Arşiv

  • Temmuz 2024 (7)
  • Haziran 2024 (14)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)

    MB’ye yardım gerekiyor

    Fatih Özatay, Dr.19 Mayıs 2008 - Okunma Sayısı: 1108

     

    Mayıs ayının beşinde para politikasının karşı karşıya olduğu temel sorunlar üzerinde durmaya başlamıştım. Akademik açıdan son derece sıradan olan ilk sorun, para otoritesinin kredibilitesini olumsuz yönde etkileyen, bu nedenle de aldığı kararları ister istemez etkileyen uygulamalarıydı işbaşındakilerin. Bunun en güzel örneği de 2006 yılında bir türlü halledilemeyen yönetim değişikliği sürecinde yaşananlardı.

    O dönemde Merkez Bankası'nın (MB) dışarıdaki fırtınaya tepkisi çok yüksek bir faiz artışı oldu. Sonrasında da yüksek düzeyde kalan faizi düşürecek bir ortam tüm koşullarıyla oluşmadı. Biraz oluşur gibi olduğunda faiz indirimi başladı, ama bu süreç uzatıldı ve dışarıdaki depremin şiddetlenmesine karşın sürdürüldü. Şimdi de aynı dış koşullar altında tekrar faiz artırımı başladı. Bu ister istemez sorgulatıyor önceki faiz indirim sürecinin uzunluğunu. Ama bu sorunun temelinde o yüksek faiz tepkisi ve bu tepkiye yol açan 2006'daki kredibilite aşınması var.

    İkinci sorun, ekonomi politikası oluşturmakla yükümlü olanların neredeyse 2007'nin başlarından bu yana pek bir şey yapmamaları. Bunca aradan sonra yapmaya kalktıklarında ise 'Şimdi bu da nereden çıktı?' dedirtmeleri. Orta Vadeli Mali Çerçeve buna iyi bir örnek. Olmazsa olmaz sosyal güvenlik reformunun biraz 'light' biçimde çıkmasından az sonra ilgili kurumun başındaki kişinin haberdar olmadığını söylediği, ama haberdar olması gereken ve de 'yine mi' dedirten bir prim affının gündeme gelmesi bir diğer örnek.

    Bunlar MB'nin işini son derece zorlaştırıyor. Neden zorlaştırdığını anlamak için biraz sonra sayacağım noktaları hatırlamakta yarar var. Ama önce girizgâh: Dışarıda olan biteni kontrol etmemiz mümkün değil. Ama o olan bitenin içeriye vereceği zararı en aza indirmeye çalışmak bizim elimizde. Örtük enflasyon hedeflemesi döneminde dışarıda türbülans olduğunda MB yönetiminin içi büyük ölçüde rahattı. Zira iktisadi temelleri güçlü tutan bir ekonomik program vardı. Dışarıda fırtına dinince bu güçlü programın belirlediği ana olumlu eğilime dönüleceği biliniyordu. Özünde bu nedenle MB yönetimi o fırtınaların hiçbirinde politika faizini yükseltmedi. Piyasada faizlerin önemli ölçüde artmasına, hatta sıçramasına karşın.

    Oysa şimdi o program o zamanki o güçlü biçimiyle ortada yok. Giderek 'sulandırılmış'
    bir biçimde uygulanıyor. Bu, birinci nokta.

    O program aynı güçlü biçimiyle ortada olsaydı bile, yine de yeterli olmayacaktı. Zira Türkiye'nin şu anki ihtiyaçlarına (hem istikrar, hem potansiyel büyüme hızının yükseltilmesi) yanıt verecek şekilde tasarlanmış bir program değildi. Oysa istikrarı sağladıktan sonra temel amacımız potansiyel büyüme hızını artırmak olmalı (idi). Kısacası o program miadını doldurdu. Ama miadını dolduran o programı bile arar durumdayız (istikrar boyutu nedeniyle). Üçüncüsü, dışarıda olan biten o dönemde olan bitenden çok daha farklı bir nitelik taşıyor. O zamanlar fırtınalar vardı; şimdi ise büyük bir deprem yaşadık. Bitip bitmediği bile hâlâ şüpheli.

    Böyle bir ortamda MB'nin dönüp kamuoyuna "Merak etmeyin, eninde sonunda dışarıdaki deprem eninde sonunda bitecek ve kendi güçlü programımızın yarattığı olumlu ana eğilime tekrar döneceğiz" deme şansı yok. Bu durum faiz politikasını son derece zorlaştırıyor. Enflasyonla mücadele açısından bu koşullarda nafile de olsa faiz artırmak zorunda kalıyor MB. Bu sevimsiz durumdan bir çıkış yolu, enflasyon hedefinin yükseltilmesi. Hedef, yasaya göre, hükümetle MB tarafından ortaklaşa belirleniyor. Bakalım önümüzdeki aylarda hedefin değiştirilmesi konusunda hükümet MB'ye yardımcı olacak mı?

    Aslında bu soru bile durumun 'acayipliğini' yeteri kadar ortaya koyuyor. Son tahlilde para politikası bir hükümetin iki önemli kısa vadeli ekonomik politika aracından birisi değil mi?

     

    Bu yazı 19.05.2008 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

     

    Etiketler:
    Yazdır