Arşiv

  • Temmuz 2024 (7)
  • Haziran 2024 (14)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)

    Kraliçe (bile) beğendi

    Fatih Özatay, Dr.26 Mayıs 2008 - Okunma Sayısı: 1053

     

    Bir buçuk günlüğüne Paris'teyim; Afganistan'la ilgili uluslararası bir toplantı. Çok yakın birkaç Afgan dostumun neler 'çektiğini' neredeyse otuz yıldır biliyorum. Önce Rus işgali, en sonunda da Taliban rejimi nedeniyle onlarca yıl ülkelerine gidemeyen insanlardan bahsediyorum.

    Mesela, Yenimahalle beşinci durağın arkasında zemin altı tek oda evde geçen beş yıldan ilticaya, oradan da Afgan kabinesinde önemli bir göreve... İnanılmaz bir serüven...
    Onlarca yıldır yaşananlar hakkında bir fikir sahibi olmak isteyenlerin okuyabilecekleri çok etkileyici iki güzel roman var. Halit Hüseyni (Khaled Hosseini) yazmış: Uçurtma Avcısı
    (Kite Runner) ve Bin Muhteşem Güneş ( A Thousand Splendid Suns).

    Ne yazık ki Afganistan cephesinde yeni fazla bir şey yok. Yokluk, yokluk... Enerji yok, içme suyu yok, güvenlik yok, hiçbir şey yok... Yardım yapmak isteyen çok sayıda ülke, kuruluş var, ama koşullar inanılmaz zor. Ne diyelim; Allah yardımcıları olsun...

    Bende bunca karamsarlığa yol açan, üstelik işitip okuyacaklarımdan derin bir hüzün duyacağıma neredeyse yüzde yüz emin olduğum kısa seyahatin hüzün kısmından söz etmeyeceğim. Yola çıktıktan sonra iki adet not almışım; Türkiye'nin 'haliyle' ilgili...

    İkincisinden başlayayım: Bu konuda bayağı bir aralıkla yazdım; hep kafamı kurcalıyor: Çocuklarımızın eğitimine, pardon yanlış oldu, bir üniversite diploması almalarını sağlamaya korkunç miktarda kaynak ayırıyoruz. Ben 1973'te liseden mezun oldum; dershane nedir bilmeyen mutlu bir kuşaktanım. Oysa şimdilerde neredeyse altıncı sınıftan başlayarak çocuklarımızı ittiğimiz dershane çılgınlığını hepimiz biliyoruz.

    Peki, bunca gerilime soktuğumuz, mutsuz ettiğimiz, mutsuz etmek için de çokça para harcadığımız çocuklarımızın nasıl eğitim aldıklarının farkında mıyız? Az bir kısmı iyi üniversitelerde üst düzey eğitim alıyor. Çok şükür... Ya gerisi?

    Ne olur bir bakın çocuklarınızın üniversite sonrası hazırlandıkları sınavlara, ya da üniversitedeyken girdikleri sınavlara. 'Tanrım, bunları ezberlemek zorundalar mı?' tepkisini sık sık vereceğiniz ne çok soruyla karşılaşacaksınız kim bilir?Afganistan falan derken nereden çıktı şimdi bunlar? Basit: Yurtdışı işlemlerimi yapan, işini yaparken de karşısındakine son derece kibar davranan pasaport polisi, pasaportumda yazan eski görevimi okuyanca sordu: 'Merkez Bankası başkanının ve başkan yardımcılarının görev süresi ne kadardı?' Yanıtımı beklemeden 'Beş yıldı değil mi?' diye ekledi. Ben 'Beş yıl' diye yanıtlamaya çalışırken, 'Kusura bakmayın, son girdiğim sınavda sordular da' diye nazikçe açıkladı.
    İşletme yükseköğrenimine devam ediyormuş. Düşünsenize, Merkez Bankası başkanının görev süresini bilse ne olur, bilmese ne olur! Ama bu tek örnek değil ki... 2000 yılında yaptığım bir 'bilirkişilik' görevinden hatırlıyorum; 'Aşağıdakilerden hangisi İngiltere Merkez Bankası'nın amaçları arasında değildir?' diye bir soru vardı. La havle... Yahu, İngiltere Merkez Bankası'nda çalışacak olursam, açar bakarım web sayfasına; ya da basılı yasasına! Sınavdan sonra bir daha zinhar hatırlamamak üzere 'kahretsin' diye ezberlemek zorunda mıyım?

    Bu tür bir eğitim sonuçta bizi iyi bir konuma getirmiyor. Çok kişi yazdı, hatırlarsanız ben de yazdım; OECD ülkelerindeki lise öğrencilerine yönelik yapılan değerlendirmeler var. İleride unutulabilecek bilgiyi değil de, düşünme ve çözümleme yeteneğini sınayan...  Ne yazık ki sıralamada sonlardaydı yerimiz.

    Havaalanında elime bir de broşür geçti. Ankara Belediyesi hazırlamış. Şöyle diyesi: 'İngiltere kraliçesi (bile) yeni havaalanı yolunu çok beğendi.' Parantez içine aldım, haksızlık etmeyeyim; 'bile' sözcüğü var mıydı tam hatırlamıyorum. Ama hani yoktuysa bile, olsaydı, broşüre pek de yakışmaz mıydı?

     

    Bu yazı 26.05.2008 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır