordu. Şimdi, aynı değerler yüzde 19.5-20 ile yüzde 9.5 dolaylarında. Diğer bir ifadeyle, reel faiz oranımız yüzde 7.4 düzeyinden yüzde 9-9.5 dolaylarına çıkmış durumda. İki puanlık bir artış var.

    Keza, kredi riskimiz, faiz oranı yüzde 16 dolaylarındayken 220 baz puan kadardı. Şimdilerde 300 baz puanın yukarısında. Üstelik bu yükselme yabancıların risk alma iştahlarında son günlerde bir artış olmasına karşın gerçekleşmiş durumda. Hem reel faiz, hem de getiri farkı değişik açılardan Türkiye ekonomisindeki risklerin arttığını ifade ediyorlar.

    Üçüncüsü, enerji fiyatları ve emtia fiyatları tüm dünyada yükseliyor. Hem cari işlemler açığımız hem de enflasyon oranımız açısından iyi haber değil bunlar. Bu nedenle de Türkiye'nin riski artıyor. Dördüncüsü, yakınlarda kredi notumuzda olumsuz yönde 'küçük' bir değişiklik yapıldı; görünümü değiştirildi. Bu da riskimizi yükseltiyor.

    Siz ekonomi politikası tasarlıyor olsanız böyle bir ortamda öncelikle hangi soruya yanıt ararsınız? Herhalde ilk düşünmeniz gereken bu olumsuz gidişatın nasıl tersine çevrileceği olur. Yani, bu risklerin nasıl azaltılacağı, ekonomiye duyulan güvenin nasıl artırılacağı ile meşgul olursunuz. Tüketim harcamalarını ve yatırımları, kısacası büyümeyi artırmanın yolu buradan geçer çünkü.

    Bu soruların herhangi birinin yanıtında 'mali gevşeme' sözcüğü yer alır mı Allah aşkına?  Ya da 'Kamu borcunun milli gelire oranı çok düşük düzeyde' diyerek bu riskleri ortadan kaldırabilir misiniz? Bu 'tablo' zaten borcun düştüğü bir ortamda gerçekleşmedi mi?

     

    Bu yazı 15.05.2008 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır